• 23.04.2021 10:21
  • (95)

Cumhurbaşkanı Erdoğan “128 milyar dolar” konusundaki iddialara karşı ayrıntılı bir konuşma yaptı. Merkez Bankacılığı tecrübesi olanlar dahil, iktisatçılar cevaben eleştirel açıklamalarda bulundular. Ben iktisatçı gözüyle değil “sistemin işleyişi” açısından bakacağım.

Evvela Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası’ndan 128, hatta 165 milyar dolar çıkmış olduğunu kabul etti. Bu para dört yere harcanmış: Dış ticaret açığını, parasına yurt dışına çıkaranların döviz talebini, vatandaşın döviz satın almasını ve özel sektörün döviz borçlarını ödemesini karşılamak için kullanılmış…

Biz “sistem”in nasıl bozulduğuna bakalım.

KURMUŞ, MURMUŞ HİKAYE’

Türkiye, sanayi yatırımlarını ihmal ettiği ve faizi emirle bastırdığı için TL’nin değer kaybı ve döviz darlığı sorunuyla karşılaşmıştı. Erdoğan 2018 başlarında “yastık altı döviz ve altınlarınızı bankaya yatırın” çağrısı yapıyordu.

Erzurum konuşmasında “kurmuş, muşmuş bunlar hikaye” diyerek dövizin tırmanışını kitlelere önemsiz göstermek istiyordu. (26 Mayıs 2018)

Halbuki dövizin pahalanması bütün ithalatın pahalanması, fiyatların yükselmesi yani enflasyon demektir.

Olayların akışına bakalım:

10 Temmuz 2018: Berat Albayrak, görevden uzaklaştırılan Mehmet Şimşek yerine Hazine ve Maliye Bakanı oldu. Dolar 4.53 TL idi.

İhracat yetersiz kaldığı, hükümet yüksek faizle para sıkılaştırmasına gitmediği için döviz sıkıntısı artıyordu. Dolar 7 lirayı buldu, Trump’ın tehdidi ile 8 liraya fırladı. Rahip Brunson’ın tahliyesi ateşi biraz düşürdü.

27 Kasım 2018: Hazine ve Maliye Bakanlığı Merkez Bankası’yla olan protokolü değiştirdi, iktisatçı Kerim Rota’nın ifadesiyle, “Merkez Bankası, rezerv yönetme yetkisini bu protokolle Bakanlığa devretti…

Ocak 2019: Merkez Bankası rezervlerinden bu protokole göre döviz sarfetmeye başlandı. Piyasada yapay bir rahatlama yaratıldı. Bu ortamda Martta mahalli seçimler, Haziran’da İstanbul’da ikinci defa mahalli seçimler yapıldı. İktidar kayıpla çıktı ama piyasaya dolar sürülmeseydi kayıp daha büyük olacaktı.

En önemli sistem sorunu bağımsız Merkez Bankası’nın rezerv yönetme yetkisini Hazine ve Maliye Bakanlığına devretmesidir…

KANUN NE DİYOR?

Halbuki 2001 tarihli Merkez Bankası kanununa göre, “Merkez Bankası, para politikasının uygulanmasında tek yetkili ve sorumludur.” (madde 4)

Döviz satma yetkisini protokolle Bakanlığa devretmesi kesinlikle kanuna aykırıdır. Fakat Merkez Bankası, “laf dinler” duruma getirildiği için, bu yetki devri yapıldı! İktidar oylarını sürdürmek Merkez Bankası’nın rezervlerini kullanarak yapay bir ucuz döviz ve ucuz faiz ortamı yarattı. Berat Albayrak’ın deyimiyle “dolar düştü beş liraya” süreci...

Devlet parasını yurt dışına çıkaranlara, tasarruflarını TL’den dolara çevirenlere Merkez Bankası kaynaklarını eriterek ucuz dolar vermiş oldu!

Diğer kaynaklar tüketildiği için pandemi sürecinde Merkez Bankası’nın net rezervleri eksi 65 milyar dolara kadar düştü!

Şimdi, Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesine ve rezervlerine ihtiyacımız olursa, ne yapacağız, ben bilmiyorum.

NEDEN BAĞIMSIZ?

Bu akıl almaz büyüklükteki olay, bize “sistem”in ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Siyasetçilerin seçim kazanma hırsıyla Merkez Bankası kaynaklarına el atarak makro dengeleri bozması iktisat tarihinin önemli bir olayıdır. İktisatçılar Finn Kydland ve Edward Prescott bunu ekonometrik olarak kanıtladılar ve Nobel iktisat ödülü kazandılar.

Bunun üzerine Merkez Bankası’nın bağımsızlığı fikri dünyada güçlendi: Politikacılar evet hedef belirlemeli ama para politikasını, yanı, kur, faiz, emisyon meselelerini “tek yetkili olarak” bağımsız Merkez Bankaları yürütmeli.

Böylece siyasetin seçim hesapları yerine, Merkez Bankalarının orta ve uzun vadeli teknik politikaları para politikasına yön verir. İşte dünyada faiz ve enflasyon sorunu kalmadı!

Bizde ise patladı!

Modern demokraside “milli irade” anayasayla, kuvvetler ayrılığıyla, kurumlarla, kurallarla sınırlı olarak ülkeyi yönetir. Merkez Bankaları “laf dinlemeyerek” ekonomik istikrara hizmet ederler.

Merkez Bankası Kanunu’nu KHK’larla değiştirip “laf dinler” hale getirmenin faturasını, uzun yılların birikimi olan Merkez Bankası yedek akçesini ve rezervlerini tüketerek ödüyoruz.