• 10.02.2021 00:00
  • (474)

  Bunu sormalıyım; zira bugün ömrümde ilk kez gördüğüm ve sonradan içişleri bakan yardımcısı ve bakanlık sözcüsü sıfatı taşıdığını öğrendiğim bir kişi hakim medya kanallarında canlı olarak yayınlanan açıklamaları esnasında “hiç kimseye devletimizin gücünü sınamayı tavsiye etmiyoruz” dedi. Aslında televizyon hasbelkader açıktı ve ben yine her zaman olduğu gibi birisi yine konuşuyor modunda ciddi manada kulak vermeyip bilgisayar karşısında kendi konumla ilgilenmeye devam ederken bir anda mezkur sözleri ilgimi çekmiş olsa gerek ki, kafamı kaldırıp bakma gereği hissettim. Önce bir dışişleri bakanlığı yetkilisinin sorunlu olduğumuz ülkelerden birine aldığı talimat gereği alışıla geldiği üzere ‘gider’ yaptığı hissine kapıldım. Türkiye düşmanlığı nedeniyle haddi bildirilen ülke hangisi acaba düşüncesiyle ve ses tanıdık gelmediğinden yukarıda bahsettiğim eylemi gerçekleştirdim aslında. Ahha, dışişleri bakanlığının kimi zaman başvurmak zorunda kaldığı ve nerdeyse telifi onlara ait bir replik bu kez kanal görüntüsünün alt manşetinden anladığım kadarıyla bir içişleri bakanlığı yetkilisi tarafından kullanılıyordu. “Ne diyor bu arkadaş” rahatsızlık ve tahammülsüzlüğüyle, dahi “bi yürü git be kardeşim ne anlatıyorsun sen” rahatlığıyla kanalı değiştirdiğimde bunun canlı bir yayın olduğunu ve Sayın Cumhurbaşkanının tüm konuşmalarını anında aktarmalarını varlık sebebi olarak kabul eden kanallarda da (Tüm ülke TV’lerinin %90 kadarı) yer aldığını görünce açıkçası şaşırmadım ama hakikaten üzüldüm.

Hayat pahalılığı ve enflasyon almış başını gitmiş, ülkenin son iki senede “Erdoğan-Damat” politikaları nedeniyle 130 milyar doları berheva olmuş, işçi, emekli ve tüm çalışan kesimler son derece zor durumda, esnaf mutsuz, çiftçi ağlıyor, ülkemizin demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olması ilkeleri dünya ölçeğinde çok geri sıralara düşmüş, yönetsel anlayış modellemesi sırlamasında nerdeyse otokratik devletler kategorisinde değerlendirilir hale gelmişiz… Ve içişleri bakanlığının üst düzey bir yetkilisi çıkıp Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan rektörü protesto etmek üzerinden yola çıkıp çeşitli eylemlere girişen üç beş çoluk çocuk üzerinden koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletinin gücünün sınanması gibi bir anlam çıkarıyor ve ‘üstü açık’ tehditte bulunuyor. İnanılır gibi değil!

Hakikaten bu ülkede akıl, mantık, izan, sağduyu, tolerans, tahammül, hoşgörü, müzakere, sevgi, barış, huzur vs. gibi kelime ve kavramların kullanım miadı bizlerin farkında olmadığı herhangi sayılı bilmem ne kararnamesiyle ortadan kaldırıldı mı?

Sahi Boğaziçi Rektörü meselesini gerçekte kullanan kim?

Ne kadar basit bir mevzu aslında. Söylemlere bakılırsa AK Parti ve ortakları sinekten yağ çıkarırcasına bir şevk ve azimle bu işe devletin tüm gücünü kullanarak ve örnek olması mümkün demokratik protesto eylemlerini bastırıp sindirebilmek adına bir fırsat bulmuşlar gibi. Bugüne kadar gözaltına alınan iki yüz gencin büyük çoğunluğu - belki de hepsi- serbest bırakıldı. Ama içişleri bakanı ve cumhurbaşkanı bu çocukları- son zamanlarda sürekli başvurdukları bir yaftalamayla- terörist olmakla itham ettiler, çok yazık.

Yarın bir esnaf yada emekli grubu “geçinemiyoruz, açız” diye sokaklara dökülürse, onları da terörist ilan etmeyi düşünüyorsanız şimdiden söyleyin de aralarında olmayalım.

Bence bu ülkede ilkokul çocuklarına –şimdi var mı bilmiyorum ama- Hayat Bilgisi dersiyle birlikte Demokrasi Kültürü adlı bir ders zorunlu kılınmalı. Çok özür, belki de bu derse çocuklardan değil esasen ülkeyi yönetenlerden başlanmalı.

Gerçekten bu gidiş nereye?

Selam ve esenlikler….