AK Parti kongresiyle birlikte bakanlarda da değişiklik olacağı söylenildi. Bu satırlar yazılırken henüz bir açıklama yoktu. Fakat giden ve gelen bakanlar kim olursa olsun, “tek yetkili” Cumhurbaşkanı’dır. “Tek kişilik hükümet” kavramının müellifi Başdanışman Mehmet Uçum, bakanların durumunu şöyle tanımlamıştır:

“Başkanlık hükümetlerinde bakanların profili son derece düşüktür…” (25 Ocak 2017)

Çünkü görevleri siyasi değil teknokrat niteliklidir…

Evet özellikle CB sisteminde böyledir. ABD’de “sekreter” denilen bakanlar Kongre onayıyla göreve gelirler. Böyle bir siyasi güce sahiptirler.

Bizde ise, bütün bakanlar ve bütün bürokratlar hiçbir denetim olmadan Cumhurbaşkanının atacağı “tek imza” ile göreve gelirler ve giderler.

‘Bağımsız’ Merkez Bankası başkanı bile bir gecede değiştirilmedi mi?

Kuvvetler ayrılığına, denetim ve dengeye, kurallar ve kurumlar ilkesine dayanan modern başkanlık sistemi ile bizdeki tek kişilik CB sistemi arasındaki fark!..

‘YUKARIYA SORALIM’

Bakanların ve kamu yöneticilerinin “düşük porofilli” olmaları onların politika üretmelerini engelliyor. CB Yardımcısı Fuat Oktay’ın ifade ettiği gibi, bu sistemde “inisiyatif almak istemeyen yöneticiler… Külliye’ye sormam lazım” diyor. (11 Mart 2021)

İşte Naci Ağbal dürüstçe ve gerçek iktisat bilgisiyle para politikası uygulamak istedi, akıbet ortada.

Kuralları ve kurumları ikinci plana iten bütün “tek kişilik hükümet” sistemlerinde kurumların inisiyatifi siliniyor, “yukarıya soralım” refleksi hakim oluyor.

Bu konuda Tahsin Paşa’nın ve Sait Paşa’nın hatıralarıyla, 1930’lar yönetimi hakkında da Yakup Kadri ve Ağaoğlu Ahmet Bey’in yazdıkları önemlidir. Özellikle “Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları”nı mutlaka okumak lazım. (Bilgi Üniversitesi yayınları)

Günümüz için TÜİK eski başkanı Birol Aydemir’in sözlerini hatırlatırım:

“Bakanlar eski sistemin müsteşarları kadar bile yetki sahibi değiller artık.” (Karar, 22 Mart)

Bu durumda ne beklenebilir?

YAPILANLARLA ÖVÜNMEK

Bu tablonun sonuçlarını, Cumhurbaşkanı ve partisinin genel başkanı Erdoğan’ın kongre konuşmasında da görmek mümkün.

Konuşma büyük ölçüde “yaptığımız hizmetler” konusundaydı. Fakat 440 milyar dolar dış kredi ve 220 milyar dolar yabancı sermaye ile daha verimli yatırımlar yapılamaz mıydı?

Bu sorunun cevapsızlığı, sistemde “denetim, denge., şeffaflık, hesap verirlik” işlevinin çok zayıf olmasının sonucudur.

Daron Acemoğlu’nun “on yıldır verimlilik artmadı” açıklaması ne Meclis grubunda ne de iktidar kurumlarında ele alındı…

Evet “2023 hedefleri”nden bahsetti fakat bu hedeflerin yarısına bile ulaşamadığımız, bu iktidarın Orta Vadeli Programı’nda açıkça yazılıdır. Bunun sebepleri araştırılıp kamuoyuna açıklanmadı.

Sistemin ‘kendini düzeltme’ kapasitesi ne kadar düşük, görüyor musunuz?

Sözü edilen “2053 vizyonu” ise tamamen soyuttur...

‘YENİ ANAYASA’

Daha önemlisi, konuşmada geleceğe dönük sözlerin hamaset ve soyut kavramlar düzeyinde kalmasıdır. Tipik örneği, yeni anayasa söylemidir:

“Ruhunda millet ve insan olan” bir anayasa…

“Ülkemizin gücü, güvenliği, kazanımları ve elbettea hedefleri” bulunan bir anayasa…

“İlhamını şanlı geçmişimizden alan, yönü Türkiye’nin geleceğine dönük” bir anayasa…

Fakat bu ifadeler yazılarak otoriter bir anayasa da yapılabilir, özgürlükçü bir anayasa da.

Zira bu ifadeler bir anayasada yer alması gereken şu asli konuları içermiyor: Devletin anayasal nitelikleri, iktidarın sınırlandırılması, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, devletin esas teşkilatı, temel hak ve hürriyetlerin teker teker tanımlanması…

Erdoğan konuşmalarında anayasa hukukunun bu olmazsa olmaz temel kavramlarına değinmiyor. Soyut ifadelerle veya “darbe anayasasından kurtulmak, sivil anayasa, 82 milyonun anayasası” gibi genel söylemle yetiniyor.

Halbuki Montesquieu daha 1748’de yayınlanan “Kanunların Ruhu” adlı muhteşem eserinde, kuvvetler ayrılığı olmazsa “her şey mahvolur” diye yazmıştı. (Türkçe baskı, İş Bankası Yayınları, s. 199)

Geleceğe dönük olarak somut hukuki kavramlara ve kaynakları rakamlarla belirtilen iktisadi programlara yer vermeyen konuşmalarla tabii kolayca hamaset yapılabiliyor ama bir “vizyon” veya da “reform” çıkmıyor.

İktidar partisinin bu kongresi böyle ‘düşük profilli’ geçti.

  • Abone ol