Serdar KAYA
Serdar KAYA

Gazete: Serbestiyet.com

Makedonyalı ‘Soydaş’lar, Kürt ‘Kardeş’ler

  • 23.10.2011 00:00

 Türkiye’nin hızla değişiyor olması, yaygın söylemlere de doğrudan yansıyor. Ancak yaygın zihniyet aynı kaldığı müddetçe hem gerçek manada bir değişimin yaşanması mümkün değil, hem de sürekli çelişkili ifadeler kullanmak kaçınılmaz.


Bir örnek: Irk


Bülent Arınç
, hafta içinde Makedonya’nın başkenti Üsküp’e gitti ve ardından, Twitter hesabından gezi hakkındaki olumlu izlenimlerini bizlerle paylaştı. Arınç’ın şu ifadesi özellikle ilginçti: “Fırsat buldukça buralara gelip, buradaki soydaşlarımızı ziyaret etmelisiniz.”

Arınç’ın bu cümlesi, (1) Makedonya’da soydaşlarımız bulunduğu, (2) soy birliğinin önemli bir ortak payda olduğu, ve dolayısıyla da (3) fırsat buldukça gidip kendilerini ziyaret etmemiz gerektiği anlamına geliyor. Daha önce de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan“Önemli olan boy değil soy, soy”şeklinde, soyun övünülecek bir şey olduğunu ima eden epey problemli bir ifade kullanmıştı.

Irk anlamına gelen soy kelimesi, Türkiye’de her kesimden insan tarafından sıklıkla (ve daha da kötüsü, çok fazla yadırganmadan) kullanılıyor. Özellikle Orta Asya’daki Türki cumhuriyetler söz konusu olduğunda, aradaki dil ve kültür bağından ziyade soydaşlığı vurgulayan bir söylem ön plana çıkıyor. 1920’lerden sonra ortaya çıkan “Orta Asya’dan gelmiş olma” efsanesine göre, bizi birarada tutan şey soydaşlık. Bu soydaşlıktan ötürü de, hem Balkanlar’da hem de Orta Asya’da, varlıklarından haberdar olmamız (ve Arınç’a göre, zaman zaman ziyaret de etmemiz) gereken soydaşlarımız var.

Peki, bu durumda (sözgelimi) Kürtler ile ilişkimizde belirleyici olan ne? Onlar da soydaşlarımız mı? Değil. Onlar “kardeş”lerimiz! Gerçi Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki söyleme göre, Kürt diye bir şey zaten yoktu. Şimdi ise var, ama Kürtler soydaşlarımız değilse de, bir şekilde kardeşlerimiz oluyorlar. Peki, ortak paydayı soydaşlık olarak belirlediğimizi ima eden bir söylem bu denli hâkim olursa, onlar kendilerini dışlanmış hissetmezler mi? Öyle hissederlerse haksız olurlar mı? Dahası, bu şartlar altında, onların da kendi soydaşları ile birlik arayışı içine girmeleri doğal olmaz mı?

Irak Kürdistanı’ndan bir grup resmî yetkilinin Güneydoğu’ya ziyarete geldiğini ve bölgedeki Kürtlere “soydaşlarımız” diye hitap ettiklerini düşünelim... Bu durumda bizler neler hissederiz? Bundan rahatsızlık duyar mıyız? Şayet duyarsak ve buna karşılık bir Kürt milliyetçisi de çıkıp, “Türkiye’nin Makedonya ile gen ortaklığı mı daha fazladır, yoksa Güneydoğu ile Kuzey Irak’ın mı” gibi tehlikeli sorular soracak olursa, verecek cevabımız olur mu?


Bir diğer örnek: Şehadet

Geçtiğimiz günlerde bir vatandaşımız daha zorunlu askerlik görevini yerine getirmekteyken işkence altında hayatını kaybetti. İddianameye göre, bu cinayeti işleyenler, Er Uğur Kantar bilincini kaybettikten sonra dahi işkenceye devam etmişler. Bilinci yerinde değilken güneş altında ve bir sandalyeye kelepçeli vaziyette yarım saat daha eziyet gören Kantar’ın numara yaptığını düşünen işkencecileri, kendisine tıbbi müdahalede bulunulmasına da engel olmuşlar.

Bütün bunların elbette savunulacak bir yanı yok. Ancak bu insanlık suçlarını eleştirenler dahi, çoğu zaman bütün bu canavarlıkları mazur görmeyi mümkün kılan “kutsal ordu” algısından kurtulamıyor. Mesela, Er Uğur Kantar’ı şehit saymadığı için TSK’yı eleştirmek, böyle bir zihni önkabulün sonucu.

Herşeyden önce, laiklik vurgusuyla meşhur olan, ama her nasılsa bir şekilde “Peygamber Ocağı” da olabilen TSK’da silah altına alınanlar cihada mı çıkıyorlar ki, şehit olsunlar? Yok eğer kasdedilen milli ve seküler bir şehadet ise, bir üstün astını öldürmesi de buna dahil mi? Diğer yandan, bu milli şehadet neden sadece ordu için geçerli? Emniyet teşkilatı da güvenlik görevi görüyor. Bu durumda, karakollarda işkence altında ölenler de şehit sayılmalı mı? Laik Cumhuriyette, şehitlik, vatandaşların devlet elinde can vermesinin ifadesi mi?


Sonsöz

Bütün bu tutarsızlıklar, tekil bazda değişen kimi düşüncelerimize rağmen, bütün düşüncelerimize temel teşkil eden zihniyetin aynı kalmasından ileri geliyor. Zihniyetin aynı kalması, eski yaklaşımların, (aradaki uyumsuzluğa rağmen) yenilerle birarada yaşamasını sonuç veriyor.

Bir yandan “Türk’üyle Kürt’üyle, Laz’ıyla Çerkes’iyle...” bir olan bir Türkiye mesajı verirken, diğer yandan “soydaş”lardan bahisler açmak, ya da, bir yandan masum insanları öldüren bir terör örgütüne lanet okurken, diğer yandan benzeri suçlar işlediği defalarca gün yüzüne çıkmış olan ultra-laik bir devlet kurumunu şehadet tescil makamı olarak görmek, hep aynı kafa karışıklığının sonucu.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.