Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Gül, Türk demokrasisini kurtarabilir mi?

  • 2.09.2014 00:00

 Birçoğumuzun aklından geçen soruyu yakınlarda adını ilk kez duyduğum bir Amerikalı yazar açıkça ifade etti. Yazıda soruya cevap olarak bulabileceğiniz yegane ipucu ise şu cümleler: “Davutoğlu’nun hükümette büyük ölçüde Erdoğan’ın önderliğini izleyeceği kanısı yaygın.

Bu durumda, halefine karşı durabilecek çok az sayıda kişiden biri olarak geriye, AKP içinde belki Erdoğan’dan daha popüler olan, Abdullah Gül kalıyor.” (Kevin A. Lees, “Can Abdullah Gül save Turkish democracy?” Huffington Post, 27.08.2014.)

Gül’ün AKP içinde Erdoğan’dan daha popüler olup olmadığını bilmiyorum. Ama en küçük bir kuşku yok ki AKP’nin yeni genel başkanı, eğer Erdoğan’ın manipülasyonlarıyla değil de, demokratik bir rejimde olması gerektiği gibi, adaylar arasında seçimle belirlenmiş olsaydı, seçilen Gül olurdu. Peki Gül, Türk demokrasisini kurtarabilir mi? Benim bu soruya cevabım, önceki yazılarımda mevcut. AKP’nin kurucularından gerek Sayın Gül, gerekse Sayın Bülent Arınç’tan, hem AKP’yi, hem de ülkeyi Erdoğan’ın götürdüğü keyfi ve otoriter yönetime karşı uyarmalarını hep bekledim. (Bunun en açık ifadesi için bkz. “Gül ve Arınç’tan beklenen,” Zaman, 13.02.2014)

Ne yazık ki, Sayın Arınç parti içindeki “özgül ağırlığı”nın sıfırlanmasına göz yummuş görünmekte. Sayın Gül ise, olumsuz gidişe dur demek için, cumhurbaşkanı sıfatıyla ve halktan gördüğü yaygın saygı ve sevgiyle sahip olduğu “özgül ağırlığı” kullanmaktan imtina etti. Erdoğan’ın ülkeyi soktuğu yola itirazlarını dolaylı yollardan dile getirdi, ama Erdoğan’ın çıkardığı otoriterleşme yasalarını onaylamaktan geri durmadı. Böylelikle ‘iyi’ imajının bir ölçüde yıpranmasına yol açtı. Şimdi işlerin tümüyle sarpa sarması halinde partinin ve ülkenin kendisini göreve çağırmasını bekleyen bir tavra büründü. Kendisine karşı çirkin saldırılara karşı “intifada”yı bile sayın eşi dile getirmek zorunda kaldı.

Gül, “Türk usulü başkanlık” sistemine karşı olduğunu,  tüm kurum ve kurallarıyla parlamenter sisteme inandığını her vesileyle belirtiyor. Veda mesajında “Kuvvetler ayrılığı ilkesinin, denge – fren sisteminin demokrasimiz için önemini sık sık vurguladım” diyerek demokrasinin seçimden ibaret olmadığını bir kez daha hatırlattı. Veda mesajından hemen sonra Erbakan döneminden kalma “kayıp trilyon” davasında ifade vereceğini açıkladı ve yargılanmakta olan Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi örnek göstererek, “Hukuk devleti budur, kimse imtiyazlı değildir. Herkes gider ifade verir. Suç var mı, yok mu diye karar verme yetkisi yargıya aittir…” dedi. Bu sözleriyle 17 – 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının muhataplarına gönderme yaptığı konusunda en ufak bir şüphe yok.

Besbelli ki Gül yönetimde keyfileşme, otoriterleşme ve yozlaşmaya dur demek için siyasete ve partiye döneceğini vaad ediyor. Gül’e saygım var; demokrasiyi yeniden rayına oturtma konusunda bir rol üstleneceğine dair ümidimi kesmedim. “Yüce Önder Erdoğan”ın ülkenin kaderine el koyabileceğine dair karamsarlığa kapılmayışımın bir dizi nedeninden biri de bu. Ama Gül bu rolü nasıl oynayacak? Herhalde bekleyip göreceğiz.

Kişilerin tarihte oynadığı role inanırım. 2007’de Sayın Gül’ün cumhurbaşkanı olmasına, bunun bir yetenek israfı olacağı gerekçesiyle karşı çıktım. Haklı olduğumu zaman gösterdi. Gül hükümette kalmaya devam etseydi, eminim Erdoğan’ın güç kirlenmesine uğramasına engel olabilirdi. 2007’de Erdoğan’ın  cumhurbaşkanı olmasına da karşı çıkmıştım. Reformların sürmesi için onun hükümette olmasının önemli olduğuna inanıyordum. Bugün bu konuda çok fena halde yanıldığımı düşünüyorum. Erdoğan 2007’de cumhurbaşkanı seçilseydi, belki güçten başı dönmez, üçüncü döneminde saptığı keyfi, otoriter ve yozlaşmış yönetim yolu açılmazdı.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.