Sanem ALTAN
Sanem ALTAN

Gazete: Vatan GAZETESİ

Şu Beğenilme Arzusu…

  • 6.03.2013 00:00

 Kendimi, benimkine benzemeyen bir zevkin dilini kullananların arasında mutsuz hissettim hep…


Çoğu zaman sıkıldım onlardan.

Çoğu zamansa küçümsedim…

Onların da beni küçümsediği gibi…
 

***



Kendisine benzemeyeni hiç sevmiyor kalabalıklar…

Bense onlara benzememeyi hep sevdim.

26 yaşındayım…

On yaşındayken de böyleydim…

Ellimde de böyle olacağım.

Tıpkı sizin gibi diğerlerine benzememeyi hep önemseyeceğim.
 

***



Hep beğenilmek istiyoruz.

Hep birbirine benzeyenlerin dışında kalmak istiyoruz.

Ve nasıl da birbirine benzeyen kocaman bir grup olduğumuzu fark etmiyoruz.

Hepimiz başkalarına benzemek istemeyen ve sadece bu duygusuyla bile birbirlerine benzeyenleriz işte.
 

***



Şu beğenilme arzusu var ya…

Daha çocukluğumda başladı.

Annemle babamın gözlerinden korkardım çocukken.

Ürkerdim gözlerinde bir alaycılık gölgesi görmekten.

Oysa o gözler gülümserdi hep bana.
 

***



Annemle babam beğenmeliydi beni…

Benim birlikteyken sıkıldığım insanlardan biri gibi olmamalıydım onlar için…

Sonra tüm insanlar beğenmeliydi beni…

Sonra annemle babam bir kez daha hayran olmalıydı bana.

Tüm insanların bana hayran olduğunu annemle babam bilmeliydi en önce.
 

***



İnsanların beni beğenmesini isterdim.

Onların beni beğenmesini isterdim ama ben onları beğenmezdim aslında…

Karşılıklı küçümserdik birbirimizi.

Nasıl bir düzendi bu…

Kimsenin kimseyi beğenmediği, ondan tamamen farklı olduğunu düşündüğü ama yine de ona kendini beğendirmek için defalarca yeni oyunlar, yeni kanıtlar peşinde koştuğu…
 

***



Hayatımızın en önemsiz kahramanlarına bile kendimizi beğendirmek istiyoruz.

Bu hırsla yokolduğumuzu bile anlamıyoruz.

Şu beğenilme arzusu…

Beğenilmenin coşkusu için mi yoksa beğenilmemenin acısına dayanamayacağımızdan mı vazgeçiyoruz kendimiz olmaktan, bilemiyorum.

Hepimiz birbirimizi küçümsüyoruz ve hepimiz birbirimizi çok önemsiyoruz.

Ve hepimiz diğerlerinin bizi beğenmesi için kendimiz olmaktan vazgeçiyoruz.
 

***



Bu yazıyı yirmi altı yaşında, çantamda hep dolaştırdığım, eskimiş yazı defterime yazmışım…

Ve o defterleri çıkarıp okuyorum şimdi…

Biliyor musunuz, yaş aldıkça akıllanırız gibi gelse de galiba bazı konularda hiç akıllanmıyoruz.

Gençken yazdıklarıma baktıkça buna daha çok inanıyorum.

Bütün insanların ortaklaşa sahip oldukları sakatlıklar var.

O sakatlıklardan kurtulamıyoruz.

Belki de tek teselli…

Bu sakatlığı görüp anlamak.

Belki de bizi “diğerlerinden” ayırabilecek tek özellik bunun farkına varabilmek.

Belki de bizi diğerlerinden ayıracak tek şey ‘sakatlıklarımızla’ birbirimize benzediğimizi bilmek…

Not: Önümüzdeki iki gün yokum... Görüşmek üzere...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.