Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Soykırım deyince sorun kalmıyor mu?

  • 16.04.2015 00:00

 24 Nisan’da bütün dünyada Ermeniler, Osmanlı atalarının başına gelen Büyük Felaket’i 100. yılında anacaklar. Ne yazık ki, yaşanan büyük trajediden yüz yıl sonra Türk–Ermeni uzlaşması, son yıllarda bu yönde bazı olumlu adımlar atılmış olmasına rağmen hâlâ uzakta. 100. yıl vesilesiyle, gelinen nokta üzerine görüşlerimi okurlarla paylaşmak istiyorum.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul ve İzmir’de oturanlar hariç 1,2 milyon dolayında Osmanlı Ermenisinin yurtlarından zorla sürülmeleri, en az yarısının katliamlar, açlık ve salgın hastalıklar sonucu can vermesi hiç kuşkusuz tarihin yazdığı en büyük trajedilerden biri. Ermenilerin tümünü hiçbir şekilde temsil etmeyen Ermeni milliyetçi-ayrılıkçılar isyan etti diye tüm Ermenilerin topluca cezalandırılmaları hiçbir gerekçeyle mazur görülemez. Türkiye Cumhuriyeti, olanları yok saymayı bırakıp Osmanlı hükümetinin işlediği “insanlığa karşı suç”la yüzleşmek zorunda. Dönemin başbakanı Erdoğan’ın geçen yıl Ermenilere taziyelerini bildirmesi doğru yönde atılmış bir adımdı, ama yeterli değil. Ermenilerden özür dilenmesi, el konulan mallarının tazmin edilmesi ve Anadolu kökenli Ermenilerden isteyenlere yurttaşlık verilmesi gerekir.

Ermeni milliyetçileri, Türk–Ermeni uzlaşması için trajedinin “soykırım” olarak nitelenmesinde ısrarlı. Oysa yaşananların, hiçbir şekilde geriye yürümeyen 1948 tarihli BM soykırım anlaşmasındaki muğlak tanıma uyduğu tartışmalı. Osmanlı Ermenilerinin başına gelenler, imparatorluğun dağılma sürecinde yaşanan trajedilerden sadece biri. Yahudi soykırımına benzetilmeye çalışılması, bir zorlama. Ermeni ayrılıkçıları, savaş sırasında Rusya ile işbirliği yaparak, bağımsızlık için ayaklandılar. Kamu görevlileri dahil birçok Türk ve Kürt Ermenilerin canlarını kurtarmalarına yardımcı olmaya çalıştı; çok sayıda Ermeni de Rusya’ya kaçarak ya da din değiştirerek canını kurtardı. Türk ve Kürtler de Ermeni milliyetçileri tarafından katledildi.  

Yukarıda sayılan nedenlerle Türkiye yurttaşlarının ezici çoğunluğu, Osmanlı Ermenilerinin başına gelenlerin “soykırım” olarak nitelenmesini kabul etmiyorsa da, giderek artan sayıda yurttaş, Ermenilerin 1965 yılına kadar “Meds Yeghern / Büyük Felaket” olarak andıkları trajedi nedeniyle özür dilenmesi gereğini görüyor.

“Soykırım” ısrarı, Türk–Ermeni uzlaşmasını kolaylaştırmıyor, aksine köstekliyor. Batı parlamentolarında alınan “Ermeni soykırımını tanıma” kararları, çıkarılan “inkârı cezalandırma” yasaları, Türkiye kamuoyunda Türkiye’ye hakaret ve şantaj olarak algılanıyor. 2009’da Ankara ile Erivan arasında imzalanan, diplomatik ilişki kurulmasını ve sınırların açılmasını öngören protokoller ne yazık ki kâğıt üzerinde kaldı. Bunda Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının beşte biri üzerindeki işgalini sürdürmesi ve bir milyona yakın Azeri’nin kendi ülkelerinde mülteci durumuna düşmüş olmasının rolü görmezden gelinemez. İçtenlikle Türk–Ermeni normalleşmesinden yana olanların çabaları “soykırım”ın tanınması değil, protokollerin hayata geçirilmesi üzerinde odaklanmalı. Türk–Ermeni ilişkilerinin bir numaralı uzmanı gazeteci olan Thomas de Waal’in mükemmel analizinde altını çizdiği gibi: “Ermenilerin atalarını nihayet gömebilmeleri ve Türk devletinin de Ermenilerin atalarının başına gelenlerin korkunçluğunu kabullenmesi gerekir. Muhakkak ki uzlaşma yolunda atılacak bu adımlar, Türkiye’nin daha açık bir toplum haline gelerek tarihiyle yüzleşmesiyle mümkün hale gelecek. Eğer bu başarılabilirse, gerisi gelecektir.” (Bkz. “The G - Word: The Armenian massacre and the politics of genocide / S - sözcüğü: Ermeni katliamı ve soykırım siyaseti,” Foreign Affairs, Jan. – Feb. 2015.)

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.