Serdar KAYA
Serdar KAYA

Gazete: Serbestiyet.com

Öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının tepkileri

  • 1.01.2012 00:00

 Takriben iki aydır yazmakta olduğum yazılar hakkında öğretmenlerden ve öğretmen adaylarından çok sayıda ileti aldım. Bu iletilerin çok büyük bir kısmı (ne yazık ki) bozuk bir imla ile yazılmış olan hakaret mesajlarından ibaretti. Küfür etmek, bela okumak ve “Akıllı ol!” uyarısında bulunmak yerine aklı başında bir üslupla düşünce ve tecrübelerini paylaşanlar da elbette yok değildi. Ancak maalesef genel içinde küçük bir orana karşılık geliyorlardı.

İletiler sayıca çok olsa da, içerdikleri argümanları birkaç maddede özetlemek mümkün. Ancak ilginçtir ki, bu argümanların neredeyse hiçbiri, yazılarla aslında doğrudan ilgili değil. Ama yine de hepsini kısaca da olsa yanıtlamaya çalışacağım.


• “55 bin atama sözü verildi ama sadece 11 bin kişi atandı; mağdur edildik.”

Bunda şaşırılacak bir şey yok. Politikacıdır; söz verir, tutmaz... Ama ortada gerçekten bir mağduriyet var mı emin değilim. Çünkü bu söz, ilgili öğretmen adayları eğitim fakültelerine girmeye karar vermeden önce verilmemişti.


• “Öğretmenlik mezunu olmayan ücretli öğretmenler yerine bizi atamaları gerekir.”

Prensipte elbette doğru. Ama uygulamadaki performans farklılıklarını karşılaştırmak da eğitim fakültelerinin işlevi konusunda ayrıca ufuk açıcı olabilir. Diğer yandan, Türkiye’deki eğitim sistemi ya da öğretmenleri konu alan ilgili ilgisiz her eleştiriye “55 bin atama sözü” ve “ücretli öğretmenler” argümanı ile karşılık vermek pek makul değil.


• “Öğretmen terörü eskidendi, şimdi asıl öğrenci terörü var.”

Özellikle son iki haftadır öğretmen terörünü bizzat yaşadım. (Hatta buna bir de “öğretmen adayı terörü” dâhil oldu!) Öğretmen terörü sürüyor –ve hatta öğrenci terörünü de körüklüyor. Bu tavırlar (ve daha da önemlisi bu zihniyet) varolduğu müddetçe, bu sorun da çözüme kavuşmayacak. Okullarda dayağın azalmış olduğu doğru. Ama şiddet hâlâ tümüyle ortadan kalkmış değil. Diğer yandan, özellikle küçük yaştaki öğrencilerin psikolojilerinde ciddi yaralar açan “tembel” ya da “aptal” gibi sözler, Türkiye’de halen değil “öğretmen terörü”, bir problem olarak dahi görülmüyor.


• “Maaşımız az.”

Çok sayıda öğretmenin yazılanlara herhangi bir eleştiri getirmek ya da katkıda bulunmak yerine doğrudan konuya girip, “Az maaş alıyoruz, biraz da bunları yaz” mealinde kısa mesajlar göndermiş olması, atanmış olanların beklentilerinin atama bekleyenlerden çok farklı olmadığını ima ediyor. Konu ne olursa olsun maaşlardan yakınmak, çoğu öğretmen için neredeyse otomatik bir tepki haline gelmiş gibi.


• “Bütün öğretmenleri genellemeyin, çok iyi öğretmenler de var.”

Otoriter ve işini iyi yapamayan öğretmenlerin yaygınlığından söz etmek başka, genellemek başkadır.


• “Siz öğretmenlere takmışsınız.”

Bu çok yaygın bir tepki. Farklı konularda yazdığım her yazı dizisi bu çerçevede tepkiler aldı. Bu tepkilerin ortak noktası, oturup bir konuyu farklı yönleriyle ele alan birkaç yazı yazan birine yazılarındaki argümanlar üzerinden cevap vermek yerine, bu kişinin ilgili konuda “takıntılı” olduğunu iddia etmek. (Kaldı ki, bir insanın takıntılı olduğu kabul edilse bile, bu durum, argümanlarının geçerliliğine herhangi bir zarar vermez.)


• “Bizimle neden uğraşıyorsunuz?”

Öğretmenlerimiz, kimi meslektaşları ile ilgili sorunlar dile getirildiğinde, kitlesel olarak hedef alındıklarını düşünüyor gibiler. Bu pek anlamlı değil. Dahası, öğretmenlik ve benzeri önemli kamu hizmetlerinde bulunan insanların böyle tepkiler göstermesi özellikle anlamsız. Çünkü her kamu görevi (tanımı gereği) halkı yakından ilgilendirdiğinden, bu görevleri yerine getirenler, (en azından demokrasilerde) medyanın, müfettişlerin, savcıların, sivil toplum örgütlerinin ve sivil vatandaşların sürekli yakın merceği altında olurlar. Bir başka deyişle, demokrasilerde, kamu görevlileriyle sürekli “uğraşılır”. Hem kamu görevinde bulunup hem de layüsel olmayı beklemek kabul edilemez.


• “Gasteci eğitimden ne anlar; bize işimizi öğretmeyin.”

Bir başka layüsellik arayışı. Peşinhükümlülük de cabası. Bu kadar emin konuşmamak lazım. Ben gazeteci değilim. Türkiye’deki pek çok öğretmenin eğitimciliği de tartışılır.


Sonsöz

Türkiye’nin eğitim sisteminde bir şeylerin epey yanlış gitmekte olduğu konusunda (öğretmenler dâhil) herkes hemfikir. Ancak bu durumu kendileri de kabul ediyor olmalarına rağmen, çoğu öğretmenin bu sorunlar (ve özellikle de bu sorunlardaki payları) dile getirildiğinde ilk tepkisi çözüm üretmek değil, savunmaya geçmek oluyor. Eğer eğitim sistemindeki sorunlar mevcut öğretmen kadrosu ile çözülecekse, bu kadronun köklü bir meslek içi eğitime tabi tutulması ve hâkim algılarının mümkün mertebe yıkılması gerekiyor.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • h.
    h.
    1.01.2012 16:40

    Eğitim sisteminde birçok şeylerin yanlış gitmekte olduğu konusunda bir eğitimci olarak ben de sizinle aynı görüşteyim.Ancak bu kötü gidişatın temelinde öğretmenin bulunduğunu zannetmiyorum.Öğretmen en son halkadır bence.Balığın baştan koktuğu bir ülkede yaşadığımızı sizlere hatırlatırım.Bu yüzden eleştirilerinizi yöneticilerimizin eğitimden anlayıp anlamadıkları veya ne kadar bu konuya hakim oldukları konusuna getirirseniz daha adil olursunuz.Sayıca fazla ama güçsüz bir halkayı eleştirmek kolay.