James Joyce ve Nora Joyce – (IV)

  • 18.04.2014 00:00

 Kıtlık nedeniyle yaşanan ölüm, göç, açlık ada da İrlandaca konuşanların azalmasına, İngilizce konuşanların artmasına, İngiltere ve Kraliçesine tepki nedeniyle de Katoliklerin Protestanlardan nefret etmesine yol açmış ve sonraki yüzyılda da, yüzyıldan fazla sürecek bir çatışmanın savaşın sebepleri arasında yerini almıştır.

Dublin’de son saatler…

Dublin’deki son günümüz. DPI (Demokratik Gelişim Enstitüsü) öncülüğünde, İrlanda Dışişleri Bakanlığı’nın “ev sahipliği” ve “Barış ve Uzlaşma için Glencree Merkezi”nin “kolaylaştırıcılığı”nda gerçekleşen Dublin ziyareti sona erecek.

Öğleden sonra havaalanında olacağız. Zamanımız çok yok. Benimkiyse daha kısıtlı. Çünkü her gecenin sabahında uyandır uyanmaz, uykuyu, dinlenmeyi bir yana bırakıp, acemi bir muhabir gibi haberimi yazıp göndermek için mini bilgisayarın tuşlarına dokundum. Eksik kalmamalı. Gördüğüm, duyduğum konuşulan her bir cümlenin değerinin farkındayım. On yıllar boyunca binlerce kilometre uzaktan izlediğimiz, pek çok yönü ile “benzer” elbette pek çok yönü ile de “benzemez demiyorum/diyemiyorum-az benzer” tarihsel kökleri derinlere inen bir meseleden, çözüm sürecinde oldukça önemli mesafeler kat etmiş bir coğrafyanın aktörlerinden öğrenilecek çok şey var. Bir kaç günlük bir ziyarette, üstelik Belfast’ın dahil edilemediği bir programla gerçekleşmiş bir ziyarette, meselenin bütün yönleriyle kavranmayacağını de pekala biliyorum. Ancak ne kadarını aktarabilirimsem o kadar katkı sağlayacağımı ve mutlu olacağımı hissederek yazmak, bazı ihmalleri de kaçınılmaz kılıyor.

Sözü çok edilen ve kaldığımız otelin hemen karşında bulunan, ilk iki gün toplantılara giderken bile içinden yürüyerek geçtiğimiz parkı dahi, gerçek anlamda gezemediğimi fark ediyorum.

Ne yapmak gerektiğinin biliyorum artık. Hızla yaptığım kahvaltının ardından, yağmurlu hava aldırmaksızın Mazlum-Der Genel Başkanı Sayın Ömer Faruk Uysal ile birlikte, otelin çıkışındaki şemsiyelerden ikisini alarak parka yöneliyoruz. Önceki üç günkü nadir, açık ve güneşli havanın aksine, Dublin’in yağmurlu bir sabahı.

Parkın kapısından girdiğinizde, yemyeşil rengarenk çiçeklerle bezenmiş kocaman bir alan sizi karşılıyor. Biraz yürüdüğünüzde içinde gölet sularında ya da yeni başındaki çimlerde yürüyen endamı arz eden kaz, ördek, kara tavuklarla kuğuların güzellikleri sizi büyüler.

Bir köşesinde ise “Açlık Heykeli” karşılar sizi. Anıt Bir milyon İrlandalının ölmesine İki milyon İrlandalının Amerika’ya göç etmesine geri kalanlarının çok uzun yıllar boyunca açlık çekmelerine neden olan 1845-1852 yılları arasındaki “Gorta Mór” (Büyük Kıtlık/İrlanda Patates Kıtlığı” anısına yapılmış bir anıttır.

Kıtlık nedeniyle yaşanan ölüm, göç, açlık ada da İrlandaca konuşanların azalmasına, İngilizce konuşanların artmasına, İngiltere ve Kraliçesine tepki nedeniyle de Katoliklerin Protestanlardan nefret etmesine yol açmış ve sonraki yüzyılda da, yüzyıldan fazla sürecek bir çatışmanın savaşın sebepleri arasında yerini almıştır.

Parkın bir başka ucundaki kapısının hemen girişinde ise 2. Dünya savaşında İrlanda’ya sığınmış Alman kadınlarını anlatan bir başka heykel ve daha başka heykellerin yanı sıra, aynı gün müzeye çevrilmiş olan evini ziyaret edeceğimiz James Joyce’un heykelinin yer aldığı parkın 3,5 kilometreyi bulan yollarının ancak bir kısmını dolaşarak park gezimizi tamamlıyoruz.

Otelde, İrlanda toplantısı üzerinden “barış ve çözüm” konusunda bundan sonrası için neler yapılabileceğine ilişkin kısa değerlendirmenin ardından, havaalanına gitmek üzere yola çıkmadan 2 saatlik serbest zamanı, Fadime Özkan ve Cem Gençoğlu ile birlikte kentin kalabalık bulvar ve sokaklarından geçerek James Joyce’un müze evine ziyarete gidiyoruz.

Yirminci yüzyıl edebiyatını derinden etkileyen, Dublin’in yirmi dört saatini konu edinen en ünlü eseri “Ulyses” ile tanınan yazarın evindeyiz. Her ayrıntıyı, kiminin de bir parçası olmaya çalışarak, çekmeye çalışıyoruz. Büyük bir yazarın bir dönem yaşadığı evde olma hissi son derece güzel. İngiliz dilinin büyük ustalarından. Türkçeye çevirisinin 62 yıl sonra yapıldığı ve okuyanının çok az olduğuna dair söylentilerin dolaştığını konuşuyoruz. Kürtçe çevirisinin yapılmakta olduğunu bilmek ise, Kürtçe gibi on yıllarca baskıya uğrayan bir dilin zenginliğinin önemli bir göstergesi olacağını ve çevirmeninin de kendi alanında özel bir yere sahip olacağından… 

Dublin’in İrlanda’nın bana çok şey kazandırdığını söylememe, iyi geldiğinin altını çizmeme herhalde gerek yok. Dilerim yazıklarımla, Özgür Haber Gazetesi’nin değerli okuyucuları da bir nebze haz almıştır.

http://www.ozgurhabergazetesi.com/makale.asp?makaleno=2476

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.