Aün 'lı "At" filmiydi; İstanbul'dan sefalet manzaralarının ardından kadraja, "Atatürk 100 yaşında" şeklindeki "outdoor" çalışması yansımıştı.

Yıl, 1981'di.
Kenan Evren darbesini yapmış, memleketi kasıp kavuran Atatürk'süzlüğe çare aramakla işe koyulmuştu.
Dağı taşı "Atatürk 100 yaşında" yazılarıyla doldurmuştu.
Zaten, kendisini de bi ufaktan  zannediyordu. Yaverine, "İsmet" diye hitap ettiği fıkra tadında sağda solda anlatılıyordu.
O derece tuhaftı...
Dönemin ABD Başkanı Carter'a, "bizim çocuklar başardı" diyerek müjdelenen mahut darbe döneminde, Yunanistan'ın NATO'ya girmesini sağladı.
Hiçbir sivil hükümetin cesaret edemeyeceği korkunç bir şeydi bu!
"" diyerek Atatürk'ün yaşadığını ihsas ediyorlardı ama Ferhan Şensoy'un "Üç Kurşunluk Opera" adlı oyununda dediği gibi "Atatürk hiçbir zaman böyle hıyar durumadüşmemişti."
Pardon, ABD taşeronları mı dediniz?
PKK 15 Ağustos 1984'te ilk saldırısını Eruh'a gerçekleştirerek "hizmete" başladı.
FETÖ de sınav sorularını ilkin 1986'da çalmış, TSK'da yuvalanmaya başlamıştı.
Fetullah da güya kaçaktı; garnizonların yakınlarındaki evlerde "hizmete" fasılasız devam ediyordu.
Olsun, nasılsa 12 Eylül darbesi Atatürk'süzlüğe çare bulmuştu.
O kadar ki, Evren Paşa bir defasında, "Hangi taşı kaldırsan altından Atatürk çıkar" demişti.
Daha ne olsun!

***

Merhum Erbakan hükümeti kurmuş, ilk kez denk bütçe yapılmış, memurlar tarih boyu aldıkları en büyük maaş zammını almış, Türkiye D - 8 ile bağımsız oluşumlara öncülük yapmaya başlamıştı.
Ne ki, Erbakan'ın kalemi kırılmıştı.
Yani, Washington'da Dışişleri Bakanı Albright'ın çağrısıyla bakanlığın yedinci katında, B. LewisP. WolfowitzR. Perle'nin de hazır bulunduğu toplantıda, "Doğrudan askerî bir darbeolmadan bu hükümet gitmeli..." kararı alınmıştı.
Çok geçmeden kampanya başlamıştı.
O yıl hac mevsimi 'na rastlamış;
Atatürk elden gitmişti.
Gülmeyin, mezkur kampanyanın hülasası bundan ibaretti.
Bir general, İstiklal Marşı'mızda yer alan, "Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli- / Ebedi, yurdumun üstünde benim inlemeli" mısraından rahatsızlık duyduğunu dile getiriyor, bir başka general de Erbakan'a "pezevenk" diye hakaret ediyordu.
Gazeteler mi?
Genelkurmay'ın ağzından, "Gerekirse Silah Bile Kullanırız" manşetleri arzı endam ediyordu. (Dikkat buyurun: 28 Şubat'taki mahut tehdit, 'da fiiliyata geçti.)
Sonuç mu?
Erbakan hükümeti devrildi.
Söz konusu post-modern darbe sürecinde, "başta tüm dünyanın saydığı başkumandan..." diye diye, Kemal Derviş bir sömürge valisi gibi ekonominin başına getirildi.
O da IMF'nin direktifleri doğrultusunda bir gecede bilmem kaç yasayı Meclis'ten geçirdi.
Fetullah da anavatanına (ABD) "hizmete" çekildi.
Uzun lafın kısası:
Hac mevsiminin Kurban Bayramı'na rastlaması engellenmiş, Atatürk elimizde kalmıştı.

***

Erdoğan partisini kurup iktidara gelince, Atatürk tekrar elimizden gitmeye başladı.
Geri getirmek için araçların camlarına behemehal "Atam izindeyiz" yazıları yazıldı.
Tuncay Özkan da daha sonra  firarisi Akın İpek'e satacağı televizyon kanalında adeta Nutuk "hatimleri" indirmeye başladı.
Erdoğan 2009'da ırkçı - Siyonistlere "one minute" çekince, FETÖ "teknik nakavt" sürecini hızlandırdı.
Malumunuz, 2011'den itibaren de "diktatör" söylemleri tedavüle sokuldu.
Bu arada ne tesadüf, "İzmir'in dağlarında çiçekler açmaya başladı."
Sonra mı?
MİT TIR'ları kumpası ve 17 - 25 Aralık "teknik nakavt" süreci ve ardından 15 Temmuz işgal girişimi geldi.
Erdoğan "ölümüne" direndi; anti- emperyalist / yurtsever Atatürkçüler de omuz verdi bu direnişe.
Hülasa, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet, 15 Temmuz'da kurtarıldı.

  • Abone ol