• 20.12.2020 00:00
  • (476)

  Bir aydan fazla oldu yazamadığım. Sizlerle en son buluşmamızda Gelecek Partisi 1.Olağan Kongresi izlenimlerimi  paylaşmıştım ki, kısa bir süre  sonra can ağabeyim rahatsızlandı ve hastanede tedavi görmeye başladı, şu tüm dünyayı tarumar eden Covid19 illeti nedeniyle.

Dünyaya gözlerimizi açıp yaşama doğru ilk adımlarımızı atmaya başlamamız, kavrama ve muhakeme yetilerimiz de gerekli olgunluğa eriştikten sonra biz insanoğlunun öncelikli farkına vardığı şey ölüm gerçeğidir;  her doğan canlı ölecektir, insan da. Bu nedenle akıl sahipleri binlerce yıldır sorgular durur; tüm dinler, inanışlar ve felsefeler yaşam ve ölüm bağı üzerine kurulup bugüne değin varlıklarını sürdürmüşler ve insanlığın amansız cevap arayışları üzerine bina edilmişlerdir. Herkesin yakınları ölecektir veya ölmüştür en nihayetinde öncesinde sonrasında herkes ölecektir. Doğru önerme, akıl ve mantığın, yaşamsal gerçekliğin ortaya koyduğu şaşmaz sonuç budur.

Ama bazılarının ölümü farklıdır; senden bir şey, senin önemli bir şeyindir. Bugün kimliğimi oluşturan bazı esaslı değerlerim bulunuyorsa; seçtiğim dostlar, evrendeki konumlanışım ve siyasi duruşumun bir anlamı varsa, Türkiye ve tüm dünyanın mazlum kesimleriyle bir bağım bulunuyorsa, bunları sadece ve tek olmasa da büyük oranda canım ağabeyim merhum Coşkun Tut’a borçluyumdur.

O son nefesine kadar cesur bir Müslüman delikanlı olarak yaşadı ve bu haliyle çok sevdiği Rabbine yürüdü.  Ardında gözyaşlarıyla iki eş, onu çok seven 5 çocuk ve 5 kardeş, ağıtlar yakan bir anne ve analık, ne olup bittiğini tam olarak anlamaya çalışan Parkinson bir baba ve binlerce seven dost bıraktı.

Yaşlı anne babamla son demlerinde biraz olsun vakit geçirip onlara göz kulak olan analığımızın yükünü hafifletmek için eşimle birlikte gelmiştim üç ay önce Düzce’ye. Bu kez belki de yıllardır çokça görüşemememizin hasretiyle neredeyse her gün buluştuk  ağabeyimle. Çoğunlukla beni atölyesine yemeğe davet etti, kimi zaman evinde ve dışarıda ağırladı çocuklarıyla. İçine bir şeyler doğmuştu sanki, işleriyle ilgili hiç konuşmadığımızca konuştuk, yurt dışı pazarlama konusunda özellikle destek istiyordu ve ben de analiz, eleştiri ve önerilerimi dile getiriyordum, aslında işinin önü çok açıktı ve makineler konusunda tam bir zehirdi.

Petkim’e (Socar) çok spesifik bir dolum makinesi yapmıştı ve referans bağlamında çok önemsiyordu. İzmir Aliağa’da kurulumunu yaptı ve döndüğünde hastaydı. Sonra hastane süreci başladı ve 26 gün uyutularak entübe oldu benim abim. Yoğun bakım gün be gün beni bilgilendirdi ve ben de ilgili yakınlarımızla paylaştım, durumu hep kritik olarak seyretti. Bir gün rutin saatler dışı bir telefon geldiğinde dar-ı bekaya yürüdüğünü anlamıştım.

Pandemi şartlarında geçen Pazar günü aile kabristanına defnettik ve cesedi cismince alelacele kazılmış bir mezara sığdı. Ama hayatlarımızda, yaşam sathında oluşturduğu boşluk çok fazla oldu sanırım ve hiçbir zaman dolmayacak. Bunu acımıza ortak olmak üzere arayıp soran dostlarının göremediğimiz gözyaşlarından da anlıyorum.

Benim abim öldü, ama çok şükür bizlere kazandırmak için uğrunda mücadele ettiği değerler yaşıyor.

Umar ve dilerim ki, çok sevdiği Rabbimiz yakınlarında ağırlar…

COŞKUN TUT