Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Ahmakça ve utanmaz talep

  • 8.05.2014 00:00

 Bahçeşehir Üniversitesi Global Liderlik Forumu’nun geçen hafta sonu düzenlediği panellerden biri Türk–Amerikan ilişkilerinin geleceği üzerineydi.

Üniversite’nin Amerikan Araştırmaları Merkezi de aynı konuda diplomat ve akademisyenlerin katıldığı bir yuvarlak masa toplantısı düzenledi. Benim de katıldığım toplantıda bir sunuş yapan Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Genel Müdürü Büyükelçi Ahmet Altay Cengizer, dünyada en çok sayıda büyükelçilik açan ülkeler arasında Türkiye’nin halen 8. sırada geldiğini, çok yakında ilk 5’e gireceğini söyledi.

Kendi başına alındığında bunun sevindirici bir gelişme olduğu muhakkak. Temsilcilikleri yaygınlaştırma çabası, AKP hükümetinin kabaca ilk iki iktidar döneminde sürdürdüğü çok yönlü dış politika inisiyatifinin bir parçasıydı. Amacı, Müslüman çoğunluklu bir ülkede gelişen ve yerleşen piyasa demokrasisi ile örnek gösterilen Türkiye’nin “yumuşak gücü”nü seferber ederek, dünyanın bütün bölgeleriyle siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmekti.

Ne yazık ki bugün gelinen noktada, “Komşularla sıfır problem” politikası neredeyse tersine dönmüş olduğu gibi, giderek keyfîleşen ve otoriterleşen bir yönetimle Türkiye “yumuşak gücü”nü, bölgesine esin kaynağı olma yeteneğini hemen tamamen yitirmiş durumda. Bu durumda Türkiye’nin en çok sayıda büyükelçiliğe sahip ülkeler arasında yer almasının fazla bir anlamı kaldığı söylenebilir mi? Başta başbakan ve dışişleri bakanının, Hizmet Hareketi’nin en az 120 ülkede açmış olduğu, bu ülkelerle kültürel ve ekonomik ilişkileri geliştiren, barış köprüleri kuran okulların kapatılması için, bunlardan ziyadesiyle hoşnut ev sahibi ülkeler nezdinde yürüttüğü kampanyanın Türkiye’nin “yumuşak gücü”ne savaş ilanından başka ne anlamı olabilir?

Sayın Cengizer konuşmasında, o sıra Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün 2003 yılında söylediği şu sözleri hatırlattı: “Hukuk devleti yoksa, din dahi tehlikededir…” Ne yazık ki bugün durum tam da bu: hukuk devleti giderek ayaklar altına alındığı için dinî inançlar da tehlikede, laiklik iyice lafta kalma yolunda. Askerî vesayetçilerin 28 Şubat müdahale bahanesi “irtica” idi; büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasından kurtulma bahanesi arayan AKP “irtica”nın yerine “Cemaat”i koydu... Çok–partili düzene geçişten bu yana bir dinî inanç grubunun böylesine iftira ve hakarete uğradığı, nefret hedefi yapıldığı bir dönem daha yaşanmadı. Umarım bunun hesabı bir gün sorulur.

Toplantıda başlıca İsrail, Suriye, İran, Irak’tan sonra şimdi Ukrayna konusunda Türk–Amerikan ilişkilerinde sorunlar yaşandığına dikkat çekildi. Bu bağlamda Erdoğan’ın ABD’den Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Türkiye’ye iadesi talebi de gündeme geldi; böyle bir talebin yerine getirilmesinin söz konusu olamayacağı belirtildi. Nedenini en iyi açıklayan ise, 2 Mayıs 2014 günkü başyazısında ABD’nin önde gelen gazetesi New York Times oldu. Başyazı, böyle bir talebin “ahmakça ve utanmaz (crass and cynical)” nitelikte olduğunu söylüyordu. Türkiye Cumhuriyeti’ni bu hale düşürenler utansın.

ABD büyükelçisini geri göndermekle tehdit eden; Alman Cumhurbaşkanı’nı “Alevi kisvesine bürünmüş ateist ağzıyla konuştu… Sen o aklı kendine sakla… Kendini hâlâ rahip sanıyor…” diyerek tersleyip, Havuz Medyası’na “Cemaatin Almanya imamı” ilan ettiren Erdoğan’ın genel olarak Batı’ya ve temsil ettiği değerlere karşı tavır almakta olduğu artık iyice görünür bir hal aldı. Türkiye’nin çıkarları buna izin vermez, ama iktidarını koruma paniğine kapılmış olan Erdoğan’ın Amerikan düşmanlığını sömürmeye yönelmesi şaşırtmaz.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.