Partili Yaşam

  • 20.08.2012 00:00

 İşte bu atmosfer içinde Muzaffer, bana bir gün bir öneri getirdi. Merakla öneriyi dinledim. Şaşırdım, ağlar gibi oldum ve sevindim. Bana TKP üyeliği teklif ediyordu. “Demek ki üye olmadan komünist olunmuyormuş” dedim kendi kendime. Hiç tereddüt etmeden kabul ettim. Ancak “Ben daha yetersiz değil miyim?” diye sordum. O da “Hayır. Parti, seni üye olman için yeterli gördü ve bu teklifi yapmam için beni görevlendirdi” dedi. Hemen bir üyelik dilekçesi yazarak 1977 yılının sonbaharında, Türkiye Komünist Parti’sine 28 yaşında üyelik başvurusunda bulundum. Daha sonraki günlerde üyeliğimin kabul edildiğini öğrendim. Ne mutlu bana ki, o zamana kadar sürdürdüğüm toplumsal mücadelenin armağanı bu olmalı idi. Yine ne mutlu bana ki, TKP üyesi yani komünist olmuştum. Kutsal görevin onaylanmış bir neferi idim. Bundan sonra sorumluluklar arttı. Örnek insan olmanın yanında, TKP her şeyimizdi. İleriki günlerde üç yoldaştan oluşan, Muzaffer Duymaz yoldaşın sekreterliğinde ben ve Mehmet Aydın yoldaşla Bandırma Bölge Komitesi’ni oluşturduk. Partinin üst yönetimi ile ilişkileri, Muzaffer yürütüyordu. Pek tabii ki partiye üye olurken, herkese bir parti adı veriliyor, bu da illegal çalışmanın bir gereği idi. Muzaffer’in parti adı Kazım Akşahin. Mehmet’in Binali Seydo, benim ise Aydın Yazman’dı. Parti çalışmalarında, hep parti adlarımızı kullanırdık.

 

1978 yılının Mart ayında Etibank’a başvurum kabul edildi. Sungurlar’la Etibank arasında parasal anlamda bir uçurum vardı, ama dedik ya, artık sınıf mücadelesi belirliyordu her şeyi. 110 lira brüt günlük ücretle işe girdim. Etibank, kimya işkolunda faaliyet gösteren bir devlet kuruluşudur. Bu kuruluşun, aynı isimle anılan bir de bankası vardı. Özal hükümetleri döneminde, özelleştirme adı altında çarçur edilerek yağmalandı ve bitti. Bizim işletmede o zamanlarda 1.500 işçi ile 150 kadar da memur ve mühendis çalışırdı.

 

Normal sendikal çalışmaların yanında artık, parti çalışmaları ön plana çıkarak hızlı bir örgütlenmeye gidildi. Kısa bir süre içinde çoğu birimlerde parti örgütlerini oluşturduk. Parti’ye yeni yoldaşlar kazanıldı. Onlarca sempatizan, çalışmalarımıza katıldı. Bölge komitemize bir yoldaş daha katılarak dört kişi olduk. Bu yoldaşımız Boraks Fabrikası’nda çalışan Kimya Mühendisi Güner Anaç (parti adı Günebakan) yoldaştı. Sırası gelmişken söyleyelim. Bu arkadaşımız daha sonra partiden ayrılarak İşçinin Sesi grubuna geçti. Zaten gelişi de oradandı. Etibank’ta kısa sayılabilecek bir sürede, partinin gizli yayın organı olan Atılım Gazetesi’ni 60 adet dağıtır duruma geldik. Etibank’ın haricinde Tekel ve Bagfaş işyerlerinde Parti birimleri oluşturuldu. Bandırma’da İGD (İlerici Gençler Derneği) ve İKD (İlerici Kadınlar Derneği) şubeleri kuruldu. Bu kuruluşlar, Bandırma’da önemli işler başardılar. Yine sırası gelmişken belirtmeliyim: Eşim Hidayet, İKD’nin aktif üyelerindendi. Hiç bir eylemini kaçırmazdı. Belirtmeliyim ki politik yaşamım boyunca, eşim bana hiç engel olmadı. Destek verdi, kendisi de hep aktif oldu.

 

Şimdi tam tarihini hatırlamıyorum, Muzaffer yoldaş, parti kararı gereği, Etibank’tan istifa ederek Bursa’ya gitti. Pek tabiî ki bu kararı partinin üst kademesi almıştı. İşte bundan sonra benim için sorumluluk bir kat daha artmıştı. Muzaffer yoldaşın gitmesi ile Parti Bölge Sekreteri olarak ben görevlendirilmiştim. Komite toplantılarımız, düzenli olarak, bir önceki toplantıda belirlenen gün ve saatte yapılırdı. Bu toplantılara bazen, Merkez Komitesi Üyesi (o zamanlar “Sarıca Yoldaş” olarak bildiğimiz) Ulvi Oğuz da katılırdı. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim, komünist olmamda Ulvi Oğuz’un büyük katkıları olmuştur. Disiplinin ne demek olduğunu, özverinin ne demek olduğunu, gizliliği öğrenmemde büyük katkıları oldu. Sevmeyi sevilmeyi ben, Komünist Partisi’nde öğrendim. Komünist Partisi’ni yükseltmek, büyük bir parti durumuna getirmek için gece gündüz demeden çalıştık. Bir oranda bunu başardık da. Bandırma’da tek başımıza eylem koyacak duruma geldik. Bunlar arasında, 1978 yılındaki Pahalılığa Hayır Mitingi, Kemal Türkler’in katledilişinde yine yoldaşlarımızın çalışmaları sonucu iş bırakma eylemleri sayılabilir. Yine milletvekili seçimleri nedeni ile TKP’nin öncülüğünde ortaklaşa TİP, TSİP, Dev-Sol örgütleri ile mitingler düzenlendi. O mitinglerden birinde TKP Marşı’nın bir bölümü, miting hoparlöründen (yanlışlıkla da olsa) yayınlandı. İlk Kürtçe şarkılar (Şivan Perver’in) o mitinglerde çalındı. Genel olarak legal alanda Birlik-Dayanışma diye anılırdık. Mitingde bir legal parti yöneticisi gibi konuşma da yaptım.

 

Partimiz geliştikçe, yönetim şekli de zorunluluktan kaynaklanan yönetim şekillerini terk edip normal, olması gereken şeklini alıyordu. Örneğin; ben önceleri Merkez Komitesi’nden Ulvi Oğuz’a bağlı çalışırken, daha sonra Balıkesir İl Komitesi’ne bağlı çalışmaya başladım. Ancak bu çalışma çok kısa sürdü. İki veya üç ay sonra benim sekreterliğimde yeni bir Balıkesir İl Komitesi oluşturuldu. Daha önce Balıkesir İl Sekreteri olarak görev yapan Mehmet Kurnaz ile Gönül Ağabeyoğlu yeni İl Komitesi’nde yer aldılar. Bu komite, iyi işler yaptı. 1 Mayıs’lara gerek Bandırma’dan gerekse Balıkesir’den yığınsal katılımlar sağlandı. Parti, yeni üyeler kazandı. Çeşitli etkinlikler, hep partimizin öncülüğünde gerçekleştirildi. 1 Mayıslara (1977, 1978, 1979 ve 1980) aralıksız yığınsal bir şekilde sendikalarla birlikte katıldık. Özellikle Petrol-İş Sendikası’nda oldukça etkinliğimiz vardı. 1 Mayıs’lar; 1977 ve 1978’de İstanbul’da, 1979’da İzmir’de, 1980’de ise Mersin’de kutlandı. Yeri gelmişken, Mersin’deki kutlamalara giderkenki küçük bir anımı da anlatmak istiyorum. Mersin’e yaklaştığımızda Erdemli ilçesinde jandarma, konvoyumuzu durdurdu. Arama yaptı, gerekçesiz beni ve başka bir arkadaşı tutukladı. Sendikacı arkadaşların girişimleri sonucu serbest bırakıldık. İki, üç saat gecikme ile miting alanına girdik.

 

Partili yaşamım çok iyi anılarla anacağım bir dönemi kapsar. Disiplini, sevgiyi, saygıyı, toplumsal mücadeleyi, kişisel çıkarların insanı nasıl soysuzlaştırdığını, aşkı ama gerçeğini, hep Parti öğretti bana. Mutluluğun tek başına olamayacağını, ancak toplumsal bir mutluluktan söz edilebileceğini Parti’de öğrendim. Bunu bir örnekle şöyle açıklayabiliriz belki. Parti’nin daha iyi faaliyet yürütebilmesi için mali olanaklara sahip olması gerektiğini herkes bilir. Hele TKP gibi illegal koşullarda çalışmak zorunda bırakılan bir parti için bu daha da önemlidir. Üyelerinin durumu zaten ortada. Büyük bir bölümü işçilerden ve memurlardan oluşan bir partinin, başka gelir kaynakları bulması gerekir. Merkez Komitesi, olanağı olan yoldaşlardan borç para alınarak bir işletme kurulmasına karar vermiş. Bu ise Ulvi Oğuz’un bana söylediğine göre “Besicilik ve Hayvan Üretme Çiftliği” olacaktı. Benim de o dönemde Anadol marka bir arabam vardı. Bana “Yardım edebilir misin?” teklifi geldiğinde hiç düşünmeden arabayı satarak 230.000 lirayı partiye verdim. O günkü koşullarda bir işçinin maaşının 3.000 lira olduğunu düşünürsek bu miktar, azımsanmayacak niteliktedir. 12 Eylül dönemi gelince her şey bitti. Ama emin olunuz, “Bu para bana ödenmedi” diye hiç üzülmedim. Şunu da eklemek istiyorum: 12 Eylül olmayıp da ödenmese idi, yine benim için değişen bir şey olmazdı. Yine benim partim biricik TKP’mdi. Şu anda kapandığı halde hala onu özlüyorum.

 

Neydi o meşakkatli, çileli ama aynı zamanda güzel, mutluluk dolu o günler. Bu durum yazı ile konuşma ile anlatılamaz ki! Yaşamak gerek. Bunun yanında bilgili olmak bunun için de okumak lazım. Bunlar olmazsa yine anlaşılmaz. Bu nedenle çeşitli dönemlerde parti yaşamı ve eğitim ile ilgili çalışmalar yapıldı. Parti’nin yayın faaliyetleri bu bilgilenme konusunda oldukça yararlı oldu. Komünist içerikli yayınlar, durumun elverdiği ölçüde yayınlandı. Örneklemek gerekirse, aylık yayınlanan Merkez Komitesi’nin illegal yayın organı Atılım Gazetesi, legal yayın organları Ürün Sosyalist Dergi ile Barış Ve Sosyalizm Sorunları Dergisi’nin yanında gençlikle ve kadınlarla ilgili birçok yayın yapılmakta idi. Yayınevi olarak da Konuk Yayınlarını sayabiliriz.

 

İşte bu yoğun çalışmalar sonucu Bandırma’da parti, gençlik örgütü, kadın örgütü ve öğretmen hareketi güçlendi. Durumumuz hatırı sayılır bir vaziyete geldi. Faşist hareket hiç gelişemedi. Parti çalışmaları, daha önce değindiğim gibi, Muzaffer arkadaşın sekreterliği döneminde çok başarılı bir evre geçirdi. Haftada bir toplanılıp durum değerlendirmesi ve önümüzdeki işlerin planlaması yapılırdı. Bu çalışmalar daha sonra benim sekreterliğimde de, gerek Bölge Komitesi’nde gerekse İl Komitesi’nde aynı disiplin ve özveri ile devam etti. Onbeş günde bir cumartesi günleri saat 13’te işten çıktığımda, Balıkesir’e gider, oradaki işleri yoldaşlarla görüşüp kararlaştırdıktan sonra, akşam saat 20 ile 21 sıraları İstanbul otobüsü ile İstanbul’a sabah 6 da varırdım. Topkapı Garajı’nda saat 9’a kadar vakit geçirip, daha sonra bir araçla Karaköy civarındaki randevu yerine giderdim. Ulvi Oğuz’la gereken konuşmalar yapıldıktan, işler planlanıp kararlaştırıldıktan, raporlarımı sunduktan sonra tekrar Bandırma’ya dönerdim. Bu çalışmalar, aralıksız 29 Mayıs 1981 sabahına kadar sürdü. O sabah saat 04’te tutuklandım.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.