• 30.04.2021 08:43
  • (85)

Biden’ın mahut konuşmasına HDP de “soykırım” diyerek destek verdi. HDP hiçbir milli meselede ‘birlikte’ hareket etmiyor.

HDP’nin PKK’dan bağımsız ve Batı tipi demokrasiyi benimseyen bir parti haline gelmesinde bütün 82 milyonun faydası vardır. Dünya pratiği de gösteriyor ki, terör sorunlarının çözülmesi böyle ılımlı partilerin varlığıyla gerçekleşiyor.

HDP ise totaliter “KCK modeli”nden kurtulamadığı gibi PKK’dan bağımsız bir parti de olamadı.

Sade bu değil, HDP kin ve nefret söylemiyle uzlaşmayı engellemekte, kutuplaşmayı körüklemektedir.

KİN VE NEFRET DİLİ

HDP, Biden’ın tavrını teyiden yaptığı açıklamada 1915 olaylarını “soykırım” diye nitelemekle yetinmedi; kindar bir üslupla, “Rum, Süryani, Keldani, Kürt, Alevi ve Êzidî halklarına reva görülen ve bugün de sürdürülen katliamcı siyaset” söylemini kullanabildi!

Hadi tarihi tartışalım, herkes görüşünü söyleyebilir elbette… Ama “bugün de sürdürülen katliamcı siyaset” ne demek?!

Sorunların olması başka bir şeydir; bu laftaki kin ve nefret başka...

Terörizmin sivil kitle katliamlarını bir defa olsun kınadılar mı?

HDP kapatılmamalı bu çizgisi eleştirilmelidir.

1915 olaylarının soykırım olduğunu düşünenler, söyleyenlen olabilir. Bu yönde Türkiye’de yüzlerce kitap yayınlandı; hem de bazı üniversiteler tarafından… Elbette Garo Paylan da böyle düşünebilir ve konuşabilir.

Sorun HPD’nin izlemekte olduğu kin ve nefret siyasetidir.

1915 olayları hakkında çok yazıldı çizildi. Ben de belgeseller yaptım, kitaplar yazdım. Bugün HDP’lilere başka bir boyutu hatırlatacağım…

DÖNÜM NOKTASI

Rus ordularının İstanbul kapılarına gelmesinin ardından 1878’de imzalanan Belin Antlaşması’nda, çok vahim sonuçlar doğuracak bir madde vardı:

Madde 61- Osmanlı devleti Ermenilerin yaşadığı eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği reformları geciktirmeden yapmayı, Çerkez ve Kürtlere karşı Ermenilerin huzur ve güvenliğini sağlamayı taahhüt eder…

Bu konuda Büyük Devletler’e sürekli rapor verilecekti.

Ermeni komitaları Büyük Devletler’in bu maddeye göre müdahalesini sağlamak için silahlı eylemlerini tırmandırdılar, yaygınlaştırdılar.

Osmanlı, göçmen Çerkezleri muhtelif bölgelere iskân ediyordu. Otantik Kürt aşiret reislerinin Ermeni emlakine el koymak, gasp, yağma ve katliam yapmak gibi eylemlerine karşı Rusya da Ermenileri silahlandırdı. “Ermeni meselesi” böyle büyüdü... Birinci Dünya Savaşı’da patladı…

KÜRTLER VE ERMENİLER

Berlin antlaşmasından 35 yıl sonra yine ‘ıslahat’ gündeme geldiğinde, Ermeni Patriği Arşaroni Efendi, 10 Mayıs 1913 günlü Tanin’de yayınlanan uzun açıklamasında Kürtleri suçluyordu:

11 Mayıs günlü Tanin’de, hukuk tarihimizin büyük isimlerinden Kürt asıllı Osmanlı vatanseveri Babanzade İsmail Hakkı Bey, Partik’e cevap verdi, Kürtlere hakaret edilmemesini, Kürtlerin haysiyetine hürmet gösterilmesini istedi.

Diyarbekir milletvekili Pirinççizade Feyzi Bey Osmanlı Meclisi’ndeki konuşmasında Kürtlere seslenerek “Ermeni çeteleri karşısında sinmemelerinidevletin onların arkasında olduğunu” söyledi.

Ayrıntılara girmiyorum, bu birkaç örnek, meselenin ne kadar karmaşık olduğunu gösterir.

Sayın Orhan Miroğlu yayınladı; Kürt bilge Canip Yıldırım, “Hevsel Bahçesinde bir Dut Ağacı” adlı anılarında Ermeni arazi ve emlakine Kürtlerin nasıl el koyduğunu anlatır.

TARİHTEN GELECEĞE

Ermeni komitaları da Kafkasya’da ve Osmanlı ordusunun mağlubiyeti üzerine Doğu Anadolu’da Müslümanlara katliam yapmış, arazi ve emlakini gasp etmişlerdi. Bu Rus belgeleriyle sabittir.

Tarihin felaket dönemlerine hiç kimse kendi açısından ak-kara diye bakmamalıdır. Hele de bugün etnik milliyetçilikleri, maksimalist kin ve nefretleri körüklemekten dikkatle sakınmalıdır.

Tarihten ortak geleceğe yönelmeliyiz.

HDP Genel başkanı, anayasa hukukçusu Sayın Mithat Sancar’ın böyle maksimalist ve kindar tavırları tasvip etmediğini sanıyorum. AİHM ile Fransız, İspanyol ve Alman anayasaya mahkemelerinin içtihatları göstermiştir ki, “soykırım” beyanları ve kararları siyasidir, hukuki değildir… Özellikle de “tarih”teki olayların niteliği üzerinde hüküm vermek mümkün değildir.

HDP’nin “Türkiyelileşmek” gibi bir niyeti varsa, yaptığı bunun tam tersidir.