Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Ebedî dost ve düşman yoktur, çıkarlar vardır

  • 6.09.2014 00:00

 Devletlerarası gizli ilişkilerin şeffaflaşması bağlamında ilk adım Julian Assange’dan geldi.

Assange, 2010’da kurduğu Wikileaks adlı web sitesinde ABD’nin sızdırılan gizli askeri ve diplomatik belgelerini yayınladı. Şeffaflaşmanın ikinci ve asıl ağır perdesi, Edward Snowden’in Ulusal İstihbarat Dairesi’nden (NSA) kaçırdığı, ABD’nin yabancı ülkelerle ilgili istihbarat/casusluk faaliyetleriyle ilgili çok gizli belgeleri Haziran 2013’te yayımlanmak üzere Britanya’nın Guardian gazetesine vermesiyle açıldı.

O günden itibaren sırasıyla şu gerçekler ortaya çıktı: ABD’nin (Britanya’nın da yardımıyla) kendi yurttaşları yanında dost ve müttefikleri Almanya, Fransa, İspanya, Brezilya, Meksika ve Avrupa Birliği aleyhine istihbarat topluyordu. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in telefonu da dinleniyordu. (Ekim 2013) ABD Başkanı Obama, Merkel’e bundan sonra dinlenmeyeceği teminatı verdi.

ABD’nin bir Alman istihbarat örgütü (BND) üyesini iki taraflı ajan olarak çalıştırıyordu. (Temmuz 2014) Alman hükümeti BND’ye 1945’ten beri ilk kez Rusya, Çin, İran gibi, ABD ve Britanya hakkında da istihbarat toplama talimatı verdi. Alman Der Spiegel dergisi, BND’nin Amerikan dışişleri bakanları Hillary Clinton ve John Kerry’yi dinlediğini yazınca, ABD’ye “Dostlar nezdinde casusluk kabul edilemez…” şeklinde tepki göstermiş olan Merkel zor durumda kaldı.

Der Spiegel, BND’nin uzun süredir Türkiye’yi dinlediğini yazdı. Bir Alman hükümet yetkilisi, “Dostlar dostları dinlememelidir, ama bu bütün NATO ülkelerini kapsamaz. Türkiye’de olup bitenler Almanya’nın iç güvenliği açısından birinci derecede önemlidir…” dedi. Alman Focus dergisi, Britanya istihbarat örgütünün (GCHQ) 2009’dan beri, Alman istihbarat örgütü BND’nin ise 1976’dan beri Türkiye aleyhine casusluk yaptığını yazdı. (23 Ağustos 2014)

Derken esas bomba patladı: Der Spiegel, ABD ve Britanya istihbarat örgütlerinin Türkiye’yi “Hem ortak, hem hedef” gördüğünü yazdı. (31 Ağustos 2014) ABD, 1940’lardan beri Ankara’da istihbarat bürosu bulunduruyor; NATO üyesi Türkiye’yi Küba’dan daha önemli bir istihbarat hedefi olarak görüyordu. NSA bir yandan Ankara’ya özellikle PKK hakkında çok ayrıntılı bilgiler sağlarken, öte yandan Türkiye’de yöneticilerin “liderlik niyetleri”, dış politika hedefleri, TSK, altyapısı ve enerji güvenliği dahil geniş çaplı dinlemeler yapıyor; en üst siyasi liderlerinin bilgisayarlarına kadar sızıyordu.

Ankara, önce Alman büyükelçisini sonra da ABD maslahatgüzarını dışişlerine çağırarak açıklama istedi. Almanya ne özür diledi ne de faaliyete son vereceğini söyledi. Bir Alman yetkili, geçen yıl Türkiye ile Almanya arasında birbirleri aleyhine casusluk yapmayacaklarına dair bir centilmenlik (“no spy”) anlaşmasının gündeme geldiğini, ama sürecin tamamlanamadığını, iki ülke arasında istihbarat işbirliğinin devam ettiğini açıkladı. (Tolga Tanış, Hürriyet, 3 Eylül)

ABD ise hiç bozmadı. Büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda hükümet ve aile üyelerinin telefonlarının mahkeme kararıyla dinlenmelerine büyük tepki gösteren Tayyip Erdoğan, Almanya ve ABD’nin yürüttükleri istihbarat faaliyetleri hakkında şunları söylemekle yetindi: “Dünyada istihbaratı güçlü olan ülkelerin farklı ülkeleri dinlememe gibi bir durumu olamaz…” Bütün bunlardan çıkarabileceğim sonuç, Ankara’nın gerek Almanya, gerekse ABD ile istihbarat işbirliğinden esas olarak memnun olduğu; bedeline, yani karşılığında dinleniyor olmasına katlanmayı tercih ettiği.

ABD ile Almanya’nın Türkiye’de yürüttükleri casusluk faaliyetlerini açığa vurarak, birbirleriyle hesaplaştıkları anlaşılıyordu. Ancak bu hesaplaşma bazı iddiaları Türkiye kamuoyunun dikkatine getirdi: Türk–Alman Eğitim Vakfı Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen, Ankara’nın ciddi bir tepki göstermeyişini şöyle açıklıyordu: “Almanya’nın elinde iki koz var. Bir, İsviçre bankalarına para kaçıran Türk devlet adamları; ikincisi, Türkiye’deki belirli telefon görüşmeleri…” (Bugün, 26 Ağustos) Cumhuriyet gazetesi, açıklanan belgelere göre NSA kayıtlarında, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın İran’la bağlantılı olduğuna dair iddialar yer aldığını yazdı. (31 Ağustos) Today’s Zaman gazetesi ise belgelerin Fidan’ın hakkındaki soruşturma takipsizlik kararıyla kapatılan, Tevhid–Selam örgütü ile ilişkilerini doğruladığını yazdı. (1 Eylül) Bu iddiaların Türkiye siyaseti açısından sonuçlarının ne olabileceğini bilemiyorum.  

Ancak kimilerinin büyük bir barış dostu, kimilerinin (belki Rusya lehine çalışan) bir hain olarak niteledikleri Snowden’in açıklamalarıyla patlak veren “istihbarat savaşları”nın gösterdiği başlıca iki şey var: Bundan böyle hangi devletin hangisini, nasıl, ne amaçla izlediğinin gizli kalması olasılığı azalıyor. 19. yüzyıl İngiliz devlet adamı Lord Palmerston’un dedikleri doğrulanıyor: “Ebedi dostlar ve düşmanlar yoktur, ebedi çıkarlar vardır…”

NOT: Değerli okurlarım, bir hafta süreyle izin kullanıyorum. 16 Eylül’de yeniden buluşmak umuduyla. [email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.