Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Hukuksuzluk ve yolsuzluğa evet denemez

  • 3.04.2014 00:00

 Geçen yazın Gezi protestolarından bu yana birçok başka köşe yazarı gibi ben de sosyal medya üzerinden örgütlü küfür kampanyasına hedef oluyorum. İş bununla da kalmıyor.

Okur-yazar olduğuna inandığımız kimseler arasından da beni ‘darbeci’ yahut tam tersine ‘doğrudan demokrasi taraftarı’ olarak niteleyen ya da isteklerimi gerçeklerin yerine koyduğum gerekçesiyle alay konusu yapanlar çıkıyor. Bunlara cevap vermeyi düşünmüyorum, çünkü değerlerimiz farklı, aynı dili konuşmuyoruz.

Herhangi bir laik veya dinsel ya da etnik cemaate mensup değilim. Her zaman olduğu gibi (yanılıyor olabileceğimi kabul ederek) bilgi ve tecrübelerim ışığında doğru bildiklerimi yazıyor, söylüyorum. 12 yıldır bana bu imkânı tanıdığı için Hizmet Hareketi medyasına şükran borçluyum. Bakış açım esas olarak şu: Tanımını Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği normlarında bulan özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirmeden hiçbir sorunumuzu çözemeyeceğimize inanıyorum.  Şunları savunuyorum: Hükümetler, hür ve serbest seçimle işbaşına gelmeli; insan haklarına, öncelikle fertlerin ifade, örgütlenme, din ve vicdan özgürlüklerine saygı göstermelidir. Fertlerin temel hak ve özgürlükleri yanında etnik ve dinsel azınlıkların saygı görmeleri ve korunmaları da hukuk devleti güvencesinde olmalıdır. Aksine davranan hükümetler meşruiyetlerini yitirir. Türkiye toplumunun çok farklı talepleri olan siyasi, dinsel ve etnik kesimlerden oluşması, birliğin ve dirliğin korunması açısından bu normların yerleşmesini bilhassa gerekli kılıyor.

Bu bakış açısıyla Başbakan Erdoğan’ın başında olduğu AKP iktidarına ilk iki dönemi boyunca genelde destek verdim. Çünkü Türkiye bu yıllarda AB çıpasıyla zenginleşti, demokratikleşti ve uluslararası itibar kazandı. Bu yıllar boyunca Türkçü ve Kürtçü etnik milliyetçilerin, laikçi ve vesayetçi Kemalistlerin ve de Marxistlerin hedef tahtasında oldum. Hiç aldırmadım. Sondönemde ise giderek tırmanan otoriterleşme ve yozlaşma karşısında AKP hükümetini hak ettiği ölçüde eleştiriyorum. Bu yüzden yediğim küfürler umurumda değil. Bu eleştirileri yaparken, AKP ile Erdoğan ve kliği arasında ayrım yapmaya dikkat ediyorum, çünkü bu partiyi Erdoğan ve kliğinden ibaret görmüyorum. Gül, Arınç, Babacan ve diğerleri, Erdoğan değil. Zamanla bu ayrımın günışığına çıkacağına dair ümidimi kaybetmedim.

Her seçimde oyumu kime vereceğimi açıklıyorum. Çünkü meslek ilkeleri ve ahlakı bana yorumlarımı nesnel, objektif veriler üzerine dayandırmayı zorunlu kılıyor, ama fikrimi söylemeyi de. Bu yerel seçimde ve bu seçimle sınırlı olarak oyumu CHP’ye vereceğimi yazdım, okurlarımı da buna çağırdım. Sonra gereken düzeltmeyi yaptım; bulunduğunuz yerde AKP’nin karşısındaki en güçlü parti hangisiyse ona verin diye yazdım. Bu tamamen taktik bir oy tercihiydi; CHP’yi benimsemekle hiçbir ilgisi yoktu. Zira hiçbir koşul altında hukuksuzluğa ve yolsuzluğa evet denemez. Muhaliflerine verilen oyların AKP’ye bir uyarı olmasını istedim. Yoksa AKP’nin seçimi kaybedeceği elbette ki aklımın ucundan bile geçmedi.

AKP iktidarı bu uyarıyı aldı mı? Seyfettin Gürsel’in analizinde işaret edildiği üzere AKP 2 milyona yakın oy kaybetti, oy oranı yüzde 49,9’dan 43,5’e, 6 puandan fazla düştü. (Radikal, 2 Nisan) AKP değilse bile Erdoğan’ın uyarıyı aldığından eminim. Tahminim parti tüzüğünü değiştirip başbakanlığı ve parti başkanlığını elden bırakmayacağı. Zira bırakırsa partinin ‘kime varacağı’ belli olmaz. Peki AKP liderliğini elinde tutması, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasından kurtulmasını garanti eder mi? Sanırım etmez.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.