Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Otoriterleşme, ülkeyi badirelere sürüklüyor

  • 9.10.2014 00:00

 Suriye’deki PKK’nın bir yan kuruluşu olan PYD’nin denetimindeki üç Kürt kantonundan biri olan Kobani’nin IŞİD saldırısı karşısında Ankara tarafından yalnız bırakıldığı gerekçesiyle KCK ve HDP’nin çağrısı üzerine başlayan gösteriler, elim bir manzara doğurdu.

Çıkan çatışmalarda bu satırların yazıldığı saate kadar en az 19 yurttaş can verdi, kimi ağır olmak üzere onlarcası yaralandı, gösteriler yakıp yıkma ve yağma eylemlerine dönüştü, Diyarbakır’da 34 yıl sonra yeniden sokağa çıkma yasağı kondu... Ne yazık ki, son günlerde yaşananlar, PKK ile 2006’dan bu yana inişli çıkışlı olarak sürdürülen barış sürecinin çökmesi halinde Türkiye’nin yeniden 40 bin yurttaşın yitirildiği 1990’lara dönme tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna işaret ediyor.

Kobanili ve genel olarak Suriyeli Kürtlerin, Türkiye Kürtleriyle yakın akrabalık ilişkileri içinde oldukları, sınırın aileleri ayırdığı biliniyor. AKP iktidarının Kobani’nin kaderine ilişkin olarak sergilediği duyarsızlığın büyük bir öfke doğurduğu muhakkak. Cumhurbaşkanı Erdoğan (sanki PKK ile barış görüşmelerini yürüten bir yönetimin başında değilmiş gibi) “Bizim için IŞİD ne ise PKK da odur…” şeklinde konuşuyor. AKP hükümeti Kobani’yi savunmak için hemen hiçbir şey yapmadığı gibi, Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin ve PYD’nin Türkiye üzerinden Kobani’nin savunmasına gitmesine yeşil ışık yakmadı. Her ne kadar yalanlasa da, AKP iktidarının Esad rejimine karşı IŞİD’i dolaylı yollardan desteklemiş olduğuna dair haberler yayılıyor. Bütün bunların (artan sayıda AKP’ye yakın duran Kürtler dahil) Türkiye Kürtleri arasında, hükümetin PKK’yı ve dolayısıyla Suriye Kürtlerini IŞİD’e “ezdirme” hesabı içinde olduğu algısının hızla yayılmasına yol açtığı görülüyor. Ülkeyi son günlerde kasıp kavuran, tam da bu algı.

Yıllardır benim ve birçoklarımızın savunduğu üzere, içinde etnik, dinsel, ideolojik, siyasi birçok bölünmeyi barındıran Türkiye’de huzur ve istikrarın sağlanmasının yegâne yolu demokrasinin, özgürlüklerin, hukuk devletinin güçlendirilmesi. Türkiye bütünlüğünü ve güvenliğini korumak için kendi Kürtleriyle barış yapmak ve bütün Kürtlerle dostluk ve kardeşlik politikası izlemek zorunda. Türkiye’nin bölgesinde etkili, dünyada sözü geçen bir ülke olması isteniyorsa, bu da ancak demokratik, saygın ve örnek bir ülke olarak kazanacağı “yumuşak güç” ile mümkün olabilir.

İktidarının ilk iki döneminde Türkiye’yi demokratikleştiren, ülkenin birliğinin güvencesi olma rolünü üstlenen AKP hükümetinin, son yıllarda artan keyfileşme ve otoriterleşme yolu, ne yazık ki, ülkenin Türk-Kürt, Sünni-Alevi, dindar-laik, hükümet yandaşı ya da muhalifi bütün fay hatlarını harekete geçirme ve tüm kesimlerini birbirine düşürme tehlikesi doğuruyor. Erdoğan için “IŞİD ne ise PKK da o…” ise, acaba “çözüm süreci” yokuşa sürülüyor, rafa mı kalkıyor sorusu zihinlerde uyanmakta.

Erdoğan’ın IŞİD’e karşı harekete geçmek için ileri sürdüğü şartlara gelince. Suriye’de uçuşa yasak bölge ve buna paralel güvenlikli bölge kurulması çağrısının, ABD ve uluslararası koalisyon tarafından benimsenmesi olasılığı bulunmuyor. Suriyeli göçmenlerin geri gönderileceği farz edilen “güvenli bölge” fikrinin uygulanabilirliği yok. IŞİD’e karşı kurulan uluslararası koalisyonun esas hedefinin Esad rejimi olması çağrısı gerçekçilikten uzak. Zira koşullar öylesine değişti ki, Esad rejimi bugün IŞİD’in ortaya çıkıp güçlenmesinin sorumlusu değil, Suriye’nin dinsel azınlıklarının IŞİD’e karşı korunmasının güvencesi olarak görülmeye başlandı. Dünyada AKP hükümetinin gerçekte bunları bilerek davrandığı, IŞİD’e karşı hiçbir şey yapmamak için bunları bahane olarak kullandığı algısı yayılmakta.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.