Zulmün büyük tanığı: LİCE

  • 13.01.2014 00:00

 16 Ocak’ta Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 22 Ekim 1993’te Lice’de öldürülen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ile koruması ve 14 vatandaşın öldürülmesine ilişkin dava görülmeye başlayacak. On yıllar boyunca zulmün bir kasırga gibi üzerinde estiği, ‘Lice davası’.

Davada, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ, ‘Taammüden öldürme’, ‘Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik’, ‘Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma’ suçlarından haklarında ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 24 yıla kadar hapis’ istemiyle yargılanacaklar.

İddianamede; “…serbest bırakılan 54 kişinin ve Diyarbakır TEM Şube Müdürlüğü’ne teslim edilen 20 kişinin ifade tutanakları, yakalama tutanakları, hangi delile dayanılarak gözaltına alındıklarına dair hiçbir belgenin evrak arasında bulunmaması... roket saldırısına maruz kaldığı ileri sürülen ‘Dragon 9’ isimli zırhlı araçta sadece zırh boyasının çizilmiş olması, özel şahıslara ve DEP’li belediye başkanı bulunan belediyeye ait bina ve araçlarda ağır hasarın bulunmasına karşılık asıl hedef olması gereken emniyet ve askeri birliklere ait binalarda hafif hasarın bulunması, Liceli vatandaşların nerede, nasıl öldürüldükleri, yaralıların nasıl yaralandıklarına dair herhangi tespitin yapılmaması... dikkat çekmiştir. Olay günü PKK terör örgütünün Lice ilçesine saldırdığına ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı öldürdüğüne dair herhangi bir delil elde edilememiştir” denilmekte olduğunu hatırlatalım.

Dava konusu iddianamenin kamuoyuna açıklandığı günlerde, Veysi Polat’ın yapımcılığını üstlendiği, Reşit Cantürk’ün sponsor olduğu ‘Hawara Licê/Lice’nin Yakarışı’ adlı belgesel filmin galası yapıldı. Galaya davet edilenler, izleyenler arsındaydım. Kürt siyasal ve toplumsal tarihinde çok önemli bir yere sahip olan bir belde olarak Lice ve zulmü doğrudan yaşayanların canlı tanıklıklarına genişçe yer verilmişti.

Çocuklarının gözlerinin önünde nasıl da öldürüldüğünü anlatan anneler, babalar… Günlerce süren saldırıda çaresizce yaralarıyla inleyenler her yaştan insan… Öğrencilerinin vurulmaması için çırpınan öğretmenler… Yanmış yıkılmış evler, işyeri. Vurulmuş cami minaresi… Kürt olmadığı için canı kurtulan bir öğretmen…

Hawara Licê, aynı zamanda Lice’nin ‘zorla koruculaştırılması’nı da konu ediniyor.

İnsan hafızasına çakılır nitelikte sahneler var. Şimdilerde bir insan hakları savunucusu meslektaş olarak yaşamını sürdüren, o sıralar 6-7 yaşlarında cesur bir çocuk olan Yunus inanılmaz kararlılıkla kameralara; “Lice asla koruculuğu kabul etmez! Korucu olanların hiçbiri Liceli değil! Olamaz!” diye haykırması, herhalde en akılda kalan sahne. Aksini kanıtlamaya çalışan genç bir korucunun kimliğini gazetecilere gösterme çabası ise tam bir acizlik!

 

Mahalle muhtarının zorla götürüldükleri askeri birlikte, masanın üstüne konulmuş silahlara bakmaktan, dokunmaktan nasıl iğrendiklerini mimikleri, sesi ve vücut hareketi, bir başka ölümsüz zulüm sahnesi gibi.

Ve koruculuğun bir ilçe halkı tarafından, şüphesiz ‘PKK’nin kurulduğu Fis Ovası’nın bağlı olduğu, Şeyh Sait’lerden bu yana ‘kimlik kültür’ mücadelesinde çok önemli bir yere sahip olan bir halkın, korucu olmayı, topluca kesin bir dille reddedişlerinin öyküsü.

Aynı belgeselde, dönemin özel tim, emniyet, jandarma-komanda vs. yetkililerinin Lice halkının nasıl da gönüllü korucu olduklarına dair basın önünde yaptıkları sahtelik akan konuşmalar, manevralar, tehditler ve gözaltı… Baskıyı anbean görmek, sanki daha dünmüş gibi…

Lice belgeselinin, hak ettiği ilgiyi görmeye devam edeceğinden şüphe yok.

Ancak Lice, öyle bir zulüm tarihinin adıdır ki, bütün bu çalışmalara rağmen daha yazılacak, kamuoyu ile paylaşılacak çok şey var.

Sözgelimi Lice Davasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci başlı başına ele alınması gereken bir süreç. Saldırıdan hemen sonra, dönemin Belediye Başkanı Nazmi Balkaş’ın (Soro) mahkeme aracılığıyla ölenler, olaylar ve bütün yakılan, yıkılan, saldırıya uğrayan ev ve işyerlerine, belediye binasına dair yaptığı tespitler başlı başına bir sosyal-siyasal ve hukuk çalışması olarak, değerini korumayı hep sürdürecek.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Lice’ye sokulmadan geri çevrilmesinden bir gün sonra, dönemin DEP milletvekilleri olarak Selim Sadak, Ali Yiğit, Nizamettin Toğuç ve benim olduğum heyet, o zamanki adıyla ‘Demir Otel’den yola çıkmadan il valisiyle görüşmüş, gidip gelinceye kadar koruma eşliğinde yola çıkmıştık. Ancak ne zaman ki, araçlarımız Silvan yolundan Lice yoluna döndüyse, sözde korumaların bizi ‘korumaktan’ vazgeçtiklerine tanık olmuş ama yola devam etmiştik. Kime havale ettiklerinin esprisini aramızda yaparken yolda meydana gelen bir kaza sebebiyle yaralılara yardım için bir saat kadar zaman geçirmiş sonra Lice’ye gitmiştik.

Bütün gördüklerimizi tespit etmiş rapora bağlamış ve raporla birlikte TBMM’de “Lice’de meydana gelen ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın ölümü ile sonuçlanan olaylarla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları araştırmak amacıyla, Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi”ni vermiştik. TBMM tutanaklarından:

BAŞKAN-İkinci önergeyi okutuyorum:… Lice ilçesinde meydana gelen... Bahtiyar Aydın ile koruma görevlisi Yüksel Bayar’ın ölümleriyle boyutlanan… 13 kişinin öldüğü, 34 kişinin yaralandığı, 398’i konut, 242’si işyeri, 640 yapının tahrip olduğu açıklandı…

1- Bahtiyar Aydın… Çavuş Yüksel Bayar’ın,.. öl(ümlerinin) aydınlatılması;

2 -olayların bir çatışma sonucu mu, yoksa, tek taraflı bir saldırı mı olduğunun aydınlatılması;

3 - Olaylardan önce polis ve askerlerin kendi çocuklarını okullardan almış olmalarına karşın, diğer öğrencilerin 24 saat okullarda mahsur kalmaları;

4- Ölü ya da diri hiçbir gerilla ele geçirilemediği…

5 -Ne tür silahlar kullanıldığı;

6- Maddî zarara uğrayanların zararlarının karşılanıp karşılanamadığı;

7 -Soruşturma… sonucun ne olduğu;

8 -Bu tür yöntemlerle Kürt sorununun çözülmesine katkıda bulunulup bulunulmayacağı;

9 Benzerlerinin önlenmesi ve zararların mümkün olduğu oranda telafisi amacıyla anayasanın 98’inci, İçtüzük’ün 102 ve 103’üncü maddeleri doğrultusunda Meclis araştırması açılmasını… S. Yurtdaş, M.E. Sever, M.H.Dicle, M.Demir, N.Güneş, S.Sadak, M.Kılınç, R.Kartal, A.Yiğit, Z.Aydar, O.Doğan. (TBMM B:25 9.11.1993 0:1)

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.