Sanem ALTAN
Sanem ALTAN

Gazete: Vatan GAZETESİ

Dinden de dindardan da korkmam ben...

  • 7.11.2014 00:00

 Bazen insanlarla ayaküstü sohbet ederken, gazete yazısı yazmak için masama otururken, birilerinin yazılarını okurken hep aynı şey oluyor; o andan sonra ‘eksilmiş,  sığlaşmış, aptallaşmış’ olarak hayata devam edeceğim gibi bir his sarıyor her yanımı…

 
Biliyorum…
 
Bunun mantıklı bir açıklaması yok.
 
Ama gazeteleri okudukça, insanlara değdikçe çoğalan bir  duygu bu… Yükseklik korkusu -benzeri bir sığlık korkusu.
 
Zekasız bir sığlığın, yazıyı da, beni de, hayatı da parçalayıp yutuvereceğine dair iç karartıcı bir endişe.
 
***
 
Dorian Grey portresi gibi, “çevremizdeki kötülüklerden eskiyecek cildim, içim kalınlaşacak,ışığa kapanacak gözlerim” diye bir korku…
 
Hepimiz böyle olacağız diye korkuyorum aslında… Ölmekten beter olacağız sonunda diye 
 
korkuyorum.
 
Yazmak suç, konuşmak suç, sevişmek suç, mutlu olmak suç, herhangi bir hayat 
 
talebi suç…
 
Kötülükleri ve zekasızlıklarıyla boğacaklar bizi diye bir endişe işte.
 
Sizde de var bu biliyorum...
 
***
 
Bir de bunun tam tersi duygular var.
 
Bazen de bir insanla konuşurken, bir yazıyı okurken, bir filmi seyrederken, bir sohbeti dinlerken o duyguların varlığını yeniden keşfediyorum.
 
Çölde bir vahaya kavuşmuş gibi oluyorum.
 
Ferahlama…
 
Gülümseme…
 
Huzur… Mutluluk… Umut…
 
***
 
İnsanların yaratıldıkları günden beri, hayatın bir yıldırım gibi çarparak ruhlarını parçaladığını, ağır darbeleri karşısında acze düştüklerini, bu acıları tevekkül ve tahammülle karşılayabilmek için bir sığınak aradıklarını, sonunda da dini ve tanrıyı bulduklarını 
 
düşünüyorum ben.
 
Dinde, ruhunun acılarına bir çare değil de, şekilci bir gösterişçiliği bulanların dinin yolundan saptığına inanıyorum.
 
Her yanımız dini bir silah gibi kullanan insanlarla doldu.
 
Din vasıtasıyla Tanrı’yı değil, iktidarı arayan insanlar.
 
Dini de, hayatı da sığlaştırıyorlar gibi geliyor bana.
 
***
 
Dinden de, dindardan da korkmam ben, hiç bir zaman korkmadım.
 
Ama dini bir ‘araç’ gibi kulallananlardan korkuyorum.
 
Kötülüklerin en büyüğü gibi gözüküyor bazen bu bana. Buna cüret eden, bunu yapan, herşeyi yapar diye geçiyorum aklımdan.
 
Tanrı’yı arkasına saklanacağı bir perde gibi kullanmaya kalkışan, o perdenin ardında en büyük suçları işlemekten kaçınmaz.
 
***
 
Müslüman bir ülkede din daha fazla konuşulmalı,daha fazla tartışılmalı bence.
 
Derinliğine, dinin ve dindarlığın ne olduğu, ne olmadığı masaya bir konmalı.
 
Müslümanlık Müslümanlar tarafından tarif edilmeli.
 
Birbirine uymayan tarifler ve fetvalardan hangisinin daha sahici olduğu halkın önünde konuşulmalı.
 
Belki de bu bizi içinde yaşadığımız sığlıktan bir nebze kurtarır.
 
***
 
Ya dini toplum hayatında tümüyle bir yana bırakıp bireysel dünyanda yaşamalısın, ya da bunu toplumsallaştırıyorsan o zaman bunu derinliğine tartışmalısın...
 
Hem toplumsallaştırıp, hem konuşulmaz 
 
bir tabuya çevrilince din, sığlığın ve suçun barınağı haline geliyor bana sorarsanız..
 
***
 
Aslında bunca lafın yekununda söylemek istediğim basit.
 
Ya dini sonuna kadar konuşup tartışın…
 
Ya da susun, dini kendi içinizde yaşayın…
 
Üçüncü yol din olmuyor, her türlü yalana açık bir siyaset oluyor çünkü…
 
Bu da herkesi boğuyor.
 
Korkutuyor...
 
***
 
Dindar ya da dinsiz…
 
Galiba ikisinin de sahicisi insana iyi geliyor…
 
Aradığımız ne o, ne bu, aradığımız sanırım sadece sahicilik...
 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.