Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Üzgün, kırgın ve kızgınım

  • 27.03.2014 00:00

 Dost ve yakınlarım son zamanlarda beni kızgın ve öfkeli görmekten yakınıyor ve alıştıkları, olaylara serinkanlı, olabildiğince nesnel bakabilen tavra dönmeye davet ediyorlar. Doğrusu, onlara hak veriyorum. Ama gerçekten üzgün, kırgın ve kızgınım. Niye?

Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu AKP hükümetinin iktidardaki ilk iki döneminde, Türkiye’nin artık bir eşiği aştığı, askerî vesayet dönemini geride bıraktığı, özgürlükçü demokrasiyi yerleştirme yolunda ilerlediği kanısına varmıştım. Bazı sorunlara rağmen gerek ekonomi, gerek demokratikleşme, gerekse dış politika alanlarında daha önce hiç görmediğimiz kadar başarılı bir hükümetle karşı karşıya idik. Artık uluslararası toplantılarda göğsümüzü gere gere konuşabiliyorduk.

Bu hükümete, Türkiye’nin önyargılarla malul olmayan bütün insanları gibi ben de genelde destek verdim. Ona çelme takmak isteyenlere karşı tavır aldım. Bundan dolayı hiç pişman da değilim. Zira, AKP’nin ilk iki iktidar döneminde Türkiye’nin tümüyle geri çevrilemeyecek kazançları oldu. Zenginleşti, demokratikleşme ve iç barış yolunda ilerledi ve değeri bütün dünyada daha iyi anlaşılır oldu.

Ben 27 Mayıs 1960 ile başlayan bugüne kadarki hemen bütün askerî darbelere ve darbe girişimlerine tanık olmuş bir kuşağa mensubum. Görece kısa süren askerî yönetim dönemlerini bir kenara bırakırsak, sivillerin işbaşında olduğu Türkiye’de bugüne kadar bu denli otoriterleşen ve gırtlağına kadar yolsuzluğa bulaşan başka bir hükümet görülmedi. AKP iktidarının üçüncü döneminde doğru yolda ilerlediğine inandığımız Türkiye rüyasından uyanışımız, çok acı oldu. Meslek hayatımın son döneminde görece huzurlu bir ortamda çalışabileceğimi düşündüğüm bir sırada, otoriterleşme ve yozlaşmaya karşı özgürlük ve hukuk devleti mücadelesi vermek zorunda kalmak, kolay sindirilebilen bir durum değil.

Adalet ve Kalkınma Partisi’ni Türkiye’nin dünyaya bir armağanı olarak görmüştüm. Türkiye’nin kendine özgü İslamcı akımı içinden, kültürel değerleri itibarıyla muhafazakâr, ama siyasî ve ekonomik değerleri itibarıyla liberal bir kadro ve partinin ortaya çıkmasını Anadolu’nun mucizelerinden biri olarak nitelemiştim. AKP’yi bir lider, kişi partisi olarak değil bir kadro ve idealler partisi olarak anlıyordum. Üçüncü iktidar döneminde bu partinin, başına çöreklenen Erdoğan ve kliğine hâlâ, hemen tümüyle katlanıyor olması; AKP’nin kurucu babalarının “özgül ağırlıklarını” partiden ve ülkeden bu denli esirgiyor olmaları bana inanılır gibi gelmiyor.

“Sevr sendromu”nun bunca eleştirisinin yapıldığı bir toplumda, okumuş yazmış, belirli bir eğitimi olan insanlar arasında dahi, komplo / kumpas teorilerinin hâlâ beyinleri bu denli zehirliyor olmasına, yutturulabiliyor olmasına şaşıyorum.

Askerin siyasî rolünün son bulması için verilen mücadelede aynı saflarda yer aldığım kimselerin, arkadaşlarımın, “hem darbe var, hem yolsuzluk…” deyip, temel sorunun otoriterleşme, hukuk devletinin ayaklar altına alınması olduğunu görmekten kaçınmalarını, Erdoğan’ı aklamak için binbir dereden su getirmelerini gördükçe canım fena halde sıkılıyor.

Meşruiyeti sorgulanır hale gelmiş bir başbakanın meydanlarda sağa sola “vatan hainliği” suçlaması yağdırması, belki paçayı bu yolla kurtarırım diyerek Hizmet Hareketi’ne iftiralar ve hakaretler yağdırması, nefret suçunun dik âlâsını işliyor olması vicdanımı sızlatıyor.

Evet, üzgün, kırgın ve kızgınım. Ama asla karamsar değilim. Türkiye Erdoğan ve kliği tarafından yönetilmeye mahkûm olacak kadar ilkel bir toplum değildir. Önümüzde bir değil üç seçim var.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.