Serdar KAYA
Serdar KAYA

Gazete: Serbestiyet.com

ABD’nin laiklik serüveni

  • 16.10.2011 00:00

 Fransız laikliği, Kilise (ve daha geniş anlamda da eski rejim) ile yaşanan çatışma sürecinde şekillendiğinden, herhangi bir dinî anlam ifade eden herşeye şüpheyle yaklaşma eğilimine sahip. Amerikan laikliğinin evrildiği tarihî süreçte ise böyle bir tecrübe yer almıyor. Hatta, Amerikan tecrübesi, tamamen ters istikamette etkilere sahip olan dinamikler de içeriyor.

Bu dinamiklerden biri, Avrupa’da ayrımcılığa maruz kalan çok sayıda dindar püritanın Kuzey Amerika’ya göç ettikten sonra dinî pratiklerine devlet müdahalesinin söz konusu olmayacağı bir siyasi sistem arayışında olmaları. Bir diğer dinamik ise, gerek daha seküler bir yaklaşıma sahip olan gerekse dindar oldukları halde (azınlıktaki bir din ya da mezhebe bağlı oldukları için) ayrımcılık görmek istemeyen kitlelerin, devletin herhangi bir dine resmî bir hüviyet tanımadığı bir anayasa talep etmeleri.

Bu iki tarihî dinamik dikkate alındığında, Amerikan Haklar Bildirgesi’nin birinci maddesindeki “Kongre, dini resmî kılan, ya da dinin özgürce icra edilmesini yasaklayan hiçbir kanun yapmayacaktır”ifadesinin hangi kaygıları yansıttığı daha iyi anlaşılabilir. Zira, ABD’nin kuruluş yıllarında birbirine muhalif olan bu iki siyasi dinamiğin iki müstakil talebi anayasaya aynı anda yansımış ve Amerikan laikliğinin temelini oluşturmuştur.


ABD’deki farklı laiklik anlayışları

San Diego Eyalet Üniversitesi’nde görev yapan Doç. Dr. Ahmet Kuru, 2009 yılında Cambridge University Press tarafından yayımlanan Pasif ve Dışlayıcı Laiklik: ABD, Fransa ve Türkiye adlı kitabında bu tarihî dinamiklere dikkat çekiyor ve ABD’deki farklı laiklik anlayışlarının geçmişten bugüne yaşadıkları evrimin izini sürüyor. Bu çerçevede, günümüz Amerika’sında laiklik konusunda dört ana tavır tesbit eden Kuru, bu dört tavrı mevcut ihtilaflar ekseninde karşılaştırıyor.

Yelpazenin bir ucunda, (1) Hıristiyanlığın Amerikan kültür hayatına egemen olmasını isteyen, (2) devlet okullarında (ekseriyetle sabahları yapılan) toplu dualardan yana tavır koyan ve (3) devletin dinî okullara da destek olmasında bir mahzur görmeyen Hıristiyan sağı var. Diğer uçta ise, bütün bunlara karşı çıkan ve hatta dinin kamusal alandan tamamen dışlanmasını isteyen katı ayrışmacılar yer alıyor.

Bu iki ucun arasında ise, uzlaşmacılar ve ayrışmacılar bulunuyor. Bu iki grupta yer alanlar, dinin kamusal alandan dışlanması gerektiğini düşünmüyorlar. Ancak herhangi bir düşünce ya da inancın ülkenin kültür hayatına egemen olmasını da problemli buluyorlar. Bu iki grup arasındaki fark ise, ayrışmacıların dinî alan ile devlet alanını ayırmak istemeleri noktasında. Örneğin, ayrışmacılar, devlet okullarındaki toplu dualara ve dinî okullara verilen devlet desteğine karşı çıkıyorlar.

Uzlaşmacılar ise, katılım mecburi olmadığı müddetçe, dualarda bir problem görmüyor ve inançları gereği güne dua ile başlamak isteyen kimi öğrencilerin bunu yapmalarına engel olmayı doğru bulmuyorlar. Uzlaşmacıların, dinî okullara verilen devlet desteği konusundaki düşünceleri de daha farklı. Zira onlara göre, devletin kimi özel okullara destek verirken sırf dinî kimliği nedeniyle kimi diğerlerini dışarıda bırakması da bir tür ayrımcılık. Dolayısıyla da, devletin bir kişinin/okulun seküler olup olmadığı konusunda kör olması ve çocuğunu (sözgelimi) özel bir Katolik lisesine yazdırmayı tercih eden aileler ile seküler bir özel liseye gönderenler arasında ayrıştırma yapmaması gerekiyor. (Bu konunun sıklıkla atıfta bulunulan bir diğer yönü ise, devletin özel okullara verdiği desteğin her iki gruptaki ailelerin de vergileriyle finanse ediliyor olması.)

ABD içindeki bu yelpazeye bakıldığında, iki nokta özellikle dikkat çekiyor: Birincisi, Türkiye’de “din ve devlet işlerinin ayrılması” denen, Amerikan siyasetinde ise (Thomas Jefferson’a atıfla) “ayrıştırma duvarı” (wall of separation) şeklinde ifade bulan çizginin, yelpazenin sadece bir kanadından ibaret olması. İkinci önemli nokta ise, bu kanatta yer alan ve katı ayrıştırmacılar tarafından temsil edilen Fransız tipi laikliğin, yelpazenin ucuna (yani merkezin epey dışına) düşmesi.


Kitap notu

Ahmet Kuru’nun yukarıda bahsettiğim (ve Şükrü Hanioğlu’nun ifadesiyle, şimdiden “konusunda otorite haline gelen”) kitabı, dünyadaki farklı laiklik anlayışları konusundaki en önemli güncel çalışmalardan biri. Kitabın Türkçe çevirisi, geçtiğimiz günlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı. Konuyla ilgilenen herkese şiddetle tavsiye ederim.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.