İktidar Kasım ayından beri hukuk reformundan, ekonomi reformundan, son olarak İnsan Hakları Eylem Planı’ndan bahsediyor. Dünyaya “bakın, reform sürecindeyiz” mesajlarını gönderiyor.

Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı yatırım çekmek için ‘hukuk güvenliği’nin önemini vurguluyorlar, fakat…

Milli ve uluslararası yüksek yargı kararlarında haksızlığı tescil edilmiş tek tutuklama düzeltilmediği gibi şimdi Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düşürüldü, dokunulmazlık dosyaları Meclis’te ve HDP hakkında da kapatma davası açıldı…

HUKUKA AYKIRI

Bütün bunlara “hukuk işliyor” denilebilir mi? Diyenler der ama inandırıcı olur mu?

Gergerlioğlu hakkındaki Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararını, dikkatle okudum, kararda zikri geçen maddelere ve içtihatlara da baktım…

21 sayfalık kararın 3.5 sayfası mahkumiyet gerekçesidir; dört yargıç bu görüştedir. Fakat aynı Daire’de bir üyenin yazdığı “karşı oy yazısı” yazısı tam 17.5 sayfa…

Elbette hukuki metinlerin değeri uzunluğuyla ölçülmez. Sayfa sayılarını vermemin sebebi, içerik zenginliğini belirtmek içindir.

Teknik ayrıntıya girmiyorum, karşı oy yazan sayın Yargıç sayfalar boyunca şu tespiti yapıyor:

•  Devletin güvenliğine karşı suç işlenmişse, evet, dokunulmazlık soruşturmaya ve mahkumiyete engel olmaz. Fakat Gergerlioğlu’na yüklenen “terör örgütü propagandası” suçu, Ceza Kanunu’nun 302-308. Maddelerinde sayılan bu suçlardan değildir. Dolayısıyla seçildiği anda dokunulmazlık kazanmıştır, soruşturma durdurulmalıydı.

•  Örgüt propagandası suçunun oluşması için, örgütün “cebir ve şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini” övmek gerekir, Gergerlioğlu’nun attığı tivitte böyle bir unsur yoktur. Kanunda da açıkça “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” denilmektedir.

Herhangi bir uluslararası hukukçu, Gergerlioğlu hakkındaki kararı okuduğunda sadece evrensel hukuka değil, bizim kanunlarımıza ve anayasamıza da aykırı bulacaktır.

PARTİ KAPATMAK

Ak Parti 2010’daki anayasa değişikliği için hazırladığı teklif metninde parti kapatmayı neredeyse imkansız hale getiriyordu. Daha önemlisi, parti kapatma davasına öncelikle siyaset karar verecekti…

Başsavcı bir parti kapatma dosyası hazırlarsa, bunu Meclis’e gönderecek, Meclis’te her partiden eşit olarak beşer üyenin oluşturacağı bir komisyon üçte iki çoğunlukla “dava açılsın” diye karar verirse, o zaman dosya Anayasa Mahkemesi’ne gidecekti. (5 Nisan 2010, madde 8)

O zaman bu teklifi çok desteklemiştim. Çünkü hukuk terörle iltisak ve irtibatı olan partinin kapatılmasını emretmez, kapatılabileceğini belirtir.

Bu madde maalesef Meclis’ten geçmemiş, Erdoğan oy vermeyen üç AK Partili vekil için “bize ihanet ettiler” diye tepki göstermişti.

Dün parti kapatmanın ülkenin uzun vadeli çıkarlarına zarar verdiği bilinciyle hareket eden Ak Parti, bugün kısa vadeli seçim ve “Cumhur ittifakı” hesabıyla hareket ediyor.

Bugün Erdoğan parti kapatma davasına karşı dursaydı, HDP hakkında bu dava açılabilir miydi? Aksine kim inanır?

YAŞANMIŞ DERSLER

Parti kapatmanın, dokunulmazlık kaldırmanın terörü ve ayrılıkçı hareketleri değil durdurmak, büsbütün tırmandırdığı şuradan bellidir ki, aynı çizgideki 9 parti kapatıldı, 1994’te 6 DEP milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılıp hapse konuldu…

Terör tırmandığı gibi partinin gibi oyları da arttı, barajı aştı… uluslararası propaganda alanını da hayli genişletti!

Terörün çıkmaz sokak olduğunu göstermek için elbette en kararlı askeri mücadeleyi sürdürürken…

Sayın vekiller, bu partiye oy veren 6 milyon vatandaşımızın “TBMM çatısı altında” yaşama duygusuna özen gösterin… Çözümü “TBMM çatısı altında” arama fikrini tahrip etmeyin… “Bu Meclis’te ben de varım” duygusunu daha da güçlendirin…

Türkiye ileri derecede entegre olmuş bir toplumdur. Hem dindaşlık hem modern vatandaşlık sayesinde iç içe geçmişizdir; demografik olarak, sosyal olarak, iktisadi olarak…

Takrir-i Sükunlar ve 12 Eylül işkenceleri ayrılıkçı duyguları yok etmedi, aksine körükledi.

Bin yıllık tarih” dilimizden düşmüyor; bu bin yıl içinde milliyetçilik duygularının dünyada hareketlendiği son yüz sene, son elli sene, son yirmi sene de var; niye ders almayalım?

  • Abone ol