Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

AKP çatırdıyor mu?

  • 17.02.2015 00:00

 Başbakan Ahmet Davutoğlu, yeni, kulak tırmalayan meydan sesiyle haykırıyordu: “Vahdet diyoruz, tevhid diyoruz, birlik diyoruz. Bizim aramıza nifak sokmak isteyenlere cevabımız açık ve nettir. Bütün nifak odaklarını kurutacak ve haddini bildireceğiz!” (13 Şubat) Ancak bu haykırışlar AKP içinde giderek serpilen “nifak” tohumlarına çare olmayabilir.

AKP’deki görüş ayrılıklarının parti zirvesinin ötesine gittiği, saflara yayıldığı görülüyor. Bunun ilk işaretini Davutoğlu’nun başdanışmanı Etyen Mahçupyan vermişti: “Yolsuzluklar palavra değil… AKP seçmeninin yarısı bundan memnun değil.” (23 Kasım 2014) Daha belirgin bir işaret, 50 dolayında AKP milletvekilinin yolsuzluk iddiaları üzerine istifa eden 4 bakanın Yüce Divan’a gönderilmesi lehine oy kullanmasıyla ortaya çıktı. (20 Ocak) Başbakan, ilgili bakanların kendiliklerinden Yüce Divan’a gitmelerini istemiş, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan buna izin vermemişti. İşaretlerin gerisi şöyle sıralandı: Erdoğan’ın “Mal bildirimini il ve ilçe başkanları düzeyine indirirseniz görev üstlenecek kişi bulamazsınız…” uyarısı üzerine Davutoğlu, çok önem verdiğini söylediği “şeffaflık” yasa tasarısını geri çekti. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Sayın Davutoğlu, Cumhurbaşkanı’na sormadan bir daha bu tür açıklamalar yapmasa iyi olur.” dedi. (6 Şubat) Başkası değil AKP’nin kurucu babalarından ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın söyledikleri ağırdı: “Emanet ehlinde olmalı. Onun bunun yakınında, tarafında, şurasında, burasında kesinlikle olmaz. ANAP’ı yıkan budur, DYP’yi yıkan budur… Biz yüzde 50 oy alıyoruz. Fakat geriye kalan yüzde 50’de bir nefret söylemine dönüşüyor. Eskiden sokağa çıkardık, taraftarımız bizi çok severdi. Karşıdaki muhalifler de saygı duyardı. Şimdi bir nefretle bakış seziyorum. Kemikleşme, kamplaşma var. Bu bizim yüzde 50 oyumuza engel olmaz. Ama Türkiye, yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkabilir.” (7 Şubat) MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteğine uymayarak AKP’den milletvekili olmak üzere görevinden istifa etti. (7 Şubat) Erdoğan, kendisine “vaatlerde bulunulmuş olabilir” dedi. Davutoğlu, Erdoğan’ın istediği “Türk usulü” başkanlık sistemi için sessizliğini bozdu; “Mesele özgürlükçü olmayan bir anayasal sistem içinde gücü bir kişinin elinde toplamak değil. Ne Cumhurbaşkanımız bunu ister, ne ben isterim ne de Türkiye’de aklı başında bir siyasi sadece kendi geleceği için bir şey tasavvur eder…” dedi. (5 Şubat) Ne var ki toplumda büyük çoğunluk “Cumhurbaşkanımızın… gücü bir kişinin elinde toplamak” istediği konusunda hemfikir. Başkanlık sistemine AKP’lilerin çoğunun akıllarının yatmadığı anlaşılmakta. (Taraf, 14 Şubat) Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, Merkez Bankası’na faiz indirmesi için baskı yapan, bankanın bağımsızlığını sorgulayan Erdoğan’a yanıtı netti: “Tek yetki Merkez Bankası’ndadır. Bunun hükümet açısından günlük bir tartışma konusu olmaması gerekir…” Aksi takdirde “risk primi ve faizler yükselir”. (14 Şubat)

Belki TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in açıklamaları da AKP’den gelen bir çatırtı olarak görülebilir: “Partimizin kararı gereği bu dönem milletvekili adayı olamayacağım. Türkiye’nin belki en büyük zorluğu şurada: İleri demokrasilerde belli görevleri yapmış olanlardan azami yararlanılıyor...” (15 Şubat) Esas çatırtının ise 24 Nisan’da belli olacak aday listeleri bağlamında patlak vereceği muhakkak. Malumunuz, adayları kim belirliyorsa, partinin sahibi de odur. Erdoğan’ın Davutoğlu’na “Sana Konya’yı verelim…” dediği basına yansımıştı. (Taraf, 5 Şubat)

AKP’deki diğer “nifak” işaretlerine yer kalmadı... Hep yazıp söylüyorum: Türkiye, Erdoğan’ın sandığı kadar ilkel bir toplum değildir; tek - adam yönetimine AKP bile katlanamaz... Belki haklı çıkarım.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.