Tecavüzün İdeolojisi:Kadına Şiddet

  • 26.02.2015 00:00

 Geçtiğimiz günlerde toplumsal şok yaratan bir haber ile karşılaştık. Sözde duyarlı olan biz! insanlar çok üzüldük, lanetler yağdırdık, olayı vaka analizi ile geçiştirme kolaylığını seçtik. Evet Özgecan Aslan bir minibüste tek başınayken , sosyal medyaprofillerine bakıldığında pek vatansever! insanlar tarafından tecavüze uğrayıp, ardından vahşice öldürülüp cesedi yakılıyordu.

Yukarıda şok yaşatan durum adli vaka olarak 0 düzeyde olan bir İskandinav ülkesinde değil, tam olarak kadına şiddetin anavatanı Türkiye'de gerçekleştirildi. Belki de bu tepkilerin riyakarca olması, aynı olaya emsal olayların sıkça yaşanıp toplumca içselleşmesi üzerinden değerlendirilebilir

Şiddet insan ile insanın etkileşiminden önce, insanın doğaya karşı  verdiği mücadele üzerinden filizlenmiştir. Bu olgunun temelinde kazanılan zaferin iktidara evrilmesi süreci yatıyor. İnsan, basit makinalar geliştirerek, doğa olaylarına karşı savunma geliştirerek doğanın tahakkümünü kırdı. Ardından insan kendisi türüyle başbaşa kalarak iktidarını pekiştireceği alanlar gözlemeye başladı. İnsan iktidar kurmayı doğa ile mücadelesinden öğrenmiştir. İktidar, şiddet suretiyle konumunu korumaktır. Dolayısıyla tarihsel gelişim açısından kadına karşı gerçekleştirilen şiddetin temel felsefesini mülkiyet anlayışı oluşturuyor. Kadını bir tür olarak değil de erkek anlayışına uygun dizayn edilmiş bir nesne olarak görme ısrarı, bu şiddetin katmerleşmesinde ciddi rol oynamaktadır.

Kadına karşı şiddet salt ataerkil yapı ile bütünüyle açıklanamaz. Bu boyutlardan bir tanesidir. Geleneksel toplumlarda erkeğin toplumsal rol gereği dominant olup, kadınların kendilerine  biçilen rollerin dışına çıkamaması ''ataerkil'' anlayışın tezahürü olarak görülebilir. Toplumsal cinsiyetçi anlayış ise kadını gerileten ve onu ezmeye çalışan kadim  iktidarcı anlayışın şiddet kılavuzudur. Kadını nesneye indirgeyen, edilgenleştiren ve kadına özgürlüğü kendi tarifleri ve referanslarıyla oluşturan anlayışlar toplumsal cinsiyetçilik üzerine kültür, inanç  ve siyasal görüşlerini oturtmuş durumdadır. Kadınların siyasette nasıl yer alması gerektiğini, ilişki biçimlerini, seçeceği meslekleri, davranış biçimlerini bu anlayış dizayn etmeye çalışır. Kadının ''cinsel obje'' niteliğini de gözeterek ''sakınması'' gereken tür olarak yine kadını görmektedirler.

Oysa tarihsel ve anatomik olarak kadınların bu anlayışlara göre tarif edilmesi kimi çevrelerce ''makul'' görünse de, cinsiyet eşitliği noktasında Helenistik dönem kadınlarının sahip olduğu mali ve hukuki haklar ilk cümledeki önermeyi bütünüyle çürütüyor. Algıları ve beklentileriyle iktidarın küçük izdüşümü olan erkek egemen anlayış, taciz, tecavüz, fiziki şiddet, psikolojik şiddet araçlarını kullanarak algılarındaki ''kadını'' uygulamada da yaratmaya çalışıyor.

Kadına şiddet daha çok sınıflı toplumlardaki ezen-ezilen çelişkisi üzerinden farklı biçimlerde kendisini gösteriyor. İktisadi olarak parçalara bölünmüş olan toplumda kadın olmanın bir handikap olduğu, emek veren, ezilen, hor görülen ve tecavüze uğrayanların yine kadınlar olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Yıllar önce kitabını okuduktan sonra filmini izlediğim ''GERMİNAL'' de emek sömürüsü ve toplumsal katmanlar irdelenmişse de geri plandaki kadına bakış sınıflı toplum ile kadına şiddet arasında korelatif bir bağ olduğunu gözler önüne seriyor. Germinal'de yoksul işçi mahallelerindeki kadınların ''anne, eş, tecavüze uğrayan kadın, dul vs, '' olarak aynı cinsiyet üzerinden farklı bir çok kimlikleri barındırdığını gözlemleyebiliyoruz.

Toplumun ahlak ölçülerinde kadının konumlandırılması ise bu şiddetin meşru dayanaklarını oluşturuyor. Erkek olarak kendisini sakınan değil de, kadınları konumlandıran anlayış aynı zamanda şiddetin uygulayıcısı oluyor. Kadınlardaki özgürlüğü salt kadınların tercihlerinin özgür bırakılması değil aynı zamanda onlara tarif yapılmaması ve lütuflarda bulunulmaması ile de açıklayabiliriz.

Kars'ta 9 yaşındaki çocuğa tecavüz edilmişken, Pozantı'da çocuklara tecavüz edilmişken, ''kadın da olsa çocuk ta olsa gereği yapılacak'' diyen siyasetçiler halen teveccüh görüyorken, ortalama her gün tvlerde kadın cinayetlerine rastlıyorken, kusura bakmayın da sevgili toplum, bu tecavüzcüleri, katilleri biz kendi aramızdan yetiştiriyoruz, siz neye üzülüyorsunuz?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.