Bunalımlardaki Umudun Çocukları:Syriza&HDP

  • 15.02.2015 00:00

 Her toplum buhranlarında yoğrulurken, umudu bulduğu alanlarda kenetlenme ihtiyacı hisseder.Tarih bugüne dek başı sıkışan her topluluğa bu fırsatı defaaten vermiştir.Ya da en azından öyle olduğunu düşünüyorum.

2004 yılında çeşitli sol odakların bir araya gelmesiyle ''radikal sol koalisyon'' paydasıyla parlemento seçimleri arefesinde  ortaya çıkan SYRİZA,çeşitli sol,sosyalist,ekolojist ve sosyal demokrat grupların toplamından oluşuyordu.2004'teki seçimlerde 6 sandalye kazanan SYRİZA,2012 Mayıs seçimlerinde 71 sandalye alarak güç odağı haline geldi ve ardından 2013 yılında bu koalisyon partileşme kararını verdi.2014'teki Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya koyduğu tavır ile yıllardır iktidarı elden bırakmayan PASOK'taki yıkımı başlattılar.2004'te 4,6 oy oranına sahip olan hareket son yapılan seçimlerde %35'i aşan bir oy oranıyla iktidar oldu.
 

Aleksis Tsipras liderliğindeki parti son seçimlere ekonomik ve siyasi buhranların eşiğinde giriyordu.Bu seçimdeki toplumsal talepleri doğru okuyan ve buna uygun bir programla ortaya çıkan Syriza, seçim kampanyasını ''İtibar,Adalet,Demokrasi'' sloganıyla sürdürdü.Özellikle AB'nin EURO bölgesi olan Yunanistan'daki kemer sıkma politikaları ve ekonomi paketlerine karşı eşitlikçi ve daha fazla refahın bölüşümünü esas alan bir strateji izlediler. Vergi adaleti ve yoksul gruplara karşı ''sosyal devlet'' olgusunu sıkça vurgulayarak kendilerini ideolojik olarak destekleyenler dışındaki kesimlerde de yankı uyandırdılar. Aynı zamanda parti lideri Tsipras'ın anketlerde partisinden yüksek oy alması, onun toplum nezdinde daha fazla kabul gördüğünü hissettiriyor.

Yunanistan'da ekonomik ve siyasal bunalımın siyasete yansıması böyle.Peki ya Türkiye'de  tablo nasıl? 2002'de iktidara gelerek,statükoyu yıkacağını ve sosyal devlet anlayışıyla ülkeyi yöneteceğini iddia eden AKP iktidarı,13 yıllık pratiğinde belli dönüşümlere imza atmış gibi görünse de şimdilerde farklı bir statükonun inşaası için çabalayan bir iktidar anlayışına büründü.Bu süreçte tüm yakıcılığıyla önünde duran ''Kürt sorununu'' çeşitli seçim dönemlerine yakın seslendirse de kalıcı bir barışa evrilmesi noktasında da ciddi bir anlayış ortaya koymadı. 2002-2007 yılları arasında okul,hastane ve altyapı hizmetleri noktasında toplumda olumlu bir intiba uyandırsalar da geriye kalan zamandan şimdiye o kredilerini tükettiler.Yaptıkları uygulamaları sorgulanamaz derecede kamu yararına gören iktidar, kendilerine karşı en ufak dostane eleştiriyi bile ''darbe'' kategorisine almakta imtina etmedi.Son dönemde yolsuzluklarla anılan bir parti olmakla kalmayıp, üzerinde çalıştıkları ''iç güvenlik paketiyle'' Orwell'ın 1984 romanına rahmet okutturacak derecede bir totaliter anlayışa doğru hız kesmeden yol alıyorlar. Partinin mutlak ve tartışılmaz lideri,fiili Başbakan ve Resmi Cumhurbaşkanı  R.T.Erdoğan'ın ihtirasları ve takındığı tutum partide düşük olasılıklı bir ortak akıldan her daim üstün geliyor. Üstelik Erdoğan'ın kullandığı dil ve fiili başkanlık denemeleri toplumsal kesimlerde ciddi bir polarizasyon oluşturdu.''Biz ve öteki'' anlayışının yerleşmeye başladığı bir ortamda 2015 Haziran seçimleri yaklaşıyor.

Türkiye'de de AKP'nin öyküsüne bakılarak 2002'den bu yana muhalefet tutumlarının iktidarı her dönemeçte güçlendirdiği gün gibi ortada duruyor.Muhalifliğini Kürt karşıtlığı,milliyetçilik ve dar sekter laiklik üzerinden sergileyen muhalefet her seçimde iktidarı oransal ve niceliksel olarak kuvvetlendirdi. 2007'de parlementoya giren Kürt siyasi partisi DTP ile başlayan muhalefette ölçü ve direngenlik,son Cumhurbaşkanlığı seçiminde Selahattin Demirtaş'ın şahsı ile güçlü bir noktaya taşındı.İktidarı tüm araçlarla sıkıştıran Kürt siyasi hareketi, Halkların Demokratik Partisi ile sadece kürtlerin değil Türkiye'de ezilen tüm grupların temsiliyetine soyundu.Tıpkı Syriza gibi ''Yeni Yaşam'' çağrısında bulundular.İki partinin ortak yönleri hem değişik grupları barındıran bir koalisyon oluşları,hem de liderlerinin genç ve partisinin üstünde ilgi görmesidir. Aynı zamanda çoğulculuk esası iki tarafta da var. Yunanistan'da buhranın aşılması için SYRİZA nasıl bir seçenek ise Türkiye'de iktidarın tekelleşmesine karşı tek direnç noktası  HDP olarak kamuoyunda ön plana çıkıyor.Tesadüf bu ya PASOK nasıl ivme kaybeden bir partiyse,her seçimde ''bas geç'' sloganları ile ideolojik çizgi karmaşasından kurtulamayan CHP'de aynı kaderi paylaşıyor.Kürt meselesinde kekeme olan CHP'nin %25 ten %30'a çıkması kendisine yakın yazarlarda bile heyecan uyandırmıyor.Hatta sadece HDP'nin barajı geçmesi AKPyi durdurur diyenlere karşı acizane bir şekilde ''ama onlar anlaştı yeaa'' diyerek siyasi açmazlarına her seferinde olduğu gibi bir savunma mekanizması geliştirmeyi başardılar.
 

Demirtaş şahsında hem Kürt sorununun çözümü,inanç sorunları ve demokratikleşmeyi esas alan, kadın ve ekoloji sorunlarına somut şekilde yaklaşan HDP,kendi içerisinde kurduğu model ile tasavvurundaki anlayışların prototipini ortaya koyuyor.SYRİZA ile HDP'nin yapısal benzerliklerini ve ortaya çıkış dinamiklerini ortaya koymaya çalıştım.Her toplumun dönüşüm karakteristiği farklıdır.Yunanistan'da iktidar olarak dönüşümü sağlarken ,bunu Tükiye'de sistem karşıtı bir muhalefet ile yapabilirsiniz.HDP-AKP anlaştı diyenler beri gelsin, HDP'ye oy verinde HDP'nin oyununu bozun. 2015 seçimleri yeni bir yaşama kapı aralayacak,bekleyelim ve görelim...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.