• 29.01.2021 00:00
  • (322)

 Önce Gelecek Partili Selçuk Özdağ, ardından gazeteci Orhan Uğuroğlu…

Gelecek Partili Selçuk Özdağ twitter hesabından MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye yönelik bir mesaj paylaştı, Uğuroğlu da o eleştirileri haberleştirdi.

Aynı gün ikisine de bir saldırı düzenlendi. İster istemez tüm dikkatler, Bahçeli’ye çevrildi.

Bahçeli ne Özdağ’a ne de Uğuroğlu’na “geçmiş olsun” demedi, dün kameralar karşısına geçti ve Selçuk Özdağ’ın gündeme gelmek için kendi kendine böyle bir saldırı düzenlemiş olabileceğini iddia etti.

Bir siyasetçi evinin önündeki arabasına binecek, bu sırada yanına birkaç kişi geliyor, “Siz Selçuk Özdağ mısınız?” diye soruyor. Özdağ, “evet” yanıtını veriyor. Saldırıya uğruyor. Bu sırada diğer saldırgan, şoförün yanına geliyor ve ölümle tehdit ediyor. Özdağ, ciddi şekilde yaralanıyor.

Tüm bunlara inanılmasını bekliyor.

Peki Özdağ, kendi kendini dövdürdü diyelim…

Uğuroğlu ne yaptı?

Bundan bir süre önce Bahçeli’yi eleştirdiği için saldırıya uğrayan Afşin Hatipoğlu da mı kendi kendini dövdürmek isteyen organize bir suç örgütüne başvurdu? Ya Yavuz Selim Demirağ? Murat İde?

Bu nasıl bir taktik ki;

Birkaç ay içinde üç kişi bu taktiğe başvuruyor,

Biraz daha geriye gidersek eğer; iki yıl içinde toplam 14 kişi aynı taktiğe başvuruyor. Ama nasıl oluyorsa bu basın ablukasında bırakın gündem olmayı, yaralanmakla kalıyorlar!

Tam 14 kişi…

Bu rakamı veren Selçuk Özdağ’ın avukatı Gelecek Partisi Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Seymen. Seymen, “Şöyle bir araştırma yaptık sadece 2 yıl içinde toplam 14 kişiye Bahçeli’yi eleştirdikten sonra bu tür saldırılar düzenlendi.”

Ne Seymen ne de bu yazı, söz konusu saldırıların Bahçeli’nin talimatıyla gerçekleştiğini iddia etmiyor. Ama Özdağ’a yönelik saldırının ardından MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın “bizim deli çocuklar, biz söz geçiremiyoruz” ifadesi, Derince İlçe Başkanının “Uslanmayanın hakkı kötektir”, Çorum MHP İl Başkanı Agah Karapıçak’ın “Usludan yeğdir delimiz elhamdülillah, Talimata gerek yoktur” şeklindeki saldırıları kutsayan sözleri, bir şekilde gözleri MHP’ye çeviriyor.

Ama Bahçeli ille de ben değil kendi kendine yaptı diyor.

Bunu da Özdağ’a yönelik saldırı görüntülerinin ortaya çıkması üzerinden söylüyor. Hemen belirtelim, o kamera görüntüleri Özdağ’ın evinin balkonundan değil, karşı apartmanının balkonundan biri tarafından çekildiği ortaya çıktı. Kimin çektiğini Özdağ’ın avukatı bile henüz bilmiyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “münferit bir olay” dese de

14 sokak saldırısının tek başına münferit olaylar mı yoksa organize saldırılar mı olup olmadığını ortaya koyacak olan yargı.

Selçuk Özdağ’a yönelik saldırı için dün de dört kişi daha gözaltına alındı. Avukatların ısrarlı bir talepleri var. Sistematikleşen bu saldırıların örgüt suçu kapsamında değerlendirilmesi. Ancak örgüt soruşturması kapsamında böyle bir soruşturma başlayabilirse, saldırıların olası şüphelileri kendilerini aklamış olurlar.

Ama savcıların bu konudaki refleksleri ortada.

Ana Muhalefet Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na, Çubuk’ta gerçekleşen linç girişimini bile örgüt kapsamında ele almadı, o davayı bir Asliye Ceza Mahkemesi’nin salonuna sıkıştırdı. Çubuk’taki dehşetengiz görüntülerden bu yana Türkiye, saldırılardan bahsediyor.

Buradaki cezasızlıktan cesaret alanlar,

Ağustos ayında İstanbul’un ortasında TİP Milletvekili Barış Atay’ı hedef olarak gördü.

Atay’a yönelik saldırı için de avukatlar örgüt suçundan dava açılması talebinde bulundu. Savcılık o talebi reddetti, basit yaralamadan açtı. O davada bir adım ileri gidilmedi. Bu cezasızlık Türkiye’nin şiddet gündemini de sokak sokak ördü.

Son iki yılda iktidar ortağını eleştiren 14 kişi saldırıya uğruyor ve failler cezasız bırakılıyorsa, ana muhalefet liderine linç girişimi cezasız bırakılıyorsa, artık eleştiren kesimlerin güvenliğinden bahsedemeyiz.

Ama sadece eleştirenlerin güvenliği tehlikede...

Bir düşünsenize bu saldırılar, iktidar partisi ve ortağına yönelik gerçekleşseydi ne olurdu?