Sanem ALTAN
Sanem ALTAN

Gazete: Vatan GAZETESİ

Öcalan, asıl değil taslak mektup yazmış..

  • 1.03.2013 00:00

 Geçtiğimiz 16 Temmuz’da… Barış konuşmalarının fısıltı halinde de olsa dillendiği ama Diyarbakır’da polislerin BDP’nin miting yapmasını engellediği, PKK’nın yol kestiği, şantiye bastığı, adam kaçırdığı, araç yaktığı günlerde…


“Barışı sadece Türkler mi istemiyor, Öcalan’a karşı olan Kürtler de varmış gibi geliyor bana bazen”diye yazmışım ve eklemişim: “En çok, bu ülkede kim kime karşı onu anlamakta zorlanıyorum. Eğer anlarsam da çok şaşırıyorum.

Aslında ortada gözüken tablo çok basit, değil mi?

Türkler Kürtlere…

Kürtler Türklere…

Ulusalcılar dindarlara…

Dindarlar Kemalistlere…

Sünniler Alevilere… Karşı.

Ama benim anladığım şu;

Türkler Türklere

Kürtler Kürtlere…

Dindarlar dindarlara…

Ulusalcılar ulusalcılara da karşı.

Birbirlerine benzerler arasında da çok şiddetli kavgalar oluyor bu memlekette.”

Ve bu sonsuz görünen çatışmalara bakarken merak etmişim, “Kandil’le Öcalan’ın arası gerçekten iyi mi” diye…
 

***



İşte tam bu sorunun sorulacağı, cevabının ise her zamankinden daha mühim olduğu zamana geldik. Barış süreci başladı, Öcalan’la görüşmeler yapılıyor.

Öcalan, Kandil’e mektup yazdı.

Aslında nihai mektup değilmiş bu.

Daha çok bir prova mektup gibiymiş.

Tepkilere göre esas yol haritasını verecekmiş.
 

***



Türk ve Kürt kamu oyları kadar, Kandil’in ve PKK’nın Avrupa kanadının da yaşanan süreci etkileme gücü çok fazla…

Yalçın Akdoğan da başbakanın başdanışmanı, bir iki gündür şunları soruyor, sanırım aynı tedirginlikle:

“Bu süreçte örgütün şahin kanadı acaba yaşanacak gelişmeleri ne derece benimseyecek?

Sürece karşıtlık veya sürecin muhtevasına yönelik hazımsızlık Öcalan karşıtlığına dönüşebilir mi?

Süreç boyunca örgütün yeni saldırılarda bulunması bir sabotaj anlamına gelmez, aynı zamanda Öcalan’ın iradesini anlamsızlaştıracak çıkışlar yapmaları da büyük bir sabotaj anlamına gelir…

Kandil’deki kanatların Öcalan’ın çağrısına nasıl karşılık vereceği merak konusudur. Kendi görüşünü ve pozisyonunu dikte eden bir Kandil’e karşı Öcalan’ın nasıl davranacağı da önemli bir konudur. Öcalan’ın Kandil’e ve BDP’ye gönderdiği çerçeveyi asıl mesaj değil de bir taslak olarak nitelendirmesi sadece onların görüşlerini de almak, onları da sürece katmak isteğinden gelmiyor olsa gerek.

Bu aynı zamanda örgütün tavrını ölçmek ve boşa düşmemek kaygısının da bir sonucudur…”
 

***



Otuz yıl boyunca nefretin ve düşmanlığın beslendiği, iki tarafın da canının yandığı, öfke ve intikam duygularının kabardığı bir savaş yaşadık.

İki kesimde de çeşitli grupların iktidar kavgasına giriştiği karma karışık bir yapı oluştu.

İki tarafta da barışı istemeyenler var, iki tarafta da barış yerine “mutlak bir zafer” arzulayanlar var.

Ben, bu barış sürecinde karşılaşabileceğimiz çeşitli tuzakları aşabilmenin tek bir yolu olduğuna inanıyorum.

O da, bütün ülkeyi kapsayacak “mutlak” bir demokrasi atağının başlaması, devletin yapısının, siyasetin, hukukun demokrasiye göre yeniden yapılandırılması. Beni, barışa doğru yürürken Kandil’in “şahin” kanadından çok bu demokrasi isteğinin ortada görünmemesi endişelendiriyor.

Tam bir demokrasi olmadığı zaman, barışın önüne iki taraftan da kazılacak tuzaklardan kurtulmak çok zor oluyor çünkü.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.