Faiz belası

  • 22.05.2020 00:00

 Faiz elbette bir beladır fakat dikkat ediyor musunuz, faizin en düşük olduğu ülkeler gelişmiş kapitalist ülkelerdir.

Radikal sol kapitalizme karşı çıkar, İslamcılar ise “faizci kapitalist sistem” vurgusuyla eleştirirler. 

Türkiye gibi ihtiyaçların büyük gelirlerin yetersiz olduğu ülkelerde “faizsiz” ya da “düşük faiz” kavramı elbette hoşa gider. Oy getireceği için de muhafazakar politikacılar tarafından sık sık kullanılır.

Fakat uygulamaya bakıyoruz, en yüksek faizler az gelişmiş, bu arada İslam ülkelerinde; çünkü sermaye birikimi yetersiz olduğu için sermaye pahalı, yani faiz yüksektir…

Fakat Amerika, Avrupa, Japonya gibi kapitalist ülkelere bakıyoruz, faiz oranı çok düşüktür çünkü sermaye birikimi çok yüksektir.

MERKEZ BANKASI TARTIŞMASI

Ekonomi yönetimindeki başarısı herkesçe kabul edilen Ali Babacan, önceki gün Karar TV’de çok önemli bir gerçeğe dikkat çekti:

“Komşumuz Bulgaristan çok düşük faizle, hatta negatif faizle dış kredi buluyor. Türkiye ise yüzde 7 gibi, hatta 8 ve 9 gibi çok yüksek faizle kredi buluyor.”

Hatta çeşitli konuşmalarında rakam verdi. Kendisinin ekonomi yönetiminden uzaklaştırıldığı 2015 yılında bütçedeki iç ve dış borç faizleri toplam 53 milyar TL, şimdi 135 milyar TL’ye çıkmış!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her vesile ile düşük faizi savunduğu, bunu yaptırmak için Merkez Bankamızı “kime bağımlısın” diyerek suçladığı biliniyor. (26.2.2015)

Bağımsız, yani iktisat ilminin gereklerine göre davranan Merkez Bankası hakkında “Vatanı satmak yüksek faizle kötü yönetimle emeği heba etmekle olur” diye konuşmuştu. (27.2.2015)

Erdoğan böylesine kararlıydı, Ali Babacan ise Erdoğan’a karşı Merkez Bankasının bağımsızlığını savunuyordu.

O zaman ben de sürekli Merkez Bankası’nın bağımsızlığını savunmuştum.

‘FREN’ KALMADI

Sonra Babacan yerine, yetkileri kısıtlanarak Mehmet Şimşek geldi, Temmuz 2018’de Berat Albayrak geniş yetkilerle Hazine ve Maliye Bakanı oldu. 

Cumhurbaşkanı sistemine de geçildi, yeni sistemde, OHAL kararnameleriyle Merkez Bankası “laf dinleyen” hale getirildi…

Siyasetin kendince uygun gördüğü para politikaları için hiçbir kurumsal “fren” kalmadı; mazeret de kalmadı. 

Halbuki Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, siyaset üzerinde yasama ve yargı denetimimin bulunması, kamu kurumlarının kanuni yetkilerini tam kullanabilmesi gibi “frenler” ve özgür basın niye lazımdır? Siyasetin fırtınalarına ve seçim hesaplarına kapılmadan ilgili bilim dalının gereklerinin bu kurumlar tarafından uygulanması için…

Ama kurumlar zayıfladıkça “güven” sorunu ortaya çıktı.  Yabancı yatırımcı gelmemeye başladı. Bugün de büyük sermaye birikimine sahip hiçbir ülkenin Merkez Bankası’yla swap yapamıyoruz.

Halbuki Türkiye’nin sermaye birikimi beş yüz yıldır yetersizdir, dışarıdan sermaye getirmeye ihtiyacı vardır.

TARİH LABORATUVARI

Beş yüz yıldan boşuna bahsetmedim, tarihe hamaset veya husumetle değil, laboratuvar gibi bakmak için bahsettim.

Büyük tarihçi Fernand Braudel, “Maddi Uygarlık, Ekonomi ve Kapitalizm” adlı baş-eserinde 16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa’da yaygın % 5 faizin bile yer yer yüksek bulunduğunu yazıyor. Kriz dönemlerinde yükselmiştir. (Cilt 2, s. 339 vd)

Bizde ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında faiz, üstelik Ebussud Efendi’nin fetvasıyla, yüzde 12 idi! Yeterli sermaye olmadığı için, tefecilerde yüzde 50’ye, daha yükseklere çıkıyordu.

Çünkü daha 15. Yüzyılda Avrupa hukukunda “tüzel kişilik” kavramı gelişmiş, bu sayede şirketler ortaya çıkmış, sermaye birikimi hızlanmıştı, sonra sanayi devrimini doğuracaktı.

Bizim hukuk sistemimizde o zaman “tüzel kişilik” kavramı ve bu anlamda şirketler, sermaye biriktirecek kurumlar yoktu.

Bu konuda Prof. Timur Kuran’ın “Yollar Ayrılırken” kitabını tavsiye ederim.

Tarih de gösteriyor ki, faiz sebep değildir, ekonomik kapasitenin sonucudur. Vücudun ateşi gibidir; hastalık varsa yükselir, tedavi (reform) için sinyal vermiş olur.

Piyasa faaliyetlerinin siyasi müdahaleden korunmuş olması, kurumlara ve hukuk sistemine, iktisat politikalarının rasyonelliğine güven kadar önemli, görüyorsunuz.

Kısa vadeli siyasi çıkarlar uğruna hukuki ve kurumsal yapılar örselendiğinde, içerideki faizi emirle bastırsanız bile döviz ve dış borç faizi yükseliyor. 

Reformlarla iktisadi gelişme, ardından böyle yapısal sorunlardan tökezlenme şeklindeki makuz talimiz sürüp gidiyor.  

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.