Sanem ALTAN
Sanem ALTAN

Gazete: Vatan GAZETESİ

Acıyı, acıklılığa tercih et..

  • 12.11.2014 00:00

 Zarafeti çok severim, her zaman etkiler beni.

 
Zarif olabilmek bir sanat bana so-rarsanız, sanki öğrenilen bir şey değil  de olunan bir şey gibi, ya olabiliyorsun  ya olamıyorsun çünkü...
 
Zarif olmak için bir prenses olma-nıza gerek yok, sokakta yaşayan,  hayatın zor virajlarından geçen ama yine zarif olan insanlar tanıdım ben...
 
Ve zarafetin yaşadığın hayatla çok da ilgili olmadığını o zaman daha iyi anladım.
 
***
 
Geçen gün boşanmak üzere olan bir arkadaşımla sohbet ediyordum.
 
Acıları, üstelik aşk acılarını anlatmakzordur biliyorsunuz.
 
En azından benim için...
 
Ben öyle düşünürüm, böyle durumlar-da susmak en doğru şeydir  diye inanırım...
 
Sanırım bu, benim acının gerçek kişiliği ortaya çıkardığına olan inancımdan kaynaklanıyor. Aşk acısı karşısında,  yenildiğin zaman, kaybettiğin zaman, çaresiz kaldığın zaman ne  yapıyorsun?
 
Nasıl duruyorsun?
 
***
 
Bence insanlar acılar karşısında verdikleri tepkilerde birbirinden ayrılıyor.
 
Yoksa hepimiz birbirimize benziyoruz ilkel yanlarımızla aslında.
 
Hepimiz kaybedince bağırıp çağır-mak  istiyoruz ama  bazılarımız  bağırıyor, bazılarımız hayranlık  uyandıracak bir sakinlikle sadece gülümsüyor...
 
Birini bağıra bağıra ağlatan acı,  diğerini de aynı yerinden vuruyor  ama o sessizce, kimselere acı çektiğini belli etmeden, hatta bundan  utanarak gizlice ağlıyor.
 
***
 
Ben bu farklılıkların insanları ayıran en esaslı şey olduğunu düşünüyorum..
 
Yoksa yok ki birbirimizden farkımız...
 
Arkadaşım da anlatmak da zorlanı-yordu, acısını ‘bağırmak’ istemiyordu...
 
Sadece ‘onu Allah’a havale ediyorum’ dedi...
 
Arkasından da  gülerek ekledi,  ‘ bu sağlam bir bedduadır, hafife alma.’
 
***
 
Arkadaşım terk edildi, gerçekten içi yanıyor biliyorum, birçoğumuz bunu  biliyoruz...
 
Ama yine de hayat şu soruyu çıkarıyor karşımıza öyle değil mi;
 
Terk edilen biri sustuğu zaman mı  çok seviyordur, yoksa acısını bağır-dığı zaman mı?
 
Hangisi gerçek sevgidir sizce?
 
Susabilmek mi, çığlık atabilmek mi?
 
Kendi vakarından ve zarafetinden vazgeçebilmek midir sevginin işareti  yoksa çelik bir kın gibi acıyı içine  hapsedilebilmek mi?
 
Seni sen yapan ölçülerden vazgeçebilmek mi yoksa sen olarak kalabilmek mi?
 
***
 
Bence, bir aşk yaşanırken insan her şeyden, kendisinden, ölçülerinden vaz-geçebilir, belki vazgeçmelidir de...
 
Hatta mutlaka vazgeçmelidir belki...
 
Ama aşk geride keskin bir acı bırakarak bittiğinde insan kendine ve değerlerine 
 
ihanet etmemeli, kendine sadık kalmalı bana sorarsanız...
 
Bu benim inandığım en temel aşk ölçülerinden biridir...
 
Bir aşk seni başkalarının gözünde utanacağın hallere sokabilir ama ask acısı insanı kendinden utanacağı bir hale sokmamalı.
 
***
 
Herşey bittiğinde insana kendisinden başka hiçbir şey kalmaz çünkü...
 
Acıya dayanamayıp onu da kaybet-tiğinde ise acı da acıklılığa döner.
 
Başkalarını bilmem ama acı bana hep saygıdeğer görünmüştür...
 
Acıklılık ise hep acıklı gelmiştir.
 
Öğüt verebilecek durumda olsam, öğüt verebileceğim herkese aynı şeyi söylerdim:
 
Acıyı, acıklılığa tercih et.
 
İnan, bu daha iyi bir şeydir...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.