Serdar KAYA
Serdar KAYA

Gazete: Serbestiyet.com

Kurtuluş Savaşı (Hasta Adam’dan hasta millete)

  • 24.06.2012 00:00

 Takriben 20 yıl kadar evvel atv’de yayınlanan bir programda görüşlerine yer verilen tarihçiler,Mustafa Kemal’i Vahdettin’in Samsun’a gönderdiğini söylemişler ve Bandırma Vapuruhakkındaki yaygın efsanelerin gerçek dışı olduğunu ortaya koymuşlardı. O dönemde herhangi bir televizyon programında âkil addedilen insanların Mustafa Kemal hakkında değil eleştiride bulunmaları, popüler olmayan bir değerlendirme yapmaları dahi alışılmadık bir şeydi. Dolayısıyla, programı izleyen milyonlarca insan ciddi bir şaşkınlık yaşadı. Dahası, tarihçilerin verdikleri bilgiler, onyıllardır bu konularda anlatılagelenlerin gerçek dışı olduğu anlamına gelmekle kalmıyor, pek çok yeni soruyu da beraberinde getiriyordu:


Cumhuriyet, acaba neden onyıllardır bu konularda halka yalan söyleyip durmuştu? Amaç her şeyi tek başına planlayan bir kurtarıcı efsanesi üretmek miydi? “Kurtarıcı”nın yola çıkmadan önce padişahla görüşmüş (ve hatta ondan emir almış) olmasının bu kurguyu tehdit edeceği mi tahmin edilmişti? Bandırma Vapuru’nun zar zor yol alan, pusulası bozuk bir gemi olarak sunulması, senaryoya dramatik derinlik kazandırma amacıyla düşünülmüş bir “hoşluk” muydu? Bu yalanlar tam olarak ne zaman başlamıştı? Mustafa Kemal hayatta iken de olaylar halka böyle mi anlatılmıştı? O hayatta iken de ders kitapları yaşananları çocuklara bu şekilde mi aktarmıştı? Şayet öyle olmuş ise, nasıl bir liderle karşı karşıyaydık? O ya da onun adına hareket edenler bize başka ne yalanlar söylemişti?


İki psikolojik savunma

Bu gibi sorular, bugün için gayet sıradan. Ama böyle sorular, o dönem itibariyle yüzleşilmesi zor olan gerçeklere atıfta bulunuyordu. Bu şartlar altında, psikolojik savunma mekanizmaları derhal devreye girdi.


Birinci yaygın psikolojik savunma
, (herhangi bir kişi ya da olayı tamamen iyi olarak görme eğilimi anlamına gelen) idealizasyondu. Mustafa Kemal’i mutlak iyi olarak kodlamaya karşılık gelen bu bakışa göre, onun yaptıkları ve ona olan borcumuz yanında bu gibi detayların lafının dahi edilmemesi gerekirdi.

Psikoloji bilimi bu tavrı bir tür kişilik bozukluğu olarak görüyor. Bir örnekle izah etmek gerekirse, idealizasyonun çocuklarda görülmesi gayet doğal. Çünkü, çocuklar, insanların ya da olayların karmaşık yapısını henüz gerektiği ölçüde idrak edecek kapasiteye sahip değiller. Bu nedenle, herhangi bir gerçekliğin aynı anda hem iyi hem de kötü yönlere sahip olabileceğini fark edemeyebiliyorlar. Bu durumun yetişkinlerde görülmesi ise, bir gelişememişliğe, olgunlaşamamışlığa işaret ediyor.


İkinci yaygın psikolojik savunma
 ise inkârdı. Psikoloji bilimi, inkârı ise, patolojik bir durumolarak kabul ediyor. Çünkü kişinin, önüne deliller konduğunda dahi gerçekleri reddetmesi, gerçeklikle bağının ciddi derecede kopmuş olduğu şeklinde yorumlanıyor.


Sonsöz

Aradan geçen (takriben) 20 yıllık bir dönemden sonra, Türkiye halkı halen bu anomalilerden kendisini kurtarabilmiş değil. Kurtuluş Savaşı’ndan Mustafa Kemal’e, II. Abdülhamid’den Ermeniler’e dek çok sayıdaki gerçeklik hakkındaki yaygın kanaatler, zihinlerde taşınan, ama gerçekliğe tekabül etmeyen imgelerle şekilleniyor. Alışılmadık bilgi ve argümanlara verilen tepkiler dahi, hâlen rasyonel değil psikolojik.

Örneğin, geçtiğimiz haftalarda Milli Mücadele döneminde halkın kuvayı milliye çetelerinin işlediği suçlardan bıktığını, asayişin temin olunacağı ümidiyle Yunanları beklediğini ve Batı Anadolu’nun pek çok yerine Yunan bayrakları astığını yazmıştım. Bu gerçeklere, iki tür itiraz geldi. Birinci grup itiraz, Yunan bayraklarını olsa olsa gayrımüslimlerin asmış olabilecekleri yönündeydi. İkinci grup itiraz ise, herşeyi toptan inkâr etme eğilimindeydi. Ve tabii her iki itiraz da bilgiye dayanmıyordu.

Hâlbuki bu gerçekleri pek çok kaynaktan teyit etmek mümkün. Mesela, Falih Rıfkı AtayÇankayaadlı klasikleşmiş kitabında şunları yazıyor: “Albay Bekir Sami, Akhisar’a geldiği vakit hemen askerlik dairesine gider. Yapayalnızdır. Bir odada bir kişi. Dışarda sekiz on kişi. Sert, disiplinci Albay şaşalamıştır. Pencereden bakınca eğerli atını görür. Koca kolordu bir kişiye inmiştir. Kimsenin asker olmaya hevesi yok. Herkes subaya ve üstlere karşı. Jandarma bölüğünden kaçan kaçana. Birçokları da Uşak’a doğru göç yolunda. ‘Bandırma’dan Balıkesir’e geldik. Bütün istasyonlara Yunan bayrağı çekilmişti. Herkes Yunanlıyı bekliyordu. Eğer Yunanlı gelirse malını canını emniyete alacağı kanısında idi. Terzi dükkânları Yunan bayrakları dikiyordu.’”

Görüldüğü gibi, herşey gayet açık. Peki, fikirler hemen değişecek mi?

Hayır. Çocukça tepkiler gelecek.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (2)

  • hayri irdal
    hayri irdal
    25.06.2012 15:17

    Hocam sen 20 sene önce kaç yaşındaydın, o günleri nasıl hatırlıyorsun da böyle iddialı laflar etmeye cesaret buluyorsun? Atatürkü eleştirmeyi, ulus devletin azınlıklara zulmünü siz takkeli liboşlar icat etmediniz. 90larda değil taa 60larda bile nefret ettiğin ve kendince küçümsediğin sosyalistler Atatürk kültünü ve Cumhuriyetin kuruluş yapısını eleştiriyordu.

  • hayri irdal
    hayri irdal
    25.06.2012 15:17

    Hocam sen 20 sene önce kaç yaşındaydın, o günleri nasıl hatırlıyorsun da böyle iddialı laflar etmeye cesaret buluyorsun? Atatürkü eleştirmeyi, ulus devletin azınlıklara zulmünü siz takkeli liboşlar icat etmediniz. 90larda değil taa 60larda bile nefret ettiğin ve kendince küçümsediğin sosyalistler Atatürk kültünü ve Cumhuriyetin kuruluş yapısını eleştiriyordu.

Resmi İlanlar