Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Seni başkan yaptırmayacağız!

  • 24.03.2015 00:00

Geçen cumartesi günü ekranlardan Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında PKK’nın doğal lideri Abdullah Öcalan’ın şartlı barış mesajını dinlemek üzere toplanan yüzbinleri izlerken, aklım eskilere gitti. Basında yazmak imkanını bulduğum ilk köşe yazısını hatırladım, açıp okudum.

“Parlamentoda Deprem” başlıklı yazıda şunları yazmışım: “Geçen gün televizyondan TBMM’deki yemin törenini göz ucuyla izliyordum. Bu arada Leyla Zana olayını hemen tümüyle izledim. Bana parlamentoda bir deprem yaşanıyor gibi geldi. Sanki eskimiş yapılar çatırdıyor, yeni olan uç veriyor gibiydi… Şimdi bu ‘masa’da yeni bir talep var… Kürtler yeni talebi ilk kez bu kadar açık ve güçlü bir şekilde dile getiriyor. TC parlamentosunda etnik kimliklerini özgürce dile getirerek yer almak istiyorlar.” (Cumhuriyet, 9 Kasım 1991.)

Aradan geçen 34 yılda, ne yazık ki çok kan aktı, çok çile çekildi, ama Kürt sorununun hallinde yol da alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan haklı: İnkar politikaları son buldu; Kürt kimliğinin ifadesi üzerindeki yasakların çoğu kalktı; barışçı çözüm arayışına girildi... Ama Kürt sorunu ortadan kalkmış değil. Daha 1990’larda DGM’lerin bile kabul ettiği gerçek şu: Türkiye’de iki halk var. Anayasada bunun gereği yer almadığı, Kürtlerin anadili bölgesel resmi dil olarak tanınmadığı, Kürt çoğunluklu bölge yerinden yönetilecek bir statü kazanmadığı sürece Kürt sorunu bitmez. O halde Kürt kimliğinin inkarına son veren, ifadesi üzerindeki yasakları kaldıran, barışçı çözüm arayışını başlatan lider olan, Erdoğan şimdi niçin yeniden “Kürt sorunu yoktur…” diyor?

Çünkü şimdi ilk iki iktidar dönemindekinden bambaşka bir Erdoğan ile karşı karşıyayız. Artık “denetimsiz – frensiz” kişisel yönetimini hakim kılmak ihtirasıyla kavrulan Erdoğan, Türk milliyetçilerinin oylarını almak, TSK ile kurduğu ittifakı pekiştirmek ihtiyacında. Geçen gün Harp Akademileri’nde bir zamanlar “savcısı” olduğu Balyoz ve Ergenekon davaları hakkında, “Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı…” demesi bunun açık ifadesi değil mi? Ne var ki Erdoğan’ın “Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olma” riski artmakta. Bugüne kadar almayı başardığı Türk milliyetçilerinin oylarının MHP’ye, Kürt milliyetçilerinin oylarının HDP’ye kayması olasılığı büyüyor. Hep yazdım: Türkiye, Erdoğan’ın sandığı kadar ilkel bir toplum değildir. Ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin halk peşinden gitmez. Erdoğan’ın keyfiliğine ve otoriterliğine AKP bile katlanamaz. Nitekim bunun işaretleri artıyor. Abdullah Gül, “Demokrasi seçimden ibaret değildir, Türk tipi başkanlık olmaz…” diyor. Bülent Arınç, Erdoğan toplumu kutuplaşmayı sürdürürse ülkenin “yönetilemez” hale geleceği uyarısını yaptı; “unutmayın, bu ülkede bir hükümet var…” demek zorunda kaldı. Ali Babacan durmadan “Hukukun olmadığı bir ülkede kalkınma olmaz…” demek ihtiyacını duyuyor. Koltuğunu ve bütün kariyerini Erdoğan’a borçlu olan Başbakan Ahmet Davutoğlu bile, haklarında yolsuzluk ve rüşvet iddiaları olan bakanları Yüce Divan’a göndermek istemedi mi, Erdoğan’ın “sır küpü”nü hükümete almaya kalkışmadı mı? “Devlet adamının gurura kapılması tehlikelidir…” bile diyebildi. 

Erdoğan’a toplumun en az yarısı katlanamıyor, Kürtler nasıl katlansın? HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın yüreklere su serpen şu sözleri, Kürtlerin artan bölümünün de katlanamaz hale geldiğinin ifadesi değil mi?: “Biz bir pazarlık hareketi, pazarlık partisi değiliz. AKP ile aramızda kirli bir pazarlık olmadı, asla olmayacak… Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HDP’liler bu topraklarda nefes aldığı sürece sen başkan olamayacaksın. Seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız...”

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.