• 19.03.2021 07:07
  • (655)

 Soruyor bazılarınız; "Memleket 1994’lü yıllara geri döndü! Sen neredesin Sevilay! Yok mu tüm bu yaşananlara dair iki cümlelik de olsa bir yorumun?”

Var tabii…

Olmaz mı?

Elbette var ve hatta hemen o an…

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliği düşer düşmez sıcağı sıcağına yazdım bir yazı.

Ancak nasıl bir ruh hali ile kalem oynatmışsam…

Normalde hiç yorum yapmayan genel yayın yönetmeni yardımcımız… Yazıları yolladığımız editörümüz Mesut Toptan, gece; “Çok sert olmamış mı? Bir okuma daha mı yapsan acaba?” diye mesaj atınca…

Dediğini yaptım ve saatler sonra tekrar okudum yazdıklarımı…

Tabii gözlerim pörtledi…

Mesut o kadar haklı ki!

Öfke fışkırması yaşamışım resmen.

Sanki bugünkü ben değil de o yazıyı yazan 1990’larda üniversite yıllarındaki bendi…

Yani tam bir solcu, heyecanlı, öfkeli, sinirli, agresif üniversiteli Sevilay yazısı olmuştu.

O nedenle geri çektim.

Nihayetinde 30 yıl evvelki ruh aşırı sekter bir ruhtu.

Bugünün meselelerini o ruh haliyle, duygu ve düşünceleri ile yorumlamam ne benim açımdan doğru olurdu ne de memleket açısından…

Ha bu arada…

Bana 1994 hatırlatması yapanlara sesleniyorum…

Hiç merak etmesinler bugün gibi hatırlıyorum o günleri de…

O zamanlar bir güzel parti vardı…

Kısa adıyla SHP olarak bilinen Sosyal Demokrat Halkçı Parti.

Ben ve üniversiteden birçok arkadaşım İstanbul İl Örgütü Gençlik Kollarındaydık.

Bilen bilir bayağı aktif bir üyesiydim.

DEP’li vekillerin mecliste yaşadıkları korkunçtu.

Sadece DEP’liler değil, tüm SHP’liler de mecliste yaşananlar üzerine delirmişti…

Özellikle de gençlik kollarında olan bizler.

Çünkü aralarında Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan gibi Kürt siyasetinin önemli aktörleri olan DEP’li o isimler 1991’de yapılan genel seçimde SHP listelerinden TBMM’ye girmişlerdi.

Yani duygusal bir bağ vardı o vekillerle aramızda.

Dolayısıyla reva görülen muamele hepimizi derinden yaralamıştı.

(Bir gün esasında o dönemin de analizini yapmak isterim sizlere… Gerçek solcu, sosyal demokratların kurduğu SHP’nin neden ilk çıkıştaki başarısını devam ettiremediğini ve neden kendinden daha az bir oy oranına sahip CHP’ye katılarak adını, felsefesini, doğrularını, ilkelerini Kemalist ve ulusalcı zümrenin hegemonyasında olan anlayışa teslim ettiğini anlatmak isterim…)

Neyse…

Dönelim bugüne…

Şunu söyleyeyim en önce…

Çok üzüldüm.

Önünde arkasında hiçbir sıfat taşımayan sade bir demokrat yurttaş, gazeteci olarak önceki gün TBMM çatısı altında yaşanılan manzaradan dolayı kahroldum.

Özellikle de sonrasında yaşanan olaylar…

Gergerlioğlu’nun meclisten çıkmamak için direnç gösterdiği sıralarda üzerine vazife olmamasına rağmen AK Parti Milletvekili Alpay Özalan’ın Gergerlioğlu’nu yaka paça dışarı atmak için sergilediği o şov anları.

Sanırım öfke dolmama neden olan esasında o sahneydi.

Niyeyse… Özalan’ın o hayt huyt halleri bir an gözümün önüne magazin gazetecileri gecesinde Ahmet Kaya’ya yapılanları getirdi.

Sanki Gergerlioğlu Ahmet Kaya idi, Alpay Özalan da küfür ve hakaretler eşliğinde ona çatal, bıçak fırlatanlardan biri…

Galiba o anlar beni 30 yıl önceye döndürmüştü ki ilk yazdığım yazıda ne yazdığımı bilmez bir ruh halindeydim.

Sözün özüne gelirsek…

HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesi hususunda hukuki olarak bu alanda otorite kabul edilen duayenlerin yorumlarına göre değerlendiriyorum.

Tarafsız, objektif hukuk insanı olarak bilinen Profesör Doktor Adem Sözüer bu isimlerden biridir.

Hoca daha TBMM Başkanlığı’nda karar okunmadan önce Twitter’da şöyle bir yorum yapmıştı:

“Berberoğlu dokunulmazlığı kaldırılmadan mahkum edildi, milletvekilliği düşürüldü. 'Anayasa Yüksek Mahkemesi ise önce dokunulmazlık kalkmalıydı' diye karar verdi. Şimdi Gergerlioğlu dokunulmazlığı kaldırılmadan mahkum edildi ve vekilliği düşürülmek isteniyor. Ama AYM dokunulmazlık konusunda karar verecek. TBMM bu kararı beklemeli!”

Bu tespite göre belli ki Gergerlioğlu’nu da, Enis Berberoğlu’nun geçirdiği hukuki süreç gibi bir süreç bekliyor.

Bekleyip göreceğiz…

Tabii bu meselenin bir de demokratik boyutu var.

Ki bana göre en önemli boyut da budur.

Gergerlioğlu ile ilgili ortaya atılan iddialar, yapılan suçlamalar doğru ya da değil ayrı konu.

Kaldı ki bazılarına göre yanlış da yapmış olabilir.

Ama yapmış da olsa bu sonuç yaşanmamalıydı.

Çünkü o sonuçta sıradan biri değil sandık iradesi, tercihi ile TBMM’ye gönderilmiş Anayasal dokunulmazlığı olan bir milletvekilidir.

Evet bir lükstür milletvekilleri için dokunulmazlık kalkanı ama zaten Anayasa bu lüksü temsilci olduğu, vekil olduğu dönem boyunca rahat rahat görevini ifa edebilsin diye milletin vekillerine ikram ediyor.

Ki bu ikramın tarihi çok eskilere dayanır.

Sadece Türkiye’de değil tüm demokratik ülkelerde özellikle muhalif olan vekiller için çıkarılmış olan Anayasal bir güvencedir.

Bu güvenceye halel gelmemesi lazım.

Ben dün de böyle düşünüyordum.

Bugün de böyle düşünüyorum ve herkes emin olsun ki…

Yarın da böyle düşüneceğim…

Yani…

Nasıl dün okuduğu bir şiir yüzünden halkın iradesi hiçe sayılıp, görevinden alınıp hapse atılıp siyaset yasağı getirilen Recep Tayyip Erdoğan’a yapılan benim nazarımda siyasal tarihimizde demokrasimiz açısından kayıtlara düşmüş kırık bir not ise…

Bugün de izlediği muhalefet anlayışı nedeniyle halkın vekili, temsilcisi olan Gergerlioğlu’na yapılan aynı şeydir…