Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Erdoğan’ın Yüce Divan sorunu

  • 6.05.2014 00:00

 Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin son yirmi yılına damgasını vuran siyasi lider olduğu muhakkak.

Erdoğan’ın, farklı dönemlerde rotasını çizen farklı vizyonları oldu. Denebilir ki kariyerindeki ilk dönem, Refah Partisi’nin İstanbul il başkanı, sonra da Belediye Başkanı olmasından, yaptığı bir konuşma nedeniyle 1997’de hapis cezası alıp, belediye başkanlığını bırakarak 4 aylığına cezaevine girmesine kadar uzanan dönemdir. (Erdoğan’ın hapse mahkûm olmasına yol açan konuşmada, “Her devrin Firavun ve Nemrutları olduğu gibi bunun karşısına çıkacak Musa ve İbrahimlerin engelleri aşarak pislik dolu yolları temizleyeceğini…” söylediğini hatırlatırım.) Bu birinci döneminde Erdoğan, partisinin Yenilikçi kanadı içinde, iktidara gelmek için hem parti örgütlenmesinin hem de dindarların oylarıyla sınırlı kalmamanın önemini vurgulayan çizginin temsilcisi olarak temayüz etti.

Erdoğan’in ikinci döneminin, kurucu genel başkanı olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den Eylül 2010’da yapılan anayasa değişiklikleri referandumuna kadar uzanan süreyi kapsadığı söylenebilir. Bu dönemde Erdoğan “İslamcı gömleği”ni çıkardığını söyledi ve AB üyeliğini siyasi platformunun merkezine oturttu, böylelikle toplumun geniş kesimlerini kucakladı. Gerek Balyoz ve Ergenekon darbe girişimlerini, gerekse AKP’yi kapatma davasını akim bırakarak, askeri vesayetin fiilen sona ermesini sağladı. Bu vizyonla, bütün dünyanın takdirini kazandı; 2010 referandumunda da % 58 oranında oy aldı.

Erdoğan, son genel seçimlerde % 50 oranında oy almasıyla açılan üçüncü döneminde Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılında Türkiye’yi dünyanın en büyük on ekonomisi arasında sokma vizyonuna odaklandı. “En iyi ben bilir, en iyi ben yaparım” mantığıyla, bütün gücü elinde toplamaya, giderek keyfileşmeye ve otoriterleşmeye yöneldi. Popülaritesinin zirvede olduğunu sandığı bir sırada Gezi Parkı gösterileriyle karşılaşınca, şaşkına döndü. İktidarının tehlikede olduğu kaygısıyla paniğe kapılarak, yaklaşan seçimlerden başarıyla çıkabilmek için toplumu kutuplaştırma stratejisini benimsedi.

17 Aralık büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla Erdoğan, kariyerinin dördüncü dönemine girdi. Bu dönemde artık vizyon kalmadı; bütün çabası ucu kendisine ve ailesine uzanan soruşturmayı nasıl örtbas edeceği, Yüce Divan’dan nasıl kurtulacağı sorusuna cevap arayışına odaklanmış durumda. Bu bağlamda başbakan mı kalsın, Çankaya’ya mı çıksın, karar veremiyordu. Geçen cuma günü AKP yönetiminden çıkan, en çok üç dönem seçilme kuralıyla ve mevcut % 10 barajlı nisbi temsil seçim sistemiyle devam kararları, Erdoğan’ın artık Çankaya adaylığına karar verdiğine işaret ediyor.

Göründüğü kadarıyla Erdoğan’ın bundan sonraki oyun planı şu: Cumhurbaşkanı seçilecek. Böylelikle Çankaya’da oturduğu sürece ancak vatana ihanet suçlamasıyla ve ancak Meclis’in dörtte üç çoğunluğuyla Yüce Divan’a gönderilebilme güvencesine kavuşacak. Hükümeti ve AKP’yi Çankaya’dan yönetecek. Üç dönem kuralıyla gelecek genel seçimde kendisine tümüyle sadık kişilerden oluşan bir parti grubu kuracak…

Evdeki hesap çarşıya uyar mı? KCK–BDP % 10 barajlı seçim sistemiyle Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını destekler mi? Bu destek nasıl sağlanabilir? Diyelim ki olmadı; Erdoğan, MHP tabanını kazanmaya yöneldi. Bu nasıl mümkün olur? Diyelim ki bunu başardı; çözüm sürecine ne olur? Erdoğan, Çankaya’dan AKP’yi yönetmeye devam edebilir mi? Geleceğin hem Erdoğan hem de Türkiye açısından belirsizliklerle dolu olduğu muhakkak.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.