Tanıl Bora: Alman altyapısının asalağı olmak

Tanıl Boraya göre, altyapıya yatırım yapmayan Türk futbolu, Almanya başta olmak üzere diğer ülkelerin altyapılarının asalağı durumuna geliyor ve Türk Milli Takımını seçmeyen gurbetçilere tepki gösteriyor.

Tanıl Bora: Alman altyapısının asalağı olmak
20.11.2014 - 12:30
2101

 Spor yazarlığının akil insanlarından Atilla Gökçe, Fatih Terim’in, Hakan Çalhanoğlu-Ömer Toprak ikilisiyle onlara silahlı tehditte bulunduğu anlaşılan Gökhan Töre arasındaki krizi çözmemesinden duyduğu rahatsızlığı yazdı Brezilya-Kazakistan maçları arefesinde. Terim’in ‘milli takım duyarlığı’ gördüğü Töre’yi kadroda tutup Çalhanoğlu’yla Toprak’ı davet etmemesi, “özellikle Almanya’daki Türk futbolcu kaynağımızı olumsuz etkileyecekti,” Gökçe’ye göre.

Nitekim ondan iki gün sonra, Almanya kökenli eski milli futbolculardan Yıldıray Baştürk aynı minvaldekonuştu. Baştürk, “Ay yıldızlı takımda başarı olmadığı sürece, 1 numara gurbetçilerin Almanya’yı değil de Türkiye’yi tercih etmesi bundan sonra zor” diyor. Baştürk, geçen yıl Almanya’nın saygın futbol dergisi 11 Freunde’yle mülakatında da Türkiye’yi seçecek “Almancı” futbolcu sayısının yakında hızla düşeceğinisöylemişti zaten (Hatasız bir Türkçe ile yazılamamış olsa da bir çevirisine buradan ulaşılabilir).

Bunun bir nedeni, yeni kuşakların hayatlarını Almanya’da kurması, geri dönmeyi düşünenlerin gitgide azalmasıydı. Ayrıca TFF’nin Avrupa bürosunun tavrı da kötüydü Baştürk’e göre. Oluşturdukları baskıyla genç oyuncuların zaten karışık olan kafasını iyice karıştırıyorlar, bu da onların performanslarını olumsuz etkiliyordu.

Halen İran’da teknik direktör olan, daha önce her ikisinde de birçok takımda görev yaptığı Almanya’yla Türkiye’yi iyi bilen antrenör Engin Fırat da 2012’de verdiği bir mülakatta aynı şeyi söylemişti. Milli takım tercihinin zaten genelde nereye ait olduğunu bilemeyen genç çocuklar üzerinde büyük baskı oluşturuyor, karar da genellikle onun adına “aile meclisi” tarafından veriliyordu.

“Kalbinin sesi” mi?

Almanya kulüplerinin altyapılarında yetişen Türkiye kökenli futbolcular konusunda, TFF ile Alman Futbol Federasyonu (DFB) arasında ciddi bir rekabet konusu. 2011’de işler biraz gerilmiş, TFF’nin Almanya’daki “ajanı” Erdal Keser futbolcuların “kalplerinin sesini dinleyerek” Türkiye’yi seçtiklerini söylemiş, DFB spor direktörü Matthias Sammer de “saçmalıyor” diye mukabelede bulunmuştu.

Geçen sene de Alman medyasında, DFB’yi Hakan Çalhanoğlu’nu “kafalamakta” ağır kalmakla eleştiren yazılar çıktı. 17 yaş altı milli takımdaki hocası Steffen Freund’dan sonra pek arayan soran olmamış, ancak 21 yaş altı milli takım hocası Horst Hrubesch tekrar ciddi asılmıştı bu parlak yıldız adayına. Fakat Çalhanoğlu, tam da “kalbinin sesini dinlediğini” söyleyerek Türkiye’yi seçmişti.

Çalhanoğlu’ndan önce büyük rekabet, Mesut Özil etrafında kopmuştu tabii. 2008 Ekimi'nde Özil’in tercihi merakla beklenirken, milli takım teknik direktörü Fatih Terim’in bir televizyon yayınına telefonla bağlanarak söyledikleri, onun bu konuya yaklaşım tarzını özetliyordu. Yorumcu Erman Toroğlu’nun “Mesut’un babasıyla konuştum, ‘Bizimle ilgilenmediler’ dedi” sözleri üzerine aileler ve futbolcuların basına başka, kendilerine başka konuşmasından yakınmıştı Terim. Elinde, Türk milli takımının teklifini kabul etmeyen ya da şartlar ileri süren birçok oyuncuyla yazışmaların yer aldığı bir dosya olduğundan söz etmişti. Türk takımını reddettiği için aileleri tepkilerle karşılaşabilir düşüncesiyle bunları kamuoyuyla paylaşmadıklarını” söylüyor, bu gizli dosya hakkında “İnşallah başkasının eline geçmez” temennisinde bulunuyordu. Bu sözlerdeki tehditkâr edayı ve hainlik imâsını anlamamak mümkün değildi.

Nitekim Mesut Özil 2009’da Almanya’yı seçince, belki bu “psikolojik hazırlığın” da etkisiyle, sosyal medyada milliyetçi bir hücuma uğradı. Sonra Berlin’deki Almanya-Türkiye maçında Türk seyircilerin büyük bölümü tarafından ıslıklandı. Bununla beraber, “Türk” diye Mesut’la gururlanmaktan da vazgeçilemedi. İki yıl sonra İlkay Gündoğan’ın da Almanya’yı seçmesi, daha sakin karşılandı.

Özil’den bir yıl önce Serdar Taşçı’nın Almanya’yı seçmesi de olağan karşılanmıştı. Taşçı, Almanya’yı seçenleri caydıracak bir örnek olarak gösteriliyor. VfB Stuttgart’ın kaptanlığına yükseldikten sonra halen Spartak Moskova’da oynayan Taşçı, Almanya milli takımını seçtikten sonra kadroya defalarca çağırılmasına rağmen sadece 14 maçta şans buldu ve pek az dakika alabildi, 2010’dan sonra da, henüz 24 yaşındayken, davetler kesildi. Ancak Taşçı 2011’deki bir mülakatında kararından ötürü pişman olmadığını açıkladı, çünkü “zor yolu” seçmişti, bunu başlı başına değerli sayıyordu. Kendisi halen DFB’nin “entegrasyon elçilerinden” biri olarak görev yapıyor; görevleri arasında Almanya-Türkiye tercihinden ötürü bunalım yaşayan oyunculara danışmanlık da var.

İki federasyon arasındaki gerilimin 2011’de tırmanmasının bir nedeni, o yıl dünya üçüncüsü olan Almanya’nın 17 yaş altı takımında yer alan sekiz Türkiye kökenli oyuncunun hevesleri kabartmasıydı. Sekizi de, o sıralar TFF adına takipte olan Erdal Keser’e “ihtimalleri açık tutmak istediklerini” söylemişlerdi. Bugün, bu parlak kuşaktan Okan Aydın ve Kaan Ayhan Türkiye’yi seçmiş durumda. Emre Can 21 yaş altı, Levent Ayçiçek, Koray Günter ve Robin Yalçın 20 yaş altı, Samed Yeşil, Koray Kaçınoğlu 19 yaş altı Almanya milli takımlarında oynadılar, sonrasında kesin tercih yapmadılar.

Bir çeşit asalaklık

Yazının başında zikrettiğim antrenör Engin Fırat’ın, “Türkiye futbolu, Almanya’nın altyapı sisteminden fayda sağlıyor mu?”  diye sorusuna cevabı şu: “Fayda sağlamak doğru bir ifade değil. Türk futbolu şu an Alman futbol eğitimi sayesinde nefes alabiliyor.”

A milli takımın son aday kadrosunda futbol terbiyesini Almanya’da almış altı oyuncu yer aldı; Hollanda-İngiltere menşeli Oğuzhan Özyakup ve Fransa menşeli Mevlut Erdinç’i de katarsanız, “gurbetçi” tabir edilen oyuncu sayısı sekize çıkıyor. Süper Lig takımlarının kadrolarında Almanya’da yetişmiş 64 futbolcu bulunuyor. (Galatasaray kadrosunda sekiz, Trabzon  ve Eskişehirspor’da yedişer.) Başka ülkelerde doğmuş ve futbol eğitimi almış 35 oyuncuyu katarsak (10 Belçika, yedişer Avusturya ve Fransa, dört İsveç, üç Hollanda, ikişer İngiltere ve Avustralya), “ithal Türk oyuncu” sayısı 99’u buluyor.

Engin Fırat’a göre Türkiye, kendi futbol altyapısının sorunlarıyla yüzleşmeli: “Medya ilgilenmediği için kulüpler altyapıya önem vermiyor. Eski yıldızlara milyon euro verilirken, altyapı hocalarının maaşı çok defa 400 euroyu bulmuyor. Eğitim donanımına yatırım yapılmıyor, yeni bilgiler takip edilmiyor.” Alman altyapısının asalağı olmak, daha kolay! (Yanlış anlaşılmasın, bu benim yorumum.) Fırat, bu durumun Almanya için sorun teşkil etmediği kanısında. Çünkü yetenek havuzu çok büyük, çok oyuncu yetişiyor.

Velhasıl, “Futbolda uzun vadeyi başarıyı hedefleyen Türkiye Almanya’ya 3 milyon işçi daha göndermeyi hedefliyor” başlıklı Zaytung haberinin gayet ‘gerçekçi’ göründüğü bir durum karşısındayız.

Fatih Terim’in, Almanya milli takımındaki göçmen kökenli oyunculardan “devşirme” diye söz etmesi ise, ne yazık ki bir Zaytung haberi değil. Süper Lig’de oynayan bazı yabancıları milli takıma devşirme tasarısını “Almanya modelinden ilham” diye sunan da Zaytung değil, “sahici” medya oldu ne yazık ki. “Globalleşen dünyada… kendini Türk hisseden Türktür” gibi ırkçılık karşıtı görünen bir oportünizmle “devşirmenin kolaylaştırılmasını” savunmak, doğallaşmış bir ırkçılığın ifadesi aslında.

Almanya’da doğup büyümüş, orada futbol eğitimi almış, Almanca konuşan, Alman vatandaşı oyuncuları hâlâ “devşirme” diye tanımlarsınız, kan-soy-sop izi sürüyorsunuz demektir. Özil’in, Mustafi’nin, Boateng’in, Khedira’nın vaziyetini, azami dört senedir Türkiye’de oynayan ve milli takımda oynatmak üzere alelacele “Türk yapılması” düşünülen Donk, Diego, Chico, Fernandao’yla kıyaslamak, futbol etiği açısından da münasebetsizce.

Gülengül Altınsay geçtiğimiz Perşembe Cumhuriyet’te bu takımın ne "milli" ne de “takım” olduğunusavunurken, milliyetçi bir itirazın peşinde değildi.  Bu ülkede yoğrulmamış, gelişmesine hiç katkıda bulunulmamış futbolcuların, “bu ülkenin futbolunu” temsil etmediğine dikkat çekiyordu öncelikle. Sonra, “Almanya’yı seçse Dünya Kupası’nı kaldıran kadroda yer alacak bir futbolcuyu”, kronik bir vatan hainliği suçlamasının tehdidi altında Türkiye’yi seçmeye zorlayıp, sonra da sadakatini sorgulayarak kadroya almamaktaki tutarsızlığa dikkat çekiyordu.

Ben zaten epeydir, müstakil bir “Almancı milli takımı” fikriyle oynuyorum. Belki de herkesi rahatlatacak olan budur!

Tanıl Bora, Ankara Üniversitesi SBF mezunu. İletişim Yayınları’nda editör, Birikim Dergisi Yayın Koordinatörü. Radikal’de haftalık futbol yazıları yazıyor. Siyasal ideolojilerle ilgili yayınları dışında, futbola dair kitapları arasında Karhanede Romantizm (İletişim, 2006) ve Çizgi Açığı (Turgut Yüksel’le beraber, İletişim, 2013) bulunmaktadır.

Tanıl Bora

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/alman-altyapisinin-asalagi-olmak

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar