SONUÇ

  • 18.09.2012 00:00

 Bu kısa hayat hikâyemi yayınlamayı düşünmemiştim önceleri. Yakınlarıma, “Bizim aileden de böyle biri yaşamış” densin diye, kaleme almıştım bu yazıyı. Dostlarımın isteği doğrultusunda yayınlandı, yayınlanıyor.

 

Bir haftadır, “Ne yazayım da şu ara verilen üç yılın (Aralık 2009-Eylül 2012) değerlendirmesini yapayım” diye düşünüyorum. Ama inanın hiçbir şey yazmak içimden gelmiyor.

 

Nasıl gelsin, normal bir insanın olup bitenler karşısında? Oldukça büyük umutlar bağlanılan Avrupa Birliği, Kürt Sorunu’nun çözümü, Demokratikleşme konularında bir sürü hayal kırıklığı...

 

İnsanların birbirlerini öldürmeleri, beni alabildiğine karamsarlığa itiyor. Hamasi söylemler, çok can sıkıcı... Dış politikanın, çağ dışı emeller peşinde sürüklenmesi, tam bir aymazlık gibi geliyor bana. Neyse, hayat böyle bir şey herhalde.

 

Dün yasak ve konuşulmaz olanlar, bu gün yasak değil ve konuşuluyor. Yukarıda anlatmaya çalıştığım yetmişli, seksenli yıllarda çektiğimiz acılar yok artık. Hüküm giydiğimiz TCK 141. ve 142. maddeler kalkınca, görece iyileşti düşünce alanı. Ama görüldüğü gibi, başka sorunlar insanı üzüyor. Öyle görünüyor ki uzunca bir süre daha bu böyle gidecek. Zaman zaman umutlar belirse de sorunların çözümüne dair, herhangi bir sonuca varmadan son bulmakta. İyisi mi, ben kendimi daha zorlamadan bu anı dizisine son vereyim. Zorla yazı yazılmıyor çünkü.

   

Bu arada siyasi gelişmelere paralel olarak, eski arkadaşlar arasında önemli yarılmalar, ayrışmalar oldu. Eskiye saplanıp kalanlar olduğu gibi, eskiyi savunuyormuş gibi yapıp aslında hiç bir şey yapmayanlarda oldu. Bunların hepsini normal karşılıyorum, tarihin her evresinde bunlar olagelmiştir. Acı olan; ahlaklı davranmayıp, sağa sola çamur atıp, karalama kampanyaları düzenlemeleri...

 

Siyasi iktidarın son bir yılını saymazsak, Türkiye’de önemli demokratik değişimler yaşandı. 1 Mayıs, bayram ilan edildi... Nazım Hikmet, vatandaşlığa yeniden alındı... 12 Eylül darbecileri, iyi kötü yargılanıyor... Bu arada, ülkenin büyük sorunlarından bazılarına el atıldı, ancak sonuca ulaşılmadan çoğu göstermelik düzeyde kaldı. Alevi Çalıştayı, Roman Çalıştayı, Kürt Sorunu için çözüm yolları, şimdilik havada kaldı.

 

Ha “Bizim solne yapıyor, bu arada?” derseniz, “En iyi ben bilirim” havalarında ahkâm kesmeye devam ediyor. Bu işin bir yanı, bir de aydın dediğimiz bazı köşe yazarı “prof.”lar da “yenilenme” adına, önüne geleni karalamayı marifet saymaya devam ediyor. 1 Mayıs 1977 katliamıyla ilgili olarak, derin-devlet’i, o zamanlar söylendiği gibi Kontrgerilla’yı aklama çabalarını ibretle izledik, izliyoruz. 1 Mayıs 1977 katliamının sorumluluğunu, el çabukluğu ile tarihsel TKP’ye, tarihsel DİSK’e, tarihsel İGD’ye yıkma çabalarını ibretle izledik, izliyoruz. Mitinge silahla saldıranlarla, DİSK görevlilerini vuranlarla, alanın içinden ateş açıp panik çıkarmada panzerlerle yarışanlarla; yüzbinlerce işçiyi-emekçiyi, ilerici gençleri, kadın örgütlerini bir tutma cambazlığını ibretle izledik, izliyoruz: “Solcular birbirini öldürdü.” Öyle mi? 1 Mayıs 1977 Dosyası yeniden açılmışken, bari mahkeme sonucunu bekleseydiniz...

 

Bu geçen üç yıl sonunda benim için önemli değişiklikler de oldu. Örnek; küçük kızımın bir oğlu oldu. Adını Onur koydular. Şimdi iki yaşında. Onun özlemini sık sık çekiyoruz, anneannesi ile. Yani ikizlerle birlikte torunları üçledik.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.