Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Cumhuriyet tarihinin büyük cilvesi

  • 18.04.2015 00:00

 Cumhuriyet tarihinin büyük ironisini, cilvesini görmek için bu tarihe kuşbakışı bakmak gerekiyor.

Bilindiği gibi Mustafa Kemal Paşa ve diğer önde gelen komutanlar (Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele) İstiklal Savaşı’nı geniş bir milli cephe stratejisi uygulayarak başarıya ulaştırdılar. Dindar Sünnilerle Alevileri inanç özgürlüğü, Kürtleri kültürel haklar ve özerklik vaadiyle bu cepheye kattılar. Ne var ki Mustafa Kemal Paşa, savaşın kazanılmasından sonra inandığı modernleşme projesini uygulamaya koydu: Modern bir toplum ancak otoriter bir rejimle kurulabilirdi. İslam’ın devlet tekeline ve denetimine alındığı, dini inançlara sınırlamalar getirildiği türden laikliği gerekli kılardı. Ancak tek–dilli ve tek–kültürlü olabilirdi. Bu proje gereğince Diyanet’in temsil ettiği ulema İslam’ı dışındaki İslam inançları yasa-dışı ilan oldu; Kürtler zorunlu asimilasyona tabi tutuldu; itiraz edenler ağır şekilde cezalandırıldı.

1950’de tek–parti rejimi yerini, dinsel inanç ve etnik kimlik temelli, rejimin Kemalist ilkelerini sorgulayan siyasetin yasa dışı sayıldığı askeri–bürokratik vesayet düzenine bıraktı. Askerler, Kemalizm’in (ve zümre çıkarlarının) tehdit altında olduğuna hükmettikleri her durumda (1960, 1971, 1980, 1997’de) farklı biçimlerde müdahale edip, Kemalizm’i tahkim ettiler. Dindar Sünniler ancak 1970’ten itibaren, İslamcı Milli Görüş Hareketi ile siyasi hayatta rol aldılar. Milli Görüş partileri üst üste kapatıldı, ama oyları giderek arttı; 1991’de RP ile 12 Eylül rejiminin getirdiği % 10 barajını aştı; 1995’te ülkenin birinci partisi oldu. RP’nin, ardından FP’nin kapatılmasından sonra, Milli Görüş bölündü. İslamcı gömleğini çıkarıp muhafazakâr demokrasiyi benimsediğini ilan eden kanat, yani AKP 2002’de iktidara geldi; dindar Sünni Kürtlerin de desteğini alarak 2007 ve 2011 seçimlerinde oyunu artırarak iktidarını tahkim etti.

Milliyetçi Kürtler ise Kemalist rejime karşı çeşitli kereler isyan ettiler. En büyük isyan ise 1984’te Marxist–Leninist olduğu iddiasıyla ortaya çıkan PKK önderliğinde patlak verdi. PKK önce Marxizm–Leninizm’i, sonra ayrılıkçılığı terk etti, 2013 Nevruz’undan itibaren de silahlı değil siyasi mücadeleye öncelik veren bir politika uygulamaya başladı. PKK’nın siyasi kolu olan (üst üste kapatıldıkları halde giderek oy oranını artıran) partiler 1990’ların başlarından itibaren Kürt bölgesinin yerel yönetimlerinde iktidara geldi; 2007’den itibaren de bağımsız adaylar aracılığıyla Meclis’te grup kurmayı başardı. İlk kez bu genel seçimde % 10 barajını aşma mücadelesi veriyor.

Türkiye’de rejimin geleceği (eğer seçimle belirleneceğini varsayarsak) 7 Haziran’da esas olarak Kemalist rejimin yıllarca baskı altında tuttuğu iki ana siyasetin, İslamcı akım ile milliyetçi Kürt siyasi hareketinin performansına bağlı. İslamcı-Osmanlıcı sosa bulanmış bir çıkar birlikteliğine dönüşen, 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmasının ardından Hizmet Hareketi’ne karşı “paralel yapı” safsatasıyla cadı avı yürütecek kadar hukuk devletini ayaklar altına alan, askeri vesayetçilerle ittifaka girişen AKP, eğer dindar Kürt oylarını koruyarak HDP’yi Meclis dışı bırakabilirse, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Türk usulü başkanlık” sistemiyle tek–adam, tek–parti rejimi getirme ihtirasını gerçekleştirecek. Ama HDP barajı aşar ve Meclis’e girerse, AKP’nin tek başına iktidar olamaması dahi ihtimal dahilinde.

Cumhuriyet tarihinin büyük ironisi, cilvesi şu ki, Türkiye’nin kaderini Kemalizm’e itiraz eden iki ana siyasi akım arasındaki rekabet belirleyecek.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.