Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Gazeteciliğin despotlukla imtihanı

  • 14.03.2015 00:00

 Gazeteciliğin bir meslek olarak varlığı, basın ve ifade özgürlüğünün varlığına bağlıdır.

Çünkü gazetecinin işi, yurttaşların (siyasi, iktisadi, kültürel hayatla ilgili) kararlarını alırken gerekli bilgilere sahip olmalarını, olan bitenler konusunda haberli olmalarını sağlamak; yorumlarıyla olup bitenlerin “arkasındaki” gerçekleri aydınlatmak; siyasilerin hukuka ve meslek ahlakına uygun davranıp davranmadıklarını denetlemektir. Dolayısıyla, basın ve ifade özgürlüğü yoksa, gazetecilik de yoktur.

Bugün hızla bir tek–adam, tek–parti devletine doğru ilerleyen Türkiye’de gazetecilik, ölüm kalım mücadelesi veriyor. Başında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bulunduğu, giderek otoriterleşen, despotlaşan iktidar, medyanın büyük bölümünü tahakküm altına almış durumda. Medya çok–partili Türkiye’de (belki dünyada) daha önce hiç yaşanmamış türden bir olayı yaşıyor. Erdoğan iktidarı, kamu ihalelerinden beslenen büyük işadamlarının katkılarıyla oluşan “havuz” aracılığıyla medyanın yaklaşık yarısını denetimi altına aldı. Yurttaşların vergileriyle finanse edilen kamu yayıncısı, TRT ancak askeri yönetim dönemlerinde görülen ölçüde iktidar borazanlığı yapıyor. İktidarın ayakta kalmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri, gerçekleri iktidar lehine çarpıtma araçlığına dönüşmüş olan havuz ve devlet medyası.

Türkiye bugüne kadar, iktidarın ve borazanlığını yapan medyanın “bir yalanı ve iftirayı ne kadar sık tekrarlarsanız gerçek diye yutturabilirsiniz…” ilkesiyle çalıştığına hiç tanık olmamıştı. Yandaş medyanın uydurduğu, “70 ila 100 kadar, üstü çıplak, eldivenli Gezi Parkı göstericisi Kabataş’ta tesettürlü kadına ve bebeğine saldırıp üzerine idrarlarını yaptılar, bebeği darp ettiler…” yalanı, belki yalanların en yutturulamaz olanıydı. Yalanı yazan köşe yazarının avukatı, bu iddianın tamamen düzmece olduğunu söyledi. Savcılık ve emniyet soruşturmasında tek bir delil bulunamadı. Ama, yalanı benzer manşetlerle tezgahlayan 5 gazeteden 14 köşe yazarı, aynı başlığı (“Diliniz kaba, vicdanınız taş”) taşıyan yazılarla yalanda ısrar etmekten hicap duymadılar. Yalana alet olup, pişman olan “taraf tutmaz” köşe yazarlarının sayısını ise saymadım.

Türkiye medyasında derin bir kutuplaşma var. Medyanın küçük bir bölümü, mesleği ayakta tutmak için büyük mücadele veriyor. İktidar ise, eleştirel gazetecileri susturmak için her yola başvurmakta. Hiçbir inandırıcılığı, hukukiliği olmayan iddialarla STV genel yayın müdürü Hidayet Karaca üç aydır tutuklu; Zaman genel yayın müdürü Ekrem Dumanlı hâlâ kovuşturma tehdidi altında. Mehmet Baransu bir darbe planını açıklayarak “devlet sırlarını ifşa ettiği” (!) gerekçesiyle tutuklu. Sedef Kabaş attığı bir tweet nedeniyle 5 yıl hapis istemiyle yargılanmakta...

Gazetecilik bayrağını ayakta tutan, kıdemli meslektaşımız Hasan Cemal, “46 yıllık gazetecilik hayatı boyunca basın özgürlüğünü savunmak için gösterdiği çaba” nedeniyle ABD’nin Harvard Üniversitesi, Nieman Vakfı tarafından “Vicdan ve Dürüstlük” ödülüne layık görüldü. Ödül töreninde yaptığı konuşmada Cemal, medyanın içinde bulunduğu durumu iyi açıklamış: “Türkiye bir zamanların askeri bürokratik vesayet düzenini geride bıraktı, çoktandır sivil despotluğa geçişi yaşıyor. Erdoğan ile yandaşları ise bu sivil despotluğu ‘Yeni Türkiye’ diye, ‘halk ihtilali’ diye yutturacaklarını sanıyorlar.” (T24, 13 Mart 2015)

Türkiye’de despotluğa karşı özgürlük mücadelesi veriliyor. Ne yazık ki kimi “gazeteciler,” bu mücadeleye “hükümet–cemaat kavgası, yesinler birbirlerini…” diyerek, son tahlilde despotluğun yanında yer almakta. Kimileri de “başka önemli işleri olduğu” gerekçesiyle kenardan seyrediyor. Oysa susma zamanı değil. Sonunda meslek ve özgürlükler tamamen boğulma tehlikesiyle karşı karşıya.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.