TÜİK eski Başkanı Birol Aydemir, Taha Akyol’un sorularını cevapladı.

Dört ayda Merkez Bankası Başkanı değiştirildi, ne dersiniz? 

Cumhurbaşkanlığı sistemi ile bağımsız kurumların bağımsızlığı bitmiş oldu.  Bir gecede Merkez Bankası başkanı değişir oldu. Halbuki Merkez Bankası dahil bu kurumların kendi kanunlarında başkanlarının nasıl atanacağı ve görevden alınacağı var.

Bağımsız kurumların başkanları süreli atanıyordu ve görevden istisnai durumlar hariç alınamıyordu. Şimdi ise kurumların kendi kanunları uygulanmıyor artık. Bu durum aslında özel kanunun genel kanuna şamil olma ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir.  

Merkez Bankası artık Cumhurbaşkanına sormadan faizleri değiştiremiyor. Merkez Bankasının faizleri artırması ile ilgili olarak geçmişte sayın Cumhurbaşkanının söyledikleri ile ilgili bugünlerde sosyal medyada tweetler dolaşıyor.

19 Haziran 2018 yılında, yani yeni sistemin cumhurbaşkanı seçilmeden 5 gün önce, söylediği “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin ondan sonra bu faizle şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” sözleri sürekli paylaşılıyor. Gelinen nokta ortada. Yüzde 19 ile dünyada en yüksek olan faiz oranının olduğu ülkelerden biriyiz artık. Bayağı başarılı olduk ama düşürmede değil yükseltmede.  

FAİZDE BİRİNCİ ÜLKE OLDUK 

Faiz oranında OECD ve Avrupa ülkeleri içinde birinci Dünyada ise 7 inci sıradayız. Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına giremedik ama yüksek faiz oranında girdik. Bu faiz artırımından sonra dün gece Merkez Bankası başkanı görevden alındı. Son 5 yılda 4 başkan atandı. Bu başkanın ömrünün de uzun olacağını sanmıyorum.  

Bu atamalar TCMB Kanunu’na aykırıdır ve bağımsızlığını yitirdiğinin en açık delilidir. TCMB başkanının herhangi bir kamu kurumundaki bir yöneticiden farkı kalmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı sık sık başkan değiştirerek enflasyonu düşüreceğine inanıyorsa bunun mümkün olmadığını geçmişte gördük, şimdi de göreceğiz.

Aslına benim daha güzel bir önerim olacak tıpkı Varlık Fonu’nda olduğu gibi TCMB başkanlığına da kendisini atasın ve faizleri istediği gibi indirsin hatta hemen Avrupa ülkelerinde olduğu gibi 0 veya negatif faiz uygulamasına geçelim. Bunu engelleyen bir durum var mı ? Hayır yok.

Bakalım enflasyon düşüyor mu? Enflasyonun gerçek sebeplerini görmeden yani özellikle başta ithalata bağlı girdi fiyatlarındaki artış olmak üzere elektrik doğalgaz ve personel maliyetlerindeki artışları görmeden faizi indirerek enflasyonun düşürüleceğine inanmak gerçekten akıl ve bilime aykırıdır.  

TÜİK’TE 5 YILDA 5 BAŞKAN 

Siz TÜİK Başkanıydınız, tecrübeniz var. Son olarak TÜİK’te iki hafta içinde başkan değişti. Bunu nasıl anlayalım 

Ben Şubat 2016 da ayrıldım. Benden sonra 5 başkan değişti. Bu süre zarfında en son atanan başkan hariç hiçbir başkan asaleten atanmadı. Yani benden tam 5 yıl sonra bir başkan asaleten atandı. Kurumda başkan dışında asaleten atanan başka bir yönetici de yoktur.

TÜİK gibi bir kurumun 5 yıl asaleten atanan bir başkanının olmaması gerçekten çok vahim bir durum. Bu durum Kurumun bağımsızlığı ile bağdaşmadığı gibi kurumsal kapasiteyi düşüren kurumun etkinlik ve gücünü azaltan bir politikadır. İktidar kurumlara değer vermediği için kurumlara yaptığı atamalara da önem vermiyor. 

Aslında bu iktidar bilerek ve isteyerek kurumları zayıflatıyor. Güçlü kurum istemiyorlar. Çünkü güçlü kurumlar fikir, strateji ve politika üretirler, güçlü kurumlar verilen talimatları yapmadan önce düşünüp yanlışlar varsa siyasi iktidara söylerler.

Peki bu iktidar böyle kurumlar ister mi. Tabii ki hayır. Bu iktidar söylediklerini yerine getirecek, asla itiraz etmeyecek güçsüz kurumlar istiyor. Bu nedenle de başta TÜİK olmak üzere bağımsız kurumların bağımsızlıklarını bitirdi, kurumların gelenek ve kültürlerini yok etti. Sürekli bakanlıkları ve kurumları birleştirip ayırarak veya kaldırarak kurumsal zafiyetlere neden oldu ve olmakta. Ben bu duruma kurumların çöküşü diyorum. İşte bu gerçek beka sorunudur. Bu ülkede bir beka sorunu varsa bu kurumların çöküşüdür. 

TÜİK VERİLERİ TUTARSIZ 

TÜİK verilerine içte, dışta ne ölçüde güveniliyor? 

Veriler başta ekonomi olmak üzere hayatın bütün yönleri için çok önemlidir. Eğer verileriniz yoksa veya doğru değilse veriye dayalı politika üretemezsiniz, veriye dayalı politika üretemezsiniz doğru politika üretemezsiniz, doğru politika üretemeyince ülkeyi doğru yönetemezsiniz ve başarılı olamazsınız, büyüyemez gelişemezsiniz, sorunlarınızı çözemezsiniz.

Dolayısıyla elinizde veriler olacak ve bu veriler doğru ve güvenilir olacak. Kimse verilerin güvenilirliğinden şüphe etmeyecek. İşte bu yüzden bütün dünyada istatistik kurumlarının bağımsızlığına çok önem verilmektedir. Bağımsızlık istatistik kurumlarının olmazsa olmazıdır. Bağımsızlığı sağlamak ve verilere güveni artırmak için istatistik kurumlarının hükümete bağlı olmaması yönünde uygulamalar gelişmeye başlandı.

Örneğin parlamentoya bağlı olan istatistik kurumları var. Dünyada böyle bir trend ve gelişmeler varken 5 yıldır başkanı atanamayan, bağımsızlığı gitmiş bir TÜİK’in verilerine güvenebilir misiniz? Ayrıca veriler arasında tutarlık olmaması ve verilerin toplanması konusunda şüphe uyandırıcı işlemlerin olduğu bir durumda TÜİK’in verilerine nasıl güvenebiliriz?  

Ülkede istihdam düşüyor fakat işsizlik de düşüyor. Pandemi süreci ile birlikte açıklanan istihdam verileri böyle oldu. Biz bunun doğru olamayacağını defalarca söyledik. Gerekirse ilave veriler ve göstergeler yayınlayın dedik. Doğru bir adım atılarak enflasyon ve istihdam verileri için akademisyenlerin de içinde olduğu bir danışma kurulu kuruldu.

Sonuçta istihdam ve işsizlik verilerinde bizim dediğimiz şekilde ilave göstergeler yayınlandı. Ama ne oldu biliyor musunuz, atanan bu yeni başkan ilk iş olarak bu danışma kurullarını kaldırdı. Şimdi siz gelin de TÜİK’in verilerine güvenin.  

Açıklanan büyüme verileri istihdam verisi, çalışılan saat verisi ve diğer yayınlanan istatistiklerle tutarlı değil. İstihdam ve çalışılan saat azalıyor ama biz büyüyoruz. Birçok esnaf, lokanta, cafe, turizm işletmesi pandemi dolayısıyla kapanmış ama hizmet sektörü büyüyor.

Makine teçhizat yatırımları patlamış ama hangi sektörde patlamış bilmiyoruz. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bütün bunları görünce ve yönetişim sorunları ortada iken ve de kurumun bağımsızlığı tamamen kaybolmuşken TÜİK’in verilerine nasıl güvenelim.  

LİYAKAT YERİNE SADAKAT 

Yargıya bile AK Parti de bir şekilde görev almış isimlerin atandığı oluyor. Bu, kurumları nasıl etkiler? 

Kurumları zayıflatmanın ve bitirmenin bir yolu da kurumlara liyakatsız atamaların yapılmasıdır. Yeni hükümet sistemine geçildikten hemen sonra çıkarılan 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bir kurumun üst yöneticiliğine atanmak için 5 yıl kamu veya özel sektörde çalışmış olmak ve üniversite mezunu olmak yeterli hale getirildi. İktidar için önemli olan liyakat değil sadakattır.  

Liyakatı dikkate almadan yani bilgi ve tecrübeyi hiçe sayan atamalar kurumları hızla çöküşe götürür. Zira liyakatsız bir yönetici kuruma vizyon veremez, politika geliştiremez, sorunları çözemez, çalışanlarına yol gösteremez kısaca kurumu yönetemez. Çalışanlar yöneticiye güvenmez ve en önemlisi saygı duymazlar. Böyle bir kurumun da sağlıklı işlemesi ve görevlerini hakkıyla yerine getirmesi mümkün olamaz. Bakın size bir örnek vereyim.  

ASELSAN’dan bir sürü genç ve yetenekli mühendis ayrıldı. Ayrılan bu mühendislere niye ayrıldıkları sorulmuş. Ayrılık sebepleri ne biliyor musunuz aldıkları ücret veya çalışma şartları falan değil başlarına getirilen liyakatsız ve beceriksiz yöneticiler.

Bundan 7 yıl önceydi sanırım TÜBİTAK’a bağlı ULAKBİM’e (ULUSAL AKADEMİK AĞ VE BİLGİ MERKEZİ) Ankara hayvanat bahçesi müdürü  müdür yardımcısı olarak atanmıştı. Veya üniversitelere atanan ve uluslararası saygın hiçbir dergide makalesi bile yayınlanmamış onlarca rektörden bahsediliyor. Şimdi bu rektörlerin yönettiği üniversiteden hangi akademik başarıyı bekleyebilirsiniz.  

Güçlü kurumlar olmadan gelişme de kalkınma da olmaz.  

Değil kamu kurumları yargı organları bile siyaset karşısında artık çaresiz kalmış ve bağımsızlıklarını yitirmiş durumdalar. Ben geldiğimiz noktaya siyaset fetişizmi diyorum. Siyasetin karışmadığı bir alan yok artık, insanların günlük yaşamlarına bile karışıyor. Neredeyse köy derneklerinin seçimine karışılacak artık… 

İNSAN HAKLARI EYLEM PLANI? 

İnsan Hakları Eylem Planı ve Ekonomik Reform Paketi açıldı. Değerlendirmeniz nedir? 

Bu iktidar her şeyin içini boşaltıp anlamsızlaştırdığı gibi reform kelimesinin de içini boşaltmış ve anlamsızlaştırmıştır. Hukukun en temel ilkelerini yok sayan, tarafsız ve bağımsız yargıyı bitiren, anayasa mahkemesinin kararlarının uygulanmamasını teşvik eden, destekleyen, işkenceyi görmezden gelen bir iktidar insan hakları eylem planı yapsa ne olur.

Bakın açıklanan eylem planı kamuoyunda hiç olumlu etki yaptı mı? Suçsuz yere, haksız yere insanları mahkum edin sonra da insan hakkı olarak görüntülü konuşma hakkı verdik diye reform yapacağınızı söyleyin. En büyük insan hakları reformu yargıyı tarafsız ve bağımsız yapmak, delilsiz, hukuksuz ve kanunsuz şekilde insanları mahkum etmeye son vermek ve hukukun binlerce yıldır uygulanan temel ilkelerine uymakla olur.

Hukuk devleti olmadan insan hakları eylem planı yapmak ne ifade eder. Önce işkenceyi bitirin, faili meçhul cinayetleri açıklığa kavuşturun sonra eylem planı yaparsınız. CB kararı ile uluslararası bir sözleşmenin kadına şiddeti önleme amacı güden İstanbul sözleşmesini Anayasayı, kanunları ve TBMM’yi hiçe sayarak yürürlükten kaldıran bir zihniyetin insan hakları konusunda reform yapması mümkün mü? 

EKONOMİK EYLEM PLANI 

Ekonomik eylem planı ise yine iktidarın ekonomik olarak sıkışmışlığına çözüm olarak ortaya attığı ama kendilerinin bile ne olduğunu bilmedikleri bir reform paketi. Burada detaylarına girmeden kısaca geneli üzerinden görüşlerimi söyleyeceğim.  

- Açıklanan adımları, tedbirleri ve düzenlemeleri reform olarak adlandırmak mümkün değildir. 

- Bu adımlar, mevcut kurumların kendi alanlarında olağan işleyiş içinde hali hazırda uyguladıkları veya yapmaları beklenen düzenlemelerdir. Örneğin borçlanmanın ortalama vadesinin artırılması gibi. 

- Açıklanan adımların önemli bir kısmı uzun süreden beri gündemde olan, tekrarlanan ve yeni olmayan hususları içermektedir. Bu adımlar geçmişte de gündeme gelen, kalkınma planları, orta vadeli programlar ve diğer resmi dokümanlarda yer alan öneri ve vaatlerden çok farklı ve yeni değildir. 

- Somut olarak ne yapılacağı ne zaman yapılacağı, hangi kurumun bunu takip edeceği belli değildir. Paket bir eylem planı içermemektedir.  

- Hükümet reform yapma konusunda inandırıcılığını yitirmiştir. Örneğin MB’na yönelik müdahaleci söylemler, rezervlerle ilgili eksik bilgi vermeye devam edilmesi, şeffaf olmayan döviz satışlarının savunulması TÜİK Danışma Kurullarının lağvedilmesi, Ulaştırma Bakanlığı’nın KÖİ projelerinde borç üstlenimine yetkili kılınması. 

- Açıklanan vaad, taahhüt ve düzenlemeler ile iktidarı icraatları arasında ciddi çelişkiler ve tutarsızlıklar söz konusudur: 

“Kamu tarafından yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar hedef enflasyona göre belirlenecektir” denildi ama kamu tarafından hedef enflasyonun çok üzerinde fiyat ve vergi artışları yapıldı. 

“Elektrikli araçların kullanılması teşvik edilecektir” denildi ama elektrikli otomobiller üzerindeki ÖTV bir ay önce 3-4 kat yükseltildi. 

Bu sistemde kurumlar konusunda genel bir değerlendirme? 

CB Hükümet sistemi ile birlikte kurumların politika üretme yetkileri ortadan kalktı. Bakanlar eski sistemin müsteşarları kadar bile yetki sahibi değiller artık. Bakanlar ve Kurumlar kendileri ile ilgili bazı kararları resmi gazeteden öğreniyorlar.

Kurumlar sadece Cumhurbaşkanlığı tarafından alınan kararları uygulamaya çalışıyorlar. Kurumlar bilerek ve isteyerek güçsüzleştirildi, iş yapma politika oluşturma kapasiteleri yok edildi. Her şeyin tek bir kişi tarafından belirlendiği bir sistemde başka hiçbir kurumun kişinin önemi olmaz. Hiçbir bakan üst yönetici önünü göremiyor artık. Bakın bağımsız olması gereken iki TÜİK ve Merkez Bankasında son beş yıl içinde birinde 5 diğerinde 4 üncü başkan ataması yapıldı.

Bu sistem içinde ciddi bir reform mümkün değildir. Bırakın reformu her alanda geriye gidiş var. Ekonomi alanında 80 öncesi yıllara doğru gidiyoruz. İnsan hakları alanında 90’lı yılların başına geri döndük. Türkiye artık özgür olmayan ülkeler katagorisinde.

Demokrasi ve özgürlükler konusunda 167 ülke arasında 104 üncü sırada sivil özgürlükler alanında ise çok daha kötü durumda. Ülkemiz için yapılacak en büyük reform önce bu tek adam sisteminin kaldırılarak güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin sağlanması sonra da bu iktidarın değişmesidir.  

  • Abone ol