İLİŞKİLER

  • 16.10.2012 00:00

 Bundan bir süre önce bir yazı yazmıştım, “Keklik Yuvası” diye (duzceyerelhaber ve marmarayerelhaber, 08.05.2012). Orada; insan-doğa, doğa-insan ilişkilerinin uyumluluğunun yaşamsal bir zorunluluk olduğunu belirtmek istemiştim. Doğayı tahrip etmeden, onun doğal dengelerini koruyarak, dünyanın geleceğini tehlikeye atmamış oluruz diye düşünüyorum. Ben bunu böyle diyorum da başkaları demiyor mu? Kuşku yok, kime sorsanız herkes bir şekilde koruduğu yolunda cevaplar verecektir.

 Ama burada esas olan, hakikaten olması gereken, insan-hayvan ilişkileri, insan-bitki ilişkileri, insan-toprak ilişkileri, insan-deniz ilişkileri gibi birçok alt başlıklar altında sıralanabilen ilişkiler yumağını, doğanın kabul ölçütleri içerisinde görebilme ile ilintili esaslardır. Yoksa bugüne kadar gerçekleşen tahripler sonucunda ortaya çıkan çarpık durumun davranış biçimlerini açığa çıkarıp, o çarpık durumun ölçütleri içerisinde tavır almak değildir. O zaman ortaya çıkacak olan, bu tahripten etkilenen hayvanların davranış biçimleri ve doğadaki diğer değişimler bizi yanılgıya götürebilir. Tahrip sonucu değil de olması gerektiği gibi bir doğada, yukarıda saydığım ilişkiler nasıldır. Kuşku yok, bu uzmanlık isteyen bir konu. Ama şöyle bir baktığımızda, yaban hayvanlarının büyük bir bölümü neden insanlardan kaçar, korkar. Sadece insan oldukları için mi kaçar, yoksa tahribat sonrasında insanın kendisine zarar vereceğini sezdiği için mi? Büyük ölçüde hayvanlara verilen zarar sonucunda oluşan bir durum gibi geliyor bana. Yoksa insandan bir keklik neden korksun. Yumurtasına elle değildi diye neden yuvayı terk etsin.

Örneklemek gerekirse, insanın az olarak yaşadığı dünyanın bazı bölgelerinde, araştırmacıları, bilim insanlarını izliyoruz... Birçok yaban hayvanı, insan tipinden korkmuyor, ürkmüyor. İç içe yaşanabileceğin durumunu gözler önüne seriyor. Kutuplardaki hayvan popülâsyonu, insanlardan pek korkmuyor. Bu da nerden kaynaklanıyor? Orada, doğaya zarar verecek insanların olmayışından veya çok az oluşundan... Geçelim bilim insanlarının öteki bölgelerdeki yaban hayatı ile çalışmalarına. Orta Asya steplerindeki bir KURT topluluğu ile Bir Alman hayvan bilimci profesörün ilişki iletişim kurduğunu görebiliriz. Profesör dört yıl uğraşıları sonucu kurtlarla birlikte yaşıyor. Konumuz esas olarak bu değil ama yırtıcı bir hayvanın bile uyum sonucunu göstermesi açısından önemli bence.

 Şimdi hal böyle olunca; keklikler, bıldırcınlar ve diğer kuşlar, ne yuvasının yanına gidince oradan uzaklaşıp bir daha gelmezlik eder, ne de başka bir olumsuzluk yaşanır. Eğer öyle olsa idi, çiftliklerde keklik üretmek mümkün olmazdı. Bugün Gaziantep ve bazı illerde devlet eliyle keklik üretilip doğaya salınmaktadır.

 Sonuç olarak; doğa-insan, insan-doğa ilişkileri, öyle basit değil ama karmaşık da olmayan bir çabayı gerektiriyor tabii. Tahrip etmenin yanında, korumak daha da önem kazanıyor. Kısa vadeli çıkar hesapları nedeniyle, insanlarda koruma duygusu azalıyor. Ama korumaktan başka çare de yok gibi.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.