Son zamanlarda temcit pilavı gibi tekrar tekrar ısıtılıp acemi garsonlar tarafından servis edilmeye çalışılan erken seçim tartışmalarının ülkemize faydası olduğunu sanmıyorum. Memleketin kaderi oyun hamuru değil. Bir seçim yapılmışsa seçilenlere ‘olağanüstü bir durum söz konusu olmadıkça’ yasaların belirttiği süre içinde icraatlarını gerçekleştirmeye fırsat ve imkan verilmelidir. Ekonomiyi sürekli seçim kulvarına itelemenin ne faydası vardır ne de hikmeti… Bir kere alışkanlık yapar. Erken seçime alışan güreşçi yenildikçe erken seçim ister. Hatta bazen o kadar ileri gider ki seçimden birkaç ay geçmeden bile isteyebilir.

                Ne var yani, bir erken seçim yapsak kadı kusur mu yazar denilebilir. Bekara hatun boşamak kolay kabilinden… Yok ama kazın ayağı hiç de öyle değil… Bunu diyebilmek için seçimin bir ülkeye maliyetinden habersiz olmak gerekir. Maliyet sadece ekonomik anlamı ifade etmez. Seçim süresi içinde bir ülkede aynı zamanda yönetim zaafı oluşabilir. Çünkü seçimler ulusların en zayıf anlarıdır. Tabiri caizse sekerat halidir. Seçim sürecini bu noktada kısmi felç gibi de düşünebiliriz. Yarışma ortamında kazanma havasına giren tarafların gaza gelerek verdiği sözler ve ettiği ayakları yere basmayan vaatlerin kısa ve uzun vadede ülke ekonomisine ve dünya siyasi arenasındaki duruşuna vereceği zararlarını belki gelecek seçimlere kadar telafi etmek mümkün olmayabilir. Hatta arka arkaya yapılan zamansız ve gereksiz seçimler ülkelerde eksen kaymasına bile yol açabilir. Değerli arkadaşlar seçimleri okul müsameresi ile karıştırmayalım. Basit bir süreç değil. Çok engelli ve son derece ciddi ve zorlu bir parkurdur seçim süreci. Dolayısıyla erken seçim kararı alabilmek için kıyamet alametleri gibi çok ciddi emarelerin ortaya çıkmış olması gerekmektedir.

Ben öyle bir emare görmüyorum. Olduğu söylenen emarelerin de geçmiş tecrübelerimizden daha fena olduğunu, halihazırda başka bir yönetim olsaydı aynen gerçekleşmeyeceğini de sanmıyorum. Neticede yaşımız itibariyle bugüne kadar otuza yakın seçim ve bir o kadar da yönetim gördük. Müsaade edin de o kadar mukayese yapma hakkımız olsun.

Türkiye üç kıtada 12 ülkede askeri varlığı olan büyük ve güçlü bir ülke. Ve bu özelliğini seçimlere sürüklenmeye çalışılan halihazır yönetim zamanında gerçekleştirmiştir. Yiğidi, öldür ama hakkını yeme denmiştir. Biz uluslararası ortamdaki bu gücü Atatürk döneminden sonra uzun yıllar göremedik. Bu durum sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Siyasi boyutlarının yanında ekonomik faturası da gerçekten taşınabilecek bir durum değildir. Türkiye bu süreci yıllardan beri başarıyla yürütebilmektedir. Bu bile yetmez mi?

Ayrıca son yıllarda savunma alanında yapılan atılımları görmezden gelmek nankörlük olmaz mı? Suriye’de Irak’ta ve son olarak Azerbaycan’da mevzi kazanmamızda askeri ve siyasi gücümüzün rolünü nasıl görmezden gelebiliriz? Eğer Türkiye’de güçlü ve istikrarlı bir iktidar olmasaydı Karabağ savaşına Rusya müdahil olurdu. Ve Azerbaycan ne kadar güçlü olursa olsun kazanan taraf Ermenistan olurdu. Otuz önce olduğu gibi… Kim ne derse desin Türkiye bölgesinde söz sahibi bir devlet. Hatta Türkiye’nin onay vermediği bir kararın kesişim noktasında konuşlandığı üç kıtada hayat sahnesine çıkması bundan sonra neredeyse imkansız.  Bütün bu somut gerçekler ortadayken sanki geçmişte daha iyisini yapmış gibi birilerinin kalkıp uluorta erken seçim istemesini iyi niyet göstergesi olarak görmüyorum.

Liranın dolar ve Euro karşısındaki değer kaybının iç ve dış etkenler bağlı olarak geliştiğini dövizdeki dalgalanmaları bahane ederek erken seçim isteyenlerin herkesten iyi bildiklerini tahmin edebiliyorum.  Ekonomik dalgalanmanın bölgesinde söz sahibi olmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti’ni nötralize edebilmek ve gücünü kırmak için gizli ve açık yaptırımlar şeklinde açılmış bir savaş olduğunu bilmeyen, görmeyen yoktur. Günümüzde bir ülkeyi dize getirebilmek için atılacak adımlar arasında doğrudan sıcak savaş seçeneği pek itibar görmemektedir. Gelişen teknolojik imkanların ülkeler arasındaki ekonomik ve sosyal sınırları kaldırdığı bir çağda bu savaş genellikle ekonomi üzerinden ve perde arkasında, hatta çoğu zaman yer altından yürütülmektedir. Buna ilaveten Türk tarihini bilen devletlerin çok geçerli bir sebep olmadıkça Türkiye ile askeri bir mücadeleye girmeye cesaret edemeyeceği de açık…  Geriye tek bir seçenek kalıyor, ekonomik savaş. Dövizdeki dalgalanmanın dış sebebi bu şekilde açıklanabilir.

Ülkemizi dize getirmek hatta mümkünse diz çöktürmek için yıllardan beri sürdürülen ekonomik mücadele sadece sınırlarımız dışından gelse yine pek fazla etkisi olmayabilir. Ne yazık ki dış güçlerin coğrafyamızda kullandığı sözde akıllı geçinen muhaliflerin bilinçsiz desteği ile ekonomik dalgalanma bazen gerçekten sıtma ateşi gibi sadme ve darbelere sebep olmaktadır. Yerli işbirlikçilerin ellerindeki ((kendi çapları oranındaki)) ekonomik varlıklarını dövize ve altına çevirerek bankalardan çektiklerini ve Ermeni gömüsü gibi malikanelerine sakladıkları çelik kasalara gömdüklerini bizzat kendi ağızlarından defalarca işitmişliğim vardır. Bu ulusal bir ihanettir. Tekrar söylüyorum, bu bir ihanettir. Eminim değerli okuyucularım arasında da bu tip ekonomik ihanete şahit olanlar vardır. Ermeni gömüsü gibi güya mevcut yönetime ekonomik darbe vurduğunu sananlar olayın çok daha ileri boyutlarda bir ihanet olduğunun farkında değiller.  Bu, ihanetten öte kul hakkı ihlalidir. Paralarını yastık altı yapanlar kaç kişinin evine ekmek götürmesine engel olduklarının farkındalar mı? Bu yaptıkları bu dünyada hesabı verilemeyecek bir kul ve vatandaşlık hakkıdır. Dolayısıyla kursaklarında kul ve kamu hakkı olanların erken seçim talep etmeleri akla muhal olduğu gibi eşyanın tabiatına da aykırıdır.

Her şeye rağmen Türkiye Cumhuriyeti on sekiz ülkede asker bulundurabiliyorsa, Azerbaycan, Libya, Suriye ve Irak’ta küresel güçler tarafından yapılmaya çalışılan ayar çekmelere müdahale edebiliyorsa bir krizden söz edilemez. Türkiye bir yandan küresel bir felaket olarak insanlığın üzerine yüklenen Pandemik salgınla da başarıyla mücadele etmektedir. Evet mücadele noktasında bazı eksik ve hatalar var ama hangi ülkede yok ki? Ya da erken seçim isteyenler yönetim erkini ellerinde bulundursalardı daha mı iyi olacaktı? Hiç sanmıyorum. Merak etmesinler biz onların cemaziyel evvellini de biliyoruz. Eğri oturun ama doğru konuşmaya çalışın. Bu ağır yükün altından kalkamayacakları gibi Karabağ’ın bir kere daha elden gitmesine de müdahale edemezlerdi.

Türkiye bugün itibariyle kendi savaş sanayisini ve uzay teknolojisini tesis etmeye çalışan bölgesinde sözü dinlenen bir ülkedir. Yerel ve küresel ekonomik saldırılara ve dünyayı kasıp kavuran pandemiye maruz kalmasına rağmen ekonomisi belki Avrupa ülkelerinden çok daha sağlam temellere dayandığı için tabiri caizse tıkır tıkır işlemekte. Bu ortamda ekonomik kriz olarak gösterilmeye çalışılan bazı durumlar yokluktan değil bilakis insanımızın aşırı lükse düşkünlüğünden kaynaklanmaktadır.  Ekonomik kriz olan bir ülke nüfusunun yarısı otomobil sahibi olmaz. Ekmeği olmadığını söyleyenlerin pahalı sigara tellendirdiklerini, cep telefonlarını iki yılda bir değiştirdiklerini görmeyen bilmeyen yoktur. Buna karşın gerçekten ekmek bulamayanların olduğu da bir gerçek. Ama dünyanın kaderi bu... Her zaman ve coğrafyada görülen ve önlenmesi pratikte mümkün olmayan bir durum... Dolayısıyla mevcut yönetimi sadece bu noktadan hareketle erken seçime zorlayamazsınız.

Sıfır sorun olduğunu iddia etmiyorum elbette. Ama sorunsuz bir yönetim olmadığını da kabul etmek gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Dünya üzerindeki hiçbir yönetim tebasını yüzde yüz tatmin edemez. Böyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır. Her halikarda birileri beklentilerini elde edemeyebilir. Bu tür  kaçınılmaz ve önlenemez durumlar yüzünden bir yönetimi erken seçime zorlamak bana pek mantıklı gelmiyor. Hele ki bu birileri geçmişte bugünkü yönetimden beklentilerini kendi iktidarları dönemlerinde gerçekleştirememişlerse…

               

  • Abone ol