Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Fidan’ın gidip gelmesinin sonuçları

  • 12.03.2015 00:00

 Geçen hafta Türkiye’de (ve muhtemelen dünyada) hiç yaşanmamış türden bir olay yaşandı. Milli İstihbarat Teşkilatı müsteşarı Hakan Fidan 7 Şubat’ta “çok yorulduğu” gerekçesiyle görevinden istifa etti, AKP’den milletvekili aday adaylığı için başvurdu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Fidan’ın istifasına destek verdi, kendisine “siyasette ihtiyacı olduğunu” söyledi. Ne var ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “sır küpüm” dediği Fidan’ın ayrılmasına ilk günden karşı çıktı; tavrını da şöyle ifade etti: “Onu böyle bir göreve getiren benim. Müsaade edilmiyorsa orada kalması ve ayrılmaması gerekirdi. Tabii ki kırgınım…” Ve Fidan 10 Mart günü, “gördüğü lüzum üzerine” aday adaylığını geri çekti; Davutoğlu tarafından hemen iade edildiği eski görevine başladı. Fidan’ın MİT müsteşarlığından kendi isteğiyle ayrılıp, bir ay içinde geri dönmek zorunda kalmasının Türkiye’de rejim açısından birden çok anlamı var. Başlıcaları şöyle sıralanabilir:

Fidan’ın göreve dönmesinin hukuken mümkün olup olmadığı konusunda farklı görüşler olsa da, iktidar partisine mensup olduğunu açıklamış olmasının doğurduğu hem siyasi, hem de ahlaki sorunlar olduğu muhakkak. Bundan böyle Fidan’ın ulusal çıkarlar doğrultusunda, partiler üstü bir tavırla görev yapacağına kimse inanmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin değil, AKP’nin istihbarat başkanı olduğu kanaati yerleşecektir. Türkiye’nin bir demokrasi olmaktan uzaklaşıp (tıpkı “eski eski” Türkiye’de olduğu gibi) bir tek–adam, tek–parti rejimine yöneldiği; bir hukuk devleti olmaktan çıkıp (tıpkı Suriye’de Beşar Esad’ın, Irak’ta Saddam Hüseyin’in ya da Mısır’da Abdülfettah Sisi’nin başında olduğu türden) bir muhaberat devletine yaklaştığı kanaati pekişecektir. Fidan’ın devleti mi, yoksa “Sağlam İrade” denilen Erdoğan’ı mı temsil ettiği sürekli olarak sorgulanacaktır.

Fidan olayının kaçınılmaz ikinci sonucu, başbakanın “Sağlam İrade” karşısında “Sıfır İrade” olduğuna dair (ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından konulan) teşhisin teyid olması. Bunun Sayın Davutoğlu’nun siyasi kariyerinin geleceği üzerine ciddi bir gölge düşüreceği muhakkak. Fidan’ı göreve geri dönmek zorunda bırakan nedenlerin ne olabileceğiyle ilgili spekülasyonlar da kaçınılmaz olacak. Acaba Fidan, Erdoğan’ın “sır küpü” olduğu kadar, Erdoğan da Fidan’ın “sır küpü” müdür sorusu zihinlerde uyanacak.

Fidan’ın performansına bundan böyle çok daha eleştirel gözle bakılacak. Kuzey İrlanda barış sürecinde Başbakan Tony Blair’in sağ kolu olan diplomat Jonathan Powell, Fidan’ın Türkiye’deki barış sürecindeki rolünü “olağanüstü başarılı” buluyor. Ancak ne yazık ki barış sürecinin geleceği konusunda soru işaretleri devam ediyor. Bunlardan biri aynen Powell’ın işaret ettiği noktada: “Kürt hareketinin üç bacağı var. Öcalan, Kandil ve HDP. Eğer o bacaklardan birini eksik bırakırsanız, tabureniz durmaz düşer.” (Cansu Çamlıbel, Hürriyet, 9 Mart 2015)

Fidan’ın performansıyla ilgili cevaplanmamış çok soru var. Başlıcaları şunlar: 28 Aralık 2011’de Uludere’de 34 yurttaşın bombalanmasına yol açan MİT’in yanlış istihbaratı değil miydi? 11 Mayıs 2013’te Reyhanlı Hatay’daki bombalı saldırıda 54 yurttaşın katledilmesinde istihbarat hatası yok muydu? 1 Ocak 2014’te Adana ve Hatay’da durdurulan MİT’e ait TIR’lar, Suriye’deki terör örgütlerine silah mı taşıyordu? 30 Mart 2014’te Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan toplantıda “Gerekirse Suriye’ye 4 adam gönderirim, Türkiye’ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim. Süleyman Şah türbesine de saldırtırız…” diyen ses Fidan’a mı aitti? Ses kayıtlarını sızdıran niye bulunamadı? (Diğer sorular için bkz. Samet Altıntaş, Zaman Pazar, 1 Mart 2015.)

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.