• 16.06.2021 06:50
  • (176)

“Dağ fare doğurdu”: ABD Başkanı Joe Biden ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşmesinin özeti bu. Beyaz Saray’ın “24 Nisan açıklamasına” kadar ve sonrasında, telefonda bile görüşmeyen ABD ve Türkiye’nin liderlerinin bir araya gelip gülümseyen pozlar verilmesi “başarı” ve “yakınlaşma emaresi” sayılabilirse, o yönde ortada sadece beraber çekilmiş fotoğraflar var.

Ancak, Türkiye’de “tarihî görüşme” olarak nitelenen bu buluşmanın, Ankara-Washington ilişkilerine getirdiği tek bir somut değişiklik yok. Masadaki hiçbir temel konuda adım atılamadı: Ne ABD’nin odağındaki S-400’ler, ne de Ankara’nın asıl önem verdiği mesele “YPG’nin ABD tarafından desteklenmemesi” yönünde somut bir gelişme sağlandı. Biden ve Erdoğan’ın görüşmesi ertesi, teknik heyetler çalışmaya devam edecekler ancak, söz konusu iki büyük temel konuda mesafe alınabilmesi için taraflardan birinin siyasi yaklaşımlarında çok büyük bir “mucizevi dönüşüm” geçirmesi lazım. Diğer bir deyişle, liderlik seviyesinde risk alıp, 180 derece dönüş yapmaları lazım, ki bu da mümkün değil. Teknik heyetler, bu gibi derin fikir ayrılıklarına dayalı sorunları liderlik seviyesinde karar alınmadıkça çözemez. ABD için S-400’ler ve Türkiye için de YPG sorun olmaya devam edecek. YPG konusunda bir “açılım” yapmak Erdoğan’ın da elinde değil: Savunma Bakanı Hulusi Akar, geçen hafta açıklama üstüne açıklama yapıp, Ankara için asıl meselenin YPG olduğunu vurguladı. Bu noktada, bugünkü devlet politikasında bir kilitlenme var: O nedenle de, YPG’nin “gözardı edilmesi” iktidarın da tavır değişikliği yapabileceği bir konu değil. Kaldı ki, MHP ile ittifak da buna engel. Siyaseten zayıflamış ve ekonomik krizle kıstırılmış bir iktidarın dönüp de; değil YPG, Kürt Meselesi’nde bambaşka hareket etmesi zor.

S-400’ler konusunda da, Biden’ın elleri bağlı. Temsilciler Meclisi ve Senato’nun bu konudaki tavrı çok net: S-400’ler, ancak Türkiye sınırlarından giderse ABD’nin sorunu çözülmüş kabul edebilir. Bu da, Türkiye’nin Rusya’dan ciddi bir yara almadan yapabileceği bir şey değil. S-400’lerin, şu an bulundukları ifade edilen Ankara yakınlarındaki Mürted Hava Üssü’nden İncirlik Hava Üssü’ne transferinin mümkün olabileceği haberleri sızdırıldı: Bu da çok spekülatif ve pratiğe dökülmesinin önünde her şeyden evvel ABD’nin olduğu bir proje.

Sonuçta, S-400 de, YPG de iki tarafça halının altına süpürülüp, çözümü ertelendikçe daha da büyüyecek sorunlar. Üstüne üstlük, denklem Türkiye aleyhine değişiyor: Eskiden Rusya’ya karşı ABD’nin Ankara’ya ihtiyacı varken şimdi tam tersine, Kremlin’e karşı Türkiye’nin Beyaz Saray’a ihtiyacı doğuyor. S-400 konusunda ileri süren “İncirlik modeli” tarzı “çözümler” veya “hallederiz bir şekilde” tarzı yaklaşımlar da, Ankara’nın bu denklemdeki gücünü kaybetmeye başladığının işareti.

AFGANİSTAN’DA TALİBAN ENGELİ

Geriye görüşmenin tek somut çıktısı gibi lanse edilen, “Afganistan’da başkent Kabil’in havalimanı ve diğer bazı üs/yapıların Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından korunması” teklifi kalıyor. Ankara’dan gelen bu teklif, aslında Türkiye’yi de ABD ve NATO’ya daha cazip, “daha amaca uygun” kılmak için sunulmuştu. Her ne kadar Erdoğan, anlaşmaya varıldığı yönünde işaretler verse de ve hatta Pakistan ile Macaristan’ı da “promosyon” olarak olası ortak askeri gücün içine katsa da, satır aralarına baktığımızda aslında bu konuda da bir yere varılmış değil. ABD, henüz böylesi bir askeri projenin finansmanını sağlama veya lojistik destek verme niyetini beyan etmedi. Türkiye’nin karşılığında bir şey almadan, TSK’yı da yoğun riske atacak bu projeye girişeceği de soru işareti. Bir de, Taliban sözcüsü Sühail Şahin’in geçen hafta konuya ilişkin; “Türkiye, gayet iyi bir İslamcı ülke ancak, NATO üyesi ve tüm yabancı askerlerin Afganistan toprağını terk etmesini istiyoruz” dediğini anımsatalım. Afganistan’ın başta kırsal kesimi olmak üzere büyük çoğunluğu kontrol eden Taliban, başka açıklamalarla da, Türkiye’ye saygı duysalar ve diğer konularda işbirliğine açık olsalar da, “havalimanı koruması” gibi TSK’nın üstlenebileceği yeni görevlere kesinlikle karşı olduklarını vurguladı.

SANKİ UZAYLILARLA İLK TEMAS

16 yaşındaki oğlumun deyişiyle Türkiye gündemi, NATO Zirvesi’ne “Sanki her sene yapılan bir toplantıya değil de, uzaylılarla ilk temas kuruluyormuşçasına bir ilgiyle odaklandı”.

NATO Zirvesi’nin bir tarihî yönü varsa, o da Türkiye ile ilgili değildi: Batı İttifakı, önce G7 ve ardından NATO Zirveleri’nde hâlâ bir ittifak olarak kalıp kalamayacağının sınavını vermeye çalıştı. Dahası ikisi de “Batı’nın ahlaki ve ekonomik üstünlüğünün” 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde sonlanması ihtimaliyle yüzleşmeye çalışılan toplantılar oldular. Ve gözüken o ki, G7 ve NATO ülkeleri “tehdit algılarını yükseltmek dışında” da bir şey de yeni vizyon ortaya koyamadılar. Her iki toplantının da odağında olacağı söylenen iklim krizi, sadece “dekoratif unsur” olarak kullanıldı. Çin’e yönelik “rakip” ve “hasım” söylemlerinin çoğu, hakikaten Pekin’i hedefine alacak somut eylemlerin ilk adımları olmaktan çok, Batı İttifakı’nı kenetlendiği algısını yaratmaya yönelikti.

Biden’ın asıl kritik görüşmesi de, 16 Haziran’da gerçekleşecek. Cenevre’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile buluşması, Biden’ın Avrupa seyahatindeki asıl sınavı. Biden’ın bir haftadır tüm görüşmelerini özellikle öğleden sonraya ertelediği ve sabahları saatlerce Putin’le görüşmesine hazırlandığı bildiriliyor. Biden’ın bizim Türkiye’de üzerine saatlerce konuştuğumuz Ankara ile ilk büyük temasına ne kadar hazırlandığı ise meçhul.