Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Davutoğlu ‘paralel’ ilan edilirse şaşırmayın

  • 22.01.2015 00:00

 Soğuk Savaş’ın nihayete ermesinden sonra, büyük sorunlara rağmen Türkiye’nin adım adım da olsa özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirme yoluna çıktığına hükmettim.

Kapıldığım temkinli iyimserlik AKP’nin ilk iki iktidar döneminde zirve yaptı. Son genel seçimlerden bu yana yaşananlar, giderek mesafe kaydeden tek parti, tek adam yönetimi ise bende gerçeküstü bir Türkiye’de yaşadığımız, karabasan gördüğümüz izlenimi bırakıyor. Artık temkinli bir karamsarlık içindeyim.

Geride bıraktığımız günlerde karamsarlığım iyice derinleşti. Nedenleri çok, ama en vahiminden birkaçına değinmek yeter. Bunlardan biri, katledilmesinden sekiz yıl sonra Hrant Dink cinayetinin gerçek sorumlularının ortaya çıkarılamamış olması. Dönemin başbakanı bu cinayetin Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacağını söylemiş, Rakel Dink’e faillerin bulunacağına dair namus sözü vermişti. Sonra söylemi değişti; “Dink’i yazılarını hazmedemeyen gençler öldürmüş... Arkasında başka bir şey yok…” demeye başladı. Derken bütün faili meçhuller gibi Hrant Dink cinayeti de “Fethullahçı kumpas” ilan ediliverdi.

Geçen hafta, adını anmayı dahi zül addedeceğim bir AKP genel başkan yardımcısı, hem de anayasa profesörü, “AKP’nin muhalifleri Türkiye’nin düşmanlarıdır…” buyurdu. Şimdilerde iktidara hakim olan, muhalefeti yani demokrasiyi temelinden reddetme zihniyeti herhalde bundan daha iyi ifade edilemezdi.

Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk iddiaları örtbas edildi. TBMM’deki istifa etmek zorunda kalan dört bakanla ilgili Yüce Divan oylamasında büyük çoğunluğuyla AKP Grubu, beklendiği üzere, kariyerlerini ve kazanımlarını “Sağlam İrade”ye borçlu olduklarını unutmadı. “Yolsuzluk yapan kardeşim olsa kolunu kopartırım…” deyip duran, dört bakanı kendiliklerinden Yüce Divan’a gitmeye çağıran Başbakan bir bahane buldu, oylamaya katılmadı. Aynı Başbakan’ın açıkladığı, parti il başkanlarına da mal bildiriminde bulunmaları zorunluluğu getiren “kamu yönetiminde şeffalık” paketi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı rahatsız etti. “Mal bildiriminde çok dikkatli olunmalı. Böyle giderse görev alacak il ve ilçe başkanı bulamazsınız…” dedi. Bu sözleri Türkiye’de siyasilerin en azından çoğunun, siyasete esas olarak ceplerini doldurmak için atıldıklarının en yüksek mertebeden yapılan hüzün verici itirafıydı.

Aynı Cumhurbaşkanı, Anayasa’yı çiğneyerek iyice üstlendiği başkanlık rolünde, faiz düşürmesi için baskı yaptığı Merkez Bankası başkanına, “İnmiyor, düşürmüyor, yahu neyi bekliyorsun sen!?..” diye çıkıştı. Arkasından, “Şimdi diyebilirler ha, Merkez Bankası bağımsızdır, ben de bağımsızım...” dedi. Ne demek istediğini anlayamayanlar oldu. Oysa anlamı açıktı: “Ben kimseye hesap vermem ama herkes bana hesap verir; hiçbir devlet kurumu benden bağımsız olamaz…” Putinizm’in bundan daha açık bir ifadesi olamazdı.

Yaşananların belki en vahim olanı “paralel yapı” safsatasının bütün devleti “Sağlam İrade”ye tabi kılma aracından da öteye gitmesi ve iktidarın hesabını veremeyeceği her şeye kulp bulmasına alet edilmesi. Görebildiğim kadarıyla “paralel yapı” safsatasının son kullanılma amacı, “Sağlam İrade”ye biat etmeyen herkesin AKP’den tasfiyesi olacak. “Paralel yapı”ya karşı kararlı duruşu nedeniyle başbakan yapılan Davutoğlu dahi yakında “paralel” ilan edilirse hiç şaşırmayın. (Bkz. Mustafa Ünal, “Saray Divanı,” Zaman, 21.01.2015.) Bir partide demokrasi bitti mi, birbirini yeme dönemi başlar. Otoriter ve totaliter rejim sahibi bütün partilerde böyle olmuştur.

Yaşanan karabasandan uyanacağımıza dair yegane umudum, Türkiye’nin “Sağlam İrade”nin sandığı kadar ilkel bir toplum olmadığına, AKP’nin bile tek adam yönetimine daha uzun süre katlanamayacağına dair devam eden inancıma dayanıyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.