Sanem ALTAN
Sanem ALTAN

Gazete: Vatan GAZETESİ

Ben kumpasa kumpas demem kumpas bana yapılmadıkça!

  • 20.08.2014 00:00

 Aziz Yıldırım’ın Ersun Yanal’a son yaptıklarını izlerken dehşete düştüm, hayret ettim söylenilenlere, yapılanlara.... Ama biraz düşünüp, Yıldrım’ın daha evvel başkalarına yaptıklarını  hatırlayınca, hayret etmeme hayret ettim doğrusu.

 Bu şaşkınlığım Fenerbahçe’yi yönetenlerin zihniyeti karşısında dehşete kapılmamı engellemedi. “Şampiyonluğa ulaşmış teknik direktörü değiştirmeme” geleneğine sahip Fenerbahçe’nin Ersun Yanal ile yollarını ayırması, beklenen bir gelişme de olsa bu ayrılığın arkasından yaşananlar, kullanılan üslup, tavır,  kulübü yöneten zihniyetle ilgili insanı dehşete düşürüyor çünkü...

***

 Aziz Yıldırım’ın pragmatik dönüşlerine alışığız, ancak işin, teknik direktörün soyunma odasında futbolculara yaptığı konuşmanın kaydedilmesi ve medyaya servis edilmesi noktasına kadar gelmesi; Türk sporunda hiç kimsenin yaşadıklarından ders çıkarmadığının da göstergesi.

 Şike Davası’nın kendisi aleyhine kurulmuş bir kumpas olduğunu kendi camiasına inandıran Aziz Yıldırım, maksatlı yapılan telefon kayıtlarıyla kulübünün ve kendisinin cezalandırıldığını savundu son 3 yıldır... Ama iş teknik direktörünü göndermeye gelince, Ersun Yanal’ın futbolculara hitaben yaptığı “yatak odası” konuşmaları manşetleri süslüyor; aylardır sümen altında tutulmuş magazin fotoğrafları ve kayıtları birbiri ardına medyaya veriliyor.

 İşin kötüsü “kumpas mağduru” olduğunu iddia eden Aziz Yıldırım da eski teknik direktörü aleyhine düzenlenen bu “kumpas”ı gönül rahatlığıyla destekliyor.

 ***

 Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’deki çizgisini hiçbir şekilde içine sindirmeyen biri olarak bunları yazıyorum...

 Yanal, Fenerbahçe’ye teknik direktör olmak için, taşıması gereken bütün ilkeleri çiğnerken bir gün başına bunların gelebileceğini ön görmüş olmalı aslında. Geçen yılın yaz aylarındaydı sanırım, Yanal, Fenerbahçe’nin başına geçebilmek için daha ilk gün bütün ipleri Aziz Yıldırım’a vererek teknik direktörlük için gereken “duruş”tan feragat etmişti bence...

 Fenerbahçe yönetim kuruluna giderek, 3 saat  kendini ‘yok sayarak’ takımı nasıl yöneteceğini ve neden kendisinin teknik direktör seçilmesi gerektiğini anlatmıştı.

 ***

 Daha sonra da  Yıldırım’ın 1 ay boyunca başka adaylarla görüşmesini sineye çekmiş; köşesine oturup kendine şans verilmesini beklemişti.

 Öteki adayların geri çevirdiği Aziz Yıldırım, “lütfederek” kendisiyle 1 yıllık sözleşme imzaladığında ise gerekçesini net biçimde ortaya koşmuştu:

 “Başkasını getirsem takıma istediğim gibi müdahale edemem ama Ersun gelirse takıma rahat rahat karışırım...”

 

Sırf bu sebepten Mustafa Denizli yerine Ersun Yanal teknik direktör olmuştu Fenerbahçe’ye...

 Yıldırım’a teslim olan Yanal’ın yaptıklarının, teknik direktörlüğünü seven ve beğenen biri olarak beni kırdığını ve şaşırttığını söylemeliyim.

 ***

 Ancak... Yanal’ın ilkesizliğini yadırgarken  Aziz Yıldırım’ın diktatörlüğünü gözardı etmek de adil olmaz. İstifa ettiği güne kadar Yanal’ın arkasında durduğunu iddia eden Aziz Yıldırım, Yanal’ın istifa haberi gelir gelmez çıldırmış gibi davranmaya başladı.

 Medyanın gözlerinin içine baka baka “Bu takımı Ersun mu, Aykut mu, Zico mu şampiyon yaptı? Bunlar başka hiçbir takımda başarılı olamadı” demek, “Fenerbahçe’yi hep ben şampiyon yaparım. Şampiyon olmadığı yıllarda ise başkaları yapamamıştır” demek, insanın akıl sağlığıyla da ilgili bir durum en azından.

 ***

 “Ersun, takım idmanlarını kadın arkadaşlarıyla programına göre ayarlıyordu” nasıl bir açıklamadır? Madem Ersun Yanal bunu yapıyordu, daha ilk gün neden müdahale etmediniz de ayrılır ayrılmaz arkasından bu dedikodulara çanak tutuyorsunuz?

 ***

 Aziz Yıldırım’ın Milliyet gazetesine geçen hafta verdiği röportaj, Türk spor tarihinin en ayıplı röportajlarından biridir... Gazete için değil, Aziz Yıldırım için ayıptır bana sorarsanız... Teknik direktörünü karalamak,  küfretmek, onu ağır biçimde suçlamak hangi usule uygun? Allahtan  Şansal Büyüka ve Tayfun Bayındır röportajı süzgeçten geçirmişler de daha büyük bir skandal patlamamış.

 ***

 Teknik direktörünün kız arkadaşına fahişe yakıştırması yapmak, kürtaj detaylarına kadar anlatmak,  nasıl bir sığ ilkelliktir...

 Nasıl bir seviye yoksunluğudur.

 Yıllarca “bana kumpas kuruldu” diye bağıran Yıldırım, kendi teknik direktörünün telefon konuşmalarını medyaya sızdırıyor, bel altı vurarak özel hayatının detaylarını açıklıyor.

 Yıldırım türü “mağdurların” sloganı belli aslında: “Ben kumpasa kumpas demem, kurban ben olmadıkça...” Kendilerinin başına bir sorun geldiğinde “mağdurum” diye ağlıyorlar ama başka insanların hayatlarını mahvetmek için kumpasın alasını yapıyorlar.

 Bu tür insanları toplum “ayıplamadıkça”, bu tür insanlar bu yaptıklarının bedelini ödemedikçe bu seviyesiz kumpaslar, bu çifte standartlar, bu ilkellikler sürüp gidecek ne yazık ki...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.