Cenevre-2 ikinci Lozan mı?

  • 27.01.2014 00:00

Cenevre-2 ikinci Lozan mı?

 Kanımca, başlığın-sorunun bir tek cevabı yok. ‘Evet’ demek için de yeterince neden var, ‘hayır’ demek için de… 

‘Evet!’ Çünkü; 

- Kürtler doğrudan temsil edilmediler/edilmiyorlar. Ancak, Suriye muhalefeti içinde ve 2 kişiyle sınırlı olmak üzere, sembolik bir temsile sahipler. 

- Şüphe yok ki, Kürtlerin en örgütlü gücü olan PYD (Demokratik Birlik Partisi), Cenevre’de ve diğer halklardan temsilcilerle görüşlerini kamuoyu ile paylaşsalar da dolaylı temsile bile sahip değiller. 

- Bir bütün olarak Kürtler, doğrudan temsil edilmedikleri gibi, Kürt meselesinin Suriye’deki çözümü dahi bir ‘gündem maddesi olarak’ masada yok. 
Oysa Vatikan’ı da eklersek, dünyada aralarında Danimarka’nın, Brezilya’nın, Avustralya’nın bulunduğu, şüphesiz ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Türkiye, Irak, -sadece İran Cenevre-1’e itirazı nedeniyle son anda daveti geri çekildiğinden yok- 40 devlet ile BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, Arap Birliği, Avrupa Birliği ile İslam İşbirliği Teşkilatı konferansın katılımcılarından. 
İkinci Lozan mı? ‘Hayır!’ Çünkü; 

- Temmuz 2012’den bu yana El-Kaide’nin El-Nüsra koluna karşı büyük bir direnişle Kürtlerin ağırlıklı olarak yerleşik oldukları ancak Süryani, Arap ve Hıristiyan halkların da yaşadığı Cizîr, Kobanî ve Efrîn’de idari ve polisiye kontrol PYD ve müttefiklerinin elinde bulunuyor. Bugün için Cenevre’de, masada ve çevresinde kimler hangi gündemle konuşuyor olsalar da alanda Kürtler görmezden gelinemeyecek bir büyük gerçeklik olarak yerlerini korumaktalar. 

- Sadece korumak değil, aynı zamanda hem taktik hem de stratejik yönü olan Cizîr kantonunda 2. Dünya Savaşı koşullarında 1946’da kurulan ‘Mehabad Kürt Cumhuriyeti’ ile aynı tarihte 22 Ocak 2014’te ‘demokratik-özerklik’ ilan ederek varlıklarını pekiştirerek daha bir görünür kıldılar. 

- Suriye’de etnik ve dini toplulukların katılımı olmadan, Kürtler olmadan, herhangi bir kalıcı çözümün mümkün olmadığını bilmeyen yok! 
Sadece Suriye’de değil, Ortadoğu’da ve Kürtlerin yaşadığı her bir devlette Türkiye, İran, Suriye ve bugün anayasada resmi dilde ve parada ortak olunan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin yer aldığı Irak’ta, Kürtlersiz çözüm olmayacağı gibi, Kürtlersiz demokrasi, Kürtlersiz bir gelecek mümkün değil! 

- Kürtler geçen yüzyılın aksine her zamankinden çok daha örgütlü, iletişim içinde ve kendi aralarındaki sorunları, zaman zaman tıkanmalar olsa da çatışma dışı yöntemlerle çözme becerisi gösterecek kadar bilgi ve deneyim sahibi durumundalar. 

Bu değerlendirmeler ışığında Lozan’a kısaca bakmakta yarar var. 
Lozan, Kürtlerin kendi başlarına temsil haklarının olmadığı, –Cenevre-1 ve 2 benzeri- temsil iddiasında olanlarınsa –Şerif Paşa gibi- sahayla-halkla-Kürtlerle yeterince bağlarının, desteklerinin olmadığı, her biri kendi başına daha çok feodal-dini güç olarak var olan ancak aralarında işbirliği-koordinasyon hatta gerçek bir fiziki temas olmayan, dağınık güce sahip oldukları bir dönemde gerçekleşti ve hükmünü ortaya koydu. 

Diğer taraftan İsmet İnönü ve beraberindekiler müzakereler boyunca Türklerin ve Kürtlerin temsilcileri olduklarını ileri sürdüler. Sonuçta Kürtler bir halk olarak, hak ve özgürlük talebi sahibi olarak yok sayıldılar. Bütün talepleri görmezden gelindi. İçinde yer aldıkları ‘devletlerin ideolojik, idari, yapısal, ekonomik ve kültürel insaflarına’ terk edildiler. Tel örgüler arkasında on yıllarca sürecek bir ilişkisizliğe, kopukluğa mahkûm edildiler. Öncesinde verilen sözler, vaatler unutulmuş, ‘tek devlet, tek millet, tek dil, tek kültür’ cenderesinde inkâr ve asimilasyona tabi tutuldular. Sürgüne gönderilip yerlerine o devletin egemen halkından nüfus yerleştirildi. 

Bugün Kürtlerin, dünle yani yüz yıl öncesi ile kıyaslanmayacak denli bir siyasal ve toplumsal aktivite içinde oldukları ayan beyan ortada. İster henüz özerlik ilan edilen Suriye’nin de yanı başında bulunan Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Türkiye arasında var olan ekonomik sosyal siyasal ilişkiler açısından bakalım isterse ‘barış süreci’ çerçevesinde, Türkiye’deki önceleri ‘derin devlet’le şimdilerde ‘paralel devlet’le yaşanmakta olan çatışmalar açısından bakalım çok ama çok farklı bir süreç yaşanmaktadır. Bir an için Kürtlerin sadece ‘darbe girişimleri’ne ellerinde benzinle gittiklerini düşünmek bile, –Öcalan’ın uyarısı bağlamında- tablonun ne kadar vahim olabileceğinin ve Kürtlerin demokrasi, hak ve özgürlüklerin gerçekleşmesi ile temel sorunlarının çözümü konusunda ne denli vazgeçilmez güç olduklarının etraflıca ortaya konulmasına yeter de artar! 

Bu nedenlerle Kürtlersiz Cenevre-2’nin getirebileceği ‘ateşkes-insani yardım’ gibi kendi içinde elbette çok önemli ancak bütün açısından yetersiz, iyileşmelere rağmen çözüm üretme yeteneğine sahip olması mümkün görünmüyor. 

Kaldı ki, adına rağmen bu konferansın bir ‘başlangıç’ olmasından söz edilmesini de dikkatle değerlendirilmek gerekir. Bunun anlamı, devamında Kürtlerin kaçınılmaz olarak sürece dahil edilecek formüllerin bulunacağı... 

Ancak yine Kürtler, gerek PYD gerekse diğer Kürt örgütlerinin üzerinde cevabını bulmaları gereken soru, bütün bu güçlerine rağmen neden masada taraf olarak bulunmadıkları olmaları. Ahmet Türk’ün ‘Demokrasi ve İç Barış Konferansı’nda söylediği gibi: “Eğer ulusal kongreyi gerçekleştirebilmiş olsaydık, Kürtler Cenevre-2’de taraf olurdu.” 

Başa/başlığa/soruya dönersek… ‘Cenevre-2’ pek çok özelliği itibariyle ‘2.Lozan’ olsa da öncelikle ve özellikle Kürtlerin çok uzun zamandan beri bir ‘özne’ olmaları nedeni başta olmak üzere, nüfus, coğrafya, örgütlülük ve uluslararası ilişkiler temelli etkin politikalar üretme yetenekleri nedeniyle kanımca ‘2. Lozan yaşanmıyor!’ Bilakis Lozan, Cenevre-2 vesilesiyle çok yönlü bir sorgulama altında. 

[email protected] 
http://www.sedatyurtdas.com

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.