Son zamanlarda gıda fiyatlarında anlamsız ve gereksiz bir artış olduğu inkarı mümkün olmayan bir gerçek. Ama ortada bir gerçek daha var o da bu yükselişin geçerli hiçbir sebebi olmadığıdır. Ara sıra tırmanışa geçen döviz ve altın fiyatları gibi tamamen şer güçler tarafından harekete geçirilen bir komplodan başka bir şey değil. Söylenegeldiği gibi bu şer güçlerin tamamen dış kaynaklı olduğunu düşünmüyorum. Elbette dış güçlerin etkisi inkar edilemez. Ama ‘O…içeriden olursa, kapı kilit tutmaz.’ atasözünü de gözden uzak tutmamak gerek kanısındayım. İçimizdeki hainler tehlikenin büyük bir kısmının içeriden olduğunu ihtar etmektedir.

Yerli hainlerin görünürdeki hedefleri mevcut hükümete karşı olmak gibi görünse de sadece bununla yetineceklerini sanmıyorum. Onların asıl amacı Türkiye’nin istikrarını bozarak bölgede parlayan yıldızını söndürmeye çalışmaktır. 12 Eylül’den önce bir türlü belimizi doğrultamamışsak bu sütü bozuklar yüzündendir.

Gıda fiyatlarındaki malum yükselişe mutlaka bir isim koymak gerekirse hükümete karşı şer güçlerin ittifakıyla gerçekleşen bir çeşit ticari suikast olduğunu söyleyebilirim. Hedef hükümet olmakla birlikte olumsuz etkileri daha çok vatandaş üzerinde görülmektedir. Onun için de ne pahasına olursa olsun bu olumsuz gidiş durdurulmalıdır.

Dediğim gibi biz bu oyunu 12 Eylül’den önce de seyretmiştik. Seçimle işbaşına gelen mevcut hükümeti hazmedemeyen birtakım illegal güçler seçim süresini beklemek yerine ekonomi silahını kullanarak hükümeti bir erken seçime zorlamaya çalışmaktadır. Ülkemizdeki gıda ve döviz fiyatlarındaki dalgalanma çoğunlukla bu sebepten kaynaklanmaktadır.

Gök kubbe altında hiçbir şey gizli kalmaz. Gelişen teknoloji devlete bu imkanı fazlasıyla vermektedir. Dolayısıyla günümüz imkanlarıyla gıda maddelerinin üreticiden tüketiciye ulaşıncaya kadar kaç elden geçtiğini ve bu ellerde nasıl bir fiyat dalgalanmasına maruz kaldığını öğrenmek zor olmasa gerek. Özellikle deprem gibi pandemi gibi doğal ve öngörülemeyen felaketleri suiistimal ederek kısa yoldan zengin olanların serüvenlerini saptamak da…

O zaman geriye tek bir şey kalıyor: Müsadere cezasının yeniden ihya edilmesi… Devletin, haksız kazançla zengin olmuş görevlilerin mallarına istediği zaman el koyabilmesi usulü demek olan müsadere sisteminin haksız kazanç elde eden bütün kişileri kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekir. Uygulamanın demokrasi ve insan hakları ile çeliştiği yaygaralarına da kesinlikle kulak asılmamalıdır. Stok yapmak suretiyle gıda fiyatlarında yaratılan yapay yükseliş vatandaşın belini bükmektedir. Vatandaşı aç susuz bırakmak demokrasi ve insan haklarına uymakta mıdır ki müsadere sisteminden böyle bir şey beklenilsin. Hem kamu yararı söz konusu olduğunda art niyetli ve suçu sabit bireylerin hak ve hukukundan söz edilemez.

Türkiye artık vatandaşının hak ve hukukunu daha net bir şekilde korumak ve kollamak adına müsadere ve idam gibi bazı kanunları yürürlüğe koymak zorundadır. Bu noktada uygulamaya karşı yükselecek çatlak ve art niyetli seslerin karşısında olacağımızı ve devletin hukuku kamunun yararı tarafında yer alacağımızı herkesin bilmesini istiyorum. Bu noktada gıda spekülatörleri ve stokçular içinden tehcir kanunundan kaçalar gibi kendini hükümete yakın göstermek isteyenler çıkarsa onlara da asla göz yumulmamalıdır. Hatta en çok onlar tepelenmelidir.

Yükselen gıda fiyatlarına karşı ithal yolu da devreye sokulabilir. Ama hepsinden güzeli birtakım temel gıda maddelerinin devlet tarafından doğrudan üreticiden alınarak aracısız ve makul bir kar ile tüketiciye ulaştırılmasıdır. Daha önce denenen ve çok da başarılı olmayan tanzim satışlar daha ciddi boyutta ele alınarak hayata geçirilmelidir.

Böylece vatandaşın ekmeği ile oynayan vicdan yoksunu gıda spekülatörlerinin hadleri bildirilmelidir. Bunun başkaca yolu yoktur. Başkaca yolu olamaz. Bu böyle biline. Herkes de ona göre ayağını denk alsın bundan sonra…

  • Abone ol