Serdar KAYA
Serdar KAYA

Gazete: Serbestiyet.com

Siyaset Bilimi 104: Cumhuriyet

  • 17.07.2011 00:00

 Özgürlükçü kesimin yazarları zaman zaman 1923 yılında Türkiye’de bir cumhuriyet kurulduğunu, ama bu cumhuriyetin demokratik bir cumhuriyet olmadığını dile getiriyorlar. Bu bir parça problemli bir argüman. Zira 1923’te kurulan rejim, bir cumhuriyet değildi.

 

Cumhuriyetin tanımı

Dünyada demokratik olan ve olmayan cumhuriyetler bulunduğu düşüncesi, resmî adında “cumhuriyet” ifadesi yer alan her ülkeyi cumhuriyet kabul etme hatasından ileri geliyor. Halbuki böyle bir yaklaşım, Küba’dan Saddam’ın Irak’ına, İran’dan Fransa’ya dek pek çok ülkeyi aynı kategoriye dâhil etmek suretiyle cumhuriyet kavramını anlamsızlaştırıyor.

Cumhuriyet kavramının tanımı bir parça geniş olsa da, bu denli esnek değil. Hatta hiçbir kavram bu kadar esnek olamaz –zira olursa, anlamını yitirir. Kaldı ki, cumhuriyet, tartışmalı bir kavram da değil. Hemen her Siyaset Bilimine Giriş kitabı, devletin başında kral ya da padişah gibi bir monarkın bulunmadığı, vatandaşların karar alma mekanizmalarına katılma hakkına sahip olduğu rejimler in cumhuriyet oldukları ekseninde bir tanım içerir.

Daha basit bir ifadeyle, cumhuriyet, herhangi bir otoriter lider e değil,halk a ait olan bir rejimdir. Dolayısıyla da, kavramın, Latincede “halka ait olan” anlamına gelen “res publica” ifadesinden türetilmiş olması nedensiz değildir. Cumhur kelimesinin “halk” anlamına geldiği düşünülecek olursa, Türkçede kullandığımız “cumhuriyet” ifadesinin gayet isabetli bir çeviri olduğu da söylenebilir.

 

Cumhuriyet ve demokrasi

Cumhuriyet ile demokrasi kavramları arasında ciddi bir örtüşme bulunur. Ancak farklı çıkış noktalarına sahip olan bu iki kavram, farklı gerçeklikleri vurgular.

Şöyle ki, cumhuriyet sadece “otoriterliğin yokluğu”nu ifade eder. Dolayısıyla da, bir rejimin ifadesi olmaktan ziyade, rejim hakkında geniş bir çerçeve çizmekle yetinir.

Demokrasi ise, rejimin insanlara ait olmasını zaten veri kabul eder. Asıl vurgusu ise, insanların karar alma mekanizmalarına (doğrudan ya da dolaylı olarak) katılma haklarını kullanmaları ve neticede çoğunluğun kararının belirleyici olması noktasındadır. Buradaki temel varsayım, bütün katılımcıların (ve dolayısıyla her oyun) eşit olmasıdır.

Demokrasinin en temel değeri durumunda olan eşitlik, kavramın bugün evrildiği noktada da halen merkezdedir. Örneğin,azınlık hakları, eşcinsel evlilikleri, hukukun üstünlüğü gibi hak ve ilkelerin ortaya çıkmasında, eşitliğin azınlıkta olanlar ya da güçsüzler aleyhine ihlal edilmesi kaygısının önemli bir payı vardır.

 

Cumhuriyet olmayan cumhuriyetler

Günümüzde dünya üzerindeki 194 devletin 128’inin resmî adında “cumhuriyet” ifadesi yer alıyor. Ancak bu, sözkonusu ülkelerde rejimin gerçekten de halka ait olduğu anlamına gelmiyor. Ziraotoriter rejimlerin, gerçek niteliklerini tabelaya taşımamak gibi bir özellikleri var. Bu nedenle de, “Kuzey Kore Faşist Diktatörlüğü” gibi isimlere pek rastlamıyoruz.

Freedom House verilerine bakıldığında, resmî adında “cumhuriyet” ifadesi geçen ülkelerin ortalama özgürlük seviyesinin, dünya ortalamasının altında olduğu görülüyor. Daha da ilginci, adında “demokrasi” ifadesi geçen ülkelerin, ekseriyetle, özgürlüğün az bulunduğu yerlere karşılık geliyor olması! Adında “krallık” ifadesi geçenlerin demokrasi ortalaması ise, her iki grubunkinden de daha yüksek! Örneğin Norveç Krallığı dünyanın en ileri demokrasilerinin bulunduğu grupta iken, [Kuzey] Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti demokrasinin en az bulunduğu ülkeler arasında yer alıyor. Yanikonu cumhuriyet ya da demokrasi olduğunda isimlere aldanmamak ve hatta belki de bu ifadelere denk gelince bir parça işkillenmek gerekli!

 

Cumhuriyet ilan etmekle cumhuriyet olunmaz

Türkiye Cumhuriyeti de ne yazık ki bu konuda bir istisna değil. Zira Türkiye’de rejim hiçbir zaman halka ait olmadı. Olur gibi olduğu dönemlerde ise, kendisini rejimin sahibi addeden kişi ve kurumlar siyasete müdahale ettiler. Hatta bu durum, bugün itibariyle “Cumhuriyet’in İlanı” olarak atıfta bulunulan hadise için dahi geçerli.

Şöyle ki, 29 Ekim 1923 tarihinde, Mustafa Kemal ve arkadaşları, diğer milletvekillerine haber vermeden Meclis’te gizlice toplandılar. Meclis salt çoğunluğuna dahi sahip değillerdi. Bu şekilde, 1921 Anayasası’nın birinci maddesinin sonuna, “Türkiye devletinin şekli, Hükümet-i Cumhuriyedir” ifadesini eklediler. Bugün “Cumhuriyet’in İlanı” olarak kutlanan hadise (özetle) buydu. Yani ortada bir “ilan” olmadığı gibi, “cumhuriyet” de yoktu. Aralarında Kazım Karabekir’in de bulunduğu çok sayıdaki milletvekili o sırada Ankara’da dahi değildi ve “cumhuriyet”in “ilan”ını Meclis’ten çok uzakta, başkalarından öğreneceklerdi.

Birkaç saat içersinde oldubittiye getirilerek ve daha da önemlisi gizli kapaklı kotarılan bir hadiseyi sonraki nesillere “ilan” olarak aktarmak, bu olaya sanki halkla birlikte coşku içinde gerçekleştirilmiş süsü vermek ile Kuzey Kore’nin resmî adını “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” koymak arasında ciddi bir benzerlik olsa gerektir.

Hikâyenin tamamı şuradan okunabilir: http://j.mp/29ekim1923

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.