Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Nükleer enerji belasının neresindeyiz?

  • 5.06.2014 00:00

 Yılın başlarında “Amaç nükleer bomba yapabilmek” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda, AKP hükümetinin kurmaya hazırlandığı nükleer santrallerle amacının sadece elektrik elde etmek değil, nükleer silah yapmak, en azından nükleer silah üretmek için gerekli teknolojiye de sahip olmak, diye yazmıştım.

Bununla ilgili olarak Japonya’nın önde gelen gazetelerinden Asahi Shimbun’un “Japonya’nın Türkiye ile imzaladığı enerji anlaşması, nükleer silahlanma endişesi doğurdu” (7 Ocak 2014) başlıklı haberini aktarmıştım.

Bu haberde Ankara’nın isteği üzerine Sinop’ta yapılacak nükleer santralla ilgili anlaşmaya “Türkiye’nin tüketilmiş nükleer yakıttan uranyum zenginleştirmesi yapmasını ve nükleer silah yapımında kullanılabilen plütonyum elde etmesini öngören bir madde”nin eklendiği belirtiliyordu. Yazımı, “Umarım Japonya parlamentosu bu maddeyi onaylamaz.” temennisiyle bitiriyordum. (Zaman, 14 Ocak 2014) Enerji Bakanı Taner Yıldız yazıma, kendisine çok yakışan bir şekilde, “Bu arkadaş Türk vatandaşı mı?” (Sabah, 17 Ocak 2014) diye tepki göstermişti. Sanki bütün Türkiye yurttaşları hükümet gibi düşünmek zorundaymış gibi!

İç siyasete odaklandığım için, Japonya parlamentosu Diet’in Türkiye ile yapılan çerçeve nükleer anlaşmayı 18 Nisan 2014’te onayladığından maalesef yeni haberim oldu. Söz konusu “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair İşbirliği Anlaşması” 22 Nisan 2014’te Resmi Gazete’de de yayımlandı. 29 Haziran 2014’te yürürlüğe girecek anlaşmada Türkiye’ye uranyum zenginleştirme ve tüketilmiş nükleer yakıtı yeniden işleyerek plütonyum üretme yetkisi tanıyan herhangi bir madde bulunmuyor. Dışişleri Bakanı Fumio Kishida’nın geçen kasım ayında Diet’in Dış İlişkiler Komitesi’ne yaptığı açıklamada hükümetinin Türkiye’ye bu konuda yetki vermeye niyeti olmadığını belirttiğini de yeni öğrendim.

Nükleer silahlar rejimi konusunda uzman bir Amerikalı, Japonya’da uyanan kaygıları nükleer karşıtlarının aşırı duyarlılığına bağlıyor. Türkiye’nin aşırı iddialı bulduğu nükleer programının karşısındaki ciddi engelleri ise şöyle sıralıyor: Finansman güçlükleri; gerek Akkuyu gerekse Sinop’ta kurulacak santral türlerinin daha önce hiç denenmemiş oluşu; TAEK’in böylesine büyük bir nükleer programı düzenleme kapasitesinin olmayışı ve her iki alanda da deprem riskinin yeterince hesaba katılmadığı. (Jessica Varnum, Atlantic Council, 09.01.2014)

Türkiye’de nükleer enerjiye olumlu bakanlar bile, risklerin en aza indirilmesi için hükümetten bağımsız bir düzenleme kuruluna ihtiyaç olduğunu uzun zamandır vurguluyor. (Bkz. EDAM’ın “Nükleer enerjiye geçişte Türkiye modeli” başlıklı 2012 tarihli raporu.) CHP milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün yakınlarda yaptığı açıklamaya göre, AKP hükümetinin hazırladığı Nükleer Düzenleme Kurulu yasa tasarısı, söz konusu kurulu tümüyle Başbakanlık’a bağlıyor. (Taraf, 30.05.2014) Kurul, Bakanlar Kurulu’na bile sadece Başbakan isterse bilgi verecek. (Besbelli ki Tayyip Erdoğan, artık kendisinden bağımsız hiçbir kurul, kurum istemiyor. Danıştay, HSYK’dan sonra sıranın Merkez Bankası ve Anayasa Mahkemesi’ne geleceği anlaşılmıyor mu?)

EDAM’ın yeni raporu ise, korunması yüzyılları gerektiren ve dünyada hâlâ kesin çözüm bulunamamış olan tüketilmiş yakıtların ne yapılacağı konusu ile ilgili Ankara’nın açıkça bir plan telaffuz etmediğine dikkat çekiyor. (Çiğdem Bilezikçi Pekar, “Türkiye’nin nükleer güç santralleri ve nükleer yakıt döngüsü seçenekleri”, Mayıs 2014) Nükleer enerji belasının işte burasındayız.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.