Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Alo Fatih çağının sonu göründü

  • 20.03.2014 00:00

 Yavuz Baydar benim, 1976 yılında bir gün Stockholm’deki evimin kapısını çalarak kendini tanıttığı günden bu yana, yaklaşık 40 yıllık bir dostum.

Stockholm Gazetecilik Yüksek Okulu’ndan mezun olan, 1980’den bu yana da yurt dışında ve yurt içinde çalışarak engin tecrübe kazanan bir gazeteci. Baydar, 17 Mart günü Londra’da, gazetecilik mesleğinde yüksek başarı gösterenlere verilen Avrupa Basın Ödülü’ne ‘özgür basın için verdiği mücadele’ nedeniyle layık görüldü. Ödülü Guardian Gazetesi Genel Yayın Müdürü Alan Rusbridger ile paylaştı.

Baydar bu ödülü fazlasıyla hak etti. Zira Türkiye’de gazetecilik meslek ahlak ve ilkelerinin, mesleğin bazı en kıdemlileri tarafından dahi yerlerde süründürüldüğü bir dönemde, Okur Temsilcisi (ombudsmanı) olarak kaleme aldığı yazılarında söz konusu ahlak ve ilkeleri ayakta tutmak için takdire şayan bir mücadele verdi. Bu nedenle iki kez işine son verildi. 2004 yılında, Dünya Ombudsmanlar Birliği’nin başkanı olduğu bir sırada, bir köşe yazarının manşet olan yazısının tümüyle uydurma olduğunu ortaya çıkarınca (gazetenin o günkü patronu olan Aydın Doğan tarafından) Milliyet’ten ayrılmak zorunda bırakıldı. Geçen yaz, yazısında Gezi Parkı gösterileriyle ilgili haberleri eleştiren okur mektuplarına yer verdiği için, Ahmet Çalık’ın sahibi olup Erdoğan’ın damadı tarafından yönetilen Sabah gazetesinde sansüre uğradı, ardından da işine son verildi.

Her kriz, bir fırsat! Ben de aynen CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum: “17 Aralık’ı ülkesini seven insanların operasyonu olarak görüyorum.” Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamında, mahkeme kararıyla yapılan (dolayısıyla suç delili olarak değer taşıyan) ses kayıtları, birçok alanda Türkiye’de bir dönemin sonunun göründüğüne işaret ediyor. Bu alanlardan biri de, muhakkak ki medya. Dün, kendini milletin ve devletin sahibi gören generallerin, bugün bir başbakanın gazete yöneticilerine “Alofatih… Alomustafa…” diye telefon açarak, gazete patronlarını telefonda azarlayıp ağlatarak neyin haber olup olamayacağına, neyin yazılıp yazılamayacağına, kimin gazetede çalışıp çalışamayacağına karar verebildiği dönemin sonu (evet, henüz gelmediyse de) göründü.

Umarım, daha düne kadar, Erdoğan’ın ‘dükkân sahipleri’ teorisiyle en gelişkin halini ortaya koyduğu ‘teori’ye, yani medyanın sahipleri tarafından yönetilmesinin meşru olduğunu, bir gazete ile buzdolabı fabrikası arasında hiçbir fark olmadığını savunanlar, ortaya çıkan kepazelik karşısında ne kadar yanlış düşündüklerini kavrama fırsatı bulacaklar. 17 Aralık operasyonuyla ortaya çıkan gerçekler, umuyorum, editoryal bağımsızlığın, yani medyanın asker ya da sivil yöneticilerden talimat alan gazete patronları ve yöneticileri tarafından değil, bizzat gazeteciler tarafından yönetilmesinin özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzen bakımından ne kadar vazgeçilmez olduğunun anlaşılmasına büyük katkı yapacaktır.

Evet, her kriz bir fırsat. 17 Aralık operasyonu, güdümlü medya için sonun başlangıcı olabilir. Yavuz Baydar da, Avrupa Basın Ödülü’nü aldığı gün Today’s Zaman’da çıkan yazısında özetle şunları söylüyordu: “Türkiye’de medyanın yöneticileri tarafından uzun süredir gizlenen sırlarının açığa vurulduğu dramatik olayların ortasındayız. Yolsuzluğun boyutlarını açıklayan ve hesap verilmesini talep eden gazetelerin çoğalmasıyla cesur gazeteciliğe giden kapıların açıldığını görüyoruz. Erdoğan’ın yapay medyasının çöküş çatırtıları pek çok gazetecinin kulaklarına müzik gibi geliyor.”

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.