• 26.05.2021 07:28
  • (101)

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ortaya atılan iddiaları dış güçlerin saldırısı olarak niteledi. Bu aslında 2011’den sonraki yıllarda iktidarın geliştirdiği bir siyaset tarzı…

Faiz, döviz ve enflasyon üçü birden yükseliyor mu?.. Fakirleşiyor muyuz?.. Dış politikada yalnızlaşmış mıyız?...

Sebep dış güçlerin saldırısı…

Bu bazen “emperyal güçler, küresel güçler, üst akıl, Haçlı ittifakı” gibi kavramlarla da ifade ediliyor.

CB hükümet sistemindeki sorunlar ortaya çıkmaya başladı ya… Beştepe’de hukuk başdanışmanların Mehmet Uçum şöyle diyor:

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini bozma veya tasfiye hedefiyle Türkiye’yi yeniden küresel emperyal-faşist güç odaklarına ve iç uydularına teslim etme çabasına halkımız asla geçit vermez!” (HaberTürk, 3 Temmuz 2019)

Halbuki, iktidara birçok AK Partiliden daha aktif destek veren MHP lideri Bahçeli’nin açıkladığı metinde bile CB sistemindeki sakatlıkları görebilirsiniz: Meclis denetiminin etkisizleşmesi, yargının bağımlılığı, kurumlaşma noksanı, idarede kanunilik ilkesinin hasara uğraması gibi…

MESELA AVRUPA

Dış güçler saldırıyor söylemi hamasi duyguları kabartır elbette. Fakat sorunları çözmüyor, hatta ağırlaştırıyor.

Erdoğan 2011 hükümet programında AB sürecini “Cumhuriyet’in ilanından sonra en büyük modernleşme hamlesi” olarak nitelemişti.

Türkiye’ye oluk oluk yatırım geliyor, kişi başına milli gelir 10 bin doları aşıyordu…

Fakat izleyen yıllarda Avrupa Birliği’nden gelen otoriterleşme eleştirileri arttı… CB sistemi referandumu döneminde Hollanda ve Almanya hükümetleri, ülkelerinde propaganda toplantıları yapmamıza engel oldu…

Hatırlayacaksınız, iktidar “bunlar Haçlı ittifakı” gibi sözlerle çok sert tepki gösterdi. (27 Mart 2017)

Halbuki AK Parti iktidarı Seçim Kanunu’na 2008’de eklediği bir fıkra ile “yurt dışında propaganda yapılamaz” hükmünü getirmişti. (Madde 94’A)

Kendi kanunumuzdaki bu maddeyi belirterek krize meydan vermeden olayı kapatılabilirdik. Öyle yapmadık, Avrupa’ya meydan okuma psikolojisi referandumda bir kaç puan oy getirerek “evet”i kurtardı.

Fakat AB’la ilişkilerdeki sorunları büyüttü. Hukuk düzenindeki bozulmalar da “yatırım güvenliği” konusunda kaygılara yol açtı, artık yatırım sermayesi gelmiyor.

Cumhurbaşkanı bugün “geleceğimiz Avrupa’da” diyor...

İKİ DİLDEN HANGİSİ?

Reuters’in haberine göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünlerde Amerikalı büyük şirketlerin yöneticileriyle önemli bir görüşme yapacak. Haziran’daki NATO zirvesinde Biden’la yapacağı görüşme öncesinde gerçekten önemli.

Fakat o görüşmede “faiz sebeptir…” sözünü tekrarlayacak mıdır?..

Yahut “ekonomimiz saldırı altında… küresel güçlerin senaryoları…” diye konuşacak mıdır?..

Ya da “İslam iktisadı krizden çıkışın anahtarıdır” diyecek midir?

Hiç sanmıyorum. Büyük ihtimalle Erdoğan ilk iki dönemindeki konuşmalarında olduğu gibi “evrensel değerler… hukuk güvenliği… verimlilik… kazan-kazan” gibi kavramlarla konuşacaktır.

Hele de “Merkez Bankasını laf dinler hale getirdik” falan demesine hiç ihtimal vermiyorum.

Ama bu ikili dil, hangisinin aslî konusunda tereddütler yaratıyor, iç hukuk düzeni de örselenince işte bunca çağrıya rağmen yatırım gelmiyor…

Hem bu iktisadi ikili söylem, hem AB’la ilişkilerdeki gel-gitler gösteriyor ki, aslî konulara günlük politika ve ideoloji katmak kısa vadede oy getirse de üç beş yılda hasarı ortaya çıkıyor.

RASYONEL DİL VE DİPLOMASİ

Elbette Avrupa ve Amerika ile önemli sorunlarımız var ancak ortak çıkarlarımız çok daha büyüktür.

İç politika uğruna “yedi düvele karşı” meydan okuma tavrıyla siyaset yapmanın sonuçları ortada: Amerika ve Avrupa’da her zaman Türkiye karşıtları oldu ama her zaman Türkiye’nin kararlı taraftarları da olmuştu, onları bile kaybettik. Orta Doğu ve Akdeniz dengelerinin aleyhimize bozulduğu da ortada…

Rusya bir hafta içinde Türkiye’yi iki defa tehdit etti: Dışişleri Sözcüsü Zaharova ve ardından Dışişleri Bakanı Lavrov… Ayrıca yazacağım.

Mafya-siyaset ilişkilerinden tutun da ekonomiye ve dış ilişkilere kadar sorunlarımızı “dış güçler saldırıyor” diye kitlelere ‘satmak’ mümkün ama sonunda maliyeti ağır oluyor.

Ekonomide iktisadi rasyonalizme, devlet hayatında hukukun üstünlüğüne, dış ilişkilerde Türkiye’nin tarihten gelen diplomatik değerlerine yeniden yönelmek zorundayız.